Velleżîne yumessikûne bilkitâbi veekâmû-ssalâte innâ lâ nudî'u ecra-lmuslihîn(e)
Kitab'a sımsıkı sarılanlara ve namazı dosdoğru kılanlara gelince, şüphesiz biz, iyiliğe çalışan (erdemli) kimselerin mükafatını zayi etmeyiz.
Kitaba sarılanlara ve namazı kılmaya devam edenlere gelince, biz o iyilerin ecrini hiçbir zaman yitirmeyiz.
Bu ayet, Kitab'a sarılanların, namazı ikame edenlerin ve ıslah edicilerin mükafatını vurgulamaktadır. Temel kavramlar, Kitab'a bağlılık, namazın kuruluşu ve ıslah edicilik üzerine odaklanmaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'mesk' kelimesini bir şeyi sıkıca tutmak, bırakmamak olarak açıklar. Ayetteki 'yümessikûne' fiili, Kitab'ın hükümlerine sımsıkı sarılmayı, ondan ayrılmamayı ve onu rehber edinmeyi ifade eder. Bu, sadece okumak değil, aynı zamanda onunla amel etmek anlamına gelir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'yümessikûne bi'l-kitâb' ifadesini, Kitab'ı tutmak, ona bağlı kalmak ve onunla amel etmek olarak yorumlar. Bu, mecazi bir tutuş olup, Kitab'ın öğretilerine sıkıca bağlanmayı ve onlardan sapmamayı ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'mesk' kökünden türeyen kelimelerin Kur'an'daki kullanımının, bir şeye sıkıca tutunma, onu bırakmama ve ona bağlı kalma anlamlarını taşıdığını belirtir. Ayetteki bağlamda bu, ilahi vahye, yani Kitab'a tam bir sadakat ve bağlılık göstermeyi ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'kitâb' kelimesini yazılı olan şey olarak tanımlar ve Kur'an'da genellikle Allah'ın indirdiği vahyedilmiş metinler için kullanıldığını belirtir. Bu ayette 'el-Kitâb', özellikle Kur'an'ı veya genel olarak ilahi vahyedilmiş metinleri ifade eder ki, bu metinlere sarılmak emredilmiştir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'kitâb' kelimesinin Kur'an'da farklı anlamlarda kullanıldığını, ancak bu ayetteki gibi 'el-Kitâb' şeklinde marife olarak geldiğinde genellikle Allah'ın şeriatını ve hükümlerini içeren ilahi kitabı kastettiğini ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'kitâb' kelimesinin Kur'an'daki semantik alanını incelerken, onun sadece yazılı bir metin olmanın ötesinde, ilahi bir rehber, hükümler bütünü ve hayat nizamı anlamlarını taşıdığını vurgular. Ayetteki 'el-Kitâb', müminlerin sarılması gereken bu kapsamlı ilahi rehberliği ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'ikâme' kelimesinin bir şeyi düzgün, eksiksiz ve devamlı bir şekilde yerine getirmek anlamına geldiğini belirtir. 'Namazı ikame etmek', sadece namaz kılmak değil, aynı zamanda onun şartlarına, rükünlerine riayet ederek, huşu içinde ve vaktinde eda etmek demektir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'ikâmetü's-salât' ifadesinin, namazı tam ve eksiksiz bir şekilde, tüm farz ve vaciplerine riayet ederek kılmak olduğunu açıklar. Bu, namazın sadece şeklî değil, aynı zamanda ruhî boyutunu da kapsar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ikâme' fiilinin Kur'an'daki kullanımının, bir şeyi sağlam bir şekilde kurmak, ayakta tutmak ve devamlılığını sağlamak anlamlarını içerdiğini belirtir. 'Namazı ikame etmek', namazı sadece bir ibadet olarak yerine getirmekle kalmayıp, onu hayatın merkezine koyarak sürekli ve düzenli bir şekilde eda etmeyi ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'salât' kelimesinin kökeninde dua, tazim ve yöneliş anlamlarının bulunduğunu belirtir. Şer'î anlamda ise, belirli rükünleri ve şartları olan, Allah'a yöneliş ve ibadet eylemini ifade eder. Ayetteki 'es-salât', müminlerin Allah'a karşı yerine getirmesi gereken bu özel ibadeti kasteder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'salât' kelimesinin lügat anlamının dua olduğunu, ancak Kur'an'da ve şeriatta özel bir ibadet şeklini ifade ettiğini açıklar. Bu ibadet, Allah'a hamd, tesbih ve niyazı içeren, belirli vakitlerde eda edilen bir kulluk eylemidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'salât'ın Kur'an'daki merkeziyetini vurgular ve onu Allah ile kul arasındaki en temel iletişim ve bağlılık biçimi olarak tanımlar. Ayetteki 'es-salât', müminlerin Allah'a olan imanlarının ve teslimiyetlerinin pratik bir göstergesi olarak sunulur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'ıslah' kelimesini fesadın zıddı olarak tanımlar; bir şeyi düzeltmek, iyileştirmek ve faydalı hale getirmek demektir. 'el-Muslihîn' ise, hem kendi nefislerini hem de toplumu ıslah eden, iyiliğe yönelten ve bozgunculuktan uzak duran kimselerdir. Ayette, bu kişilerin ecirlerinin zayi edilmeyeceği belirtilir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'ıslah'ın, bir şeyin bozukluğunu giderip onu doğru ve faydalı hale getirmek olduğunu ifade eder. 'el-Muslihîn', sadece kendi hallerini düzeltmekle kalmayıp, başkalarının da iyiliğini ve düzenini sağlamaya çalışan, toplumsal fayda üreten kişilerdir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ıslah' kavramının Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu, bireysel ve toplumsal düzeyde iyileştirme, düzeltme, barıştırma ve fayda sağlama eylemlerini kapsadığını belirtir. 'el-Muslihîn', bu ayette, Kitab'a sarılıp namazı ikame ederek hem kendi hayatlarını hem de çevrelerini iyiliğe dönüştüren aktif müminleri ifade eder.
A’râf Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(170) (Vellezîne yumessikûne bil kitâbi ve ekâmus salâte innâ lâ nudîu ecrel muslihîn.)
“Kitâba sarılanlara ve namazı kılmaya devam edenlere gelince, biz o iyilerin ecrini hiçbir zaman yitirmeyiz.”