Ve-iż neteknâ-lcebele fevkahum keennehu zulletun vezannû ennehu vâki'un bihim ḣużû mââteynâkum bikuvvetin veżkurû mâ fîhi le'allekum tettekûn(e)
Hani dağı sanki bir gölgelikmiş gibi onların üstüne kaldırmıştık da üzerlerine düşecek sanmışlardı. (Onlara:) "Size verdiğimiz Kitab'a sımsıkı sarılın ve onun içindekileri hatırlayın ki, Allah'a karşı gelmekten sakınasınız" demiştik.
A’râf Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(171) (Ve iz netaknel cebele fevkahum ke ennehu zulletun ve zannû ennehu vâkıun bihim,
huzû mâ âteynâkum bi kuvvetin vezkurû mâ fîhi leallekum tettekûn.)
“Hani bir zamanlar biz o dağı gölgelik gibi tepelerine çekmiştik de üzerlerine düşüyor zannettikleri bir sırada demiştik ki; "size verdiğimiz kitâbı kuvvetle tutun ve içindekini hatırınızdan çıkarmayın, umulur ki korunursunuz." Cenâb-ı Hakk Cebrâil (a.s.)’ı göndererek Tûr dağını onların üzerlerine yükseltti, o sırada onlar bu duruma hem secde ederler iken bir yandanda bir gözleriyle dağ düşecek mi düşmeyecek mi diyerek yukarıya bakıyorlarmış.
Mûseviyyet mertebesinde Tevrat’ta verilen hakîkatleri sımsıkı tutun, denilmektedir.