Ve-in ted'ûhum ilâ-lhudâ lâ yettebi'ûkum(c) sevâun ‘aleykum ede'avtumûhum em entum sâmitûn(e)
Onları doğru yola çağırsanız size uymazlar. Onları çağırsanız da, sussanız da sizin için birdir (sonuç alamazsınız).
Eğer siz onları doğru yola çağırsanız, size uymazlar. Onları ha çağırmışsınız, ha çağırmayıp susmuşsunuz, hiç fark etmez.
A'râf Suresi 193. ayet, müşriklerin putlara yönelmesini ele alarak, onların hidayete çağrılmasının veya susulmasının bir fark yaratmayacağını vurgular. Ayet, putların acizliğini ve çağrıya cevap verememe durumunu dilbilimsel olarak 'davet', 'hüdâ', 'ittebû' ve 'sâmitûn' gibi kavramlar üzerinden işler.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'دعوة' kelimesinin asıl anlamının 'bir şeyi kendine doğru çekmek' olduğunu belirtir. Ayetteki 'تدعوهم' ifadesi, putların hidayete çağrılması, yani onlardan bir karşılık beklenmesi anlamında kullanılmıştır, ancak bu çağrının boşuna olduğu vurgulanır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'دعاء' kelimesinin Kur'an'da farklı anlamlarda kullanıldığını, bu ayette ise 'çağırmak, davet etmek' manasına geldiğini ifade eder. Putların cansızlığı nedeniyle bu çağrıya cevap veremeyecekleri mecazi olarak anlatılır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'dua' kavramının Kur'an'da hem Allah'a yakarış hem de insanları bir şeye davet etme anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'تدعوهم' ise, putlara yönelik bir davet olup, onların bu davete icabet edemeyecekleri gerçeğini ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hüdâ' kelimesinin 'lütuf ve incelikle yol göstermek' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'إِلَى ٱلْهُدَىٰ' ifadesi, putların hidayete çağrılmasının anlamsızlığını, zira onların hidayet verme veya hidayete erme kabiliyetlerinin olmadığını vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'hüdâ'nın Kur'an'da 'beyan' (açıklama) ve 'irşad' (doğru yolu gösterme) anlamlarında kullanıldığını ifade eder. Bu ayette, putların bu tür bir rehberliği ne alabilecek ne de verebilecek durumda olmadıkları anlatılır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'hüdâ' kavramının Kur'an'da 'Allah'ın doğru yolu göstermesi' ve 'insanın bu yolu bulması' olmak üzere iki temel anlamı olduğunu açıklar. Ayetteki bağlamda, putların bu ilahi rehberlikten tamamen yoksun olduğu vurgulanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ittibâ'' kelimesinin 'bir şeyin izini takip etmek, peşinden gitmek' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'لَا يَتَّبِعُوكُمْ' ifadesi, putların cansız ve şuursuz olmaları nedeniyle, kendilerine yapılan çağrıya icabet edip kimsenin peşinden gidemeyeceklerini açıkça ortaya koyar.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'ittibâ''nın 'bir şeyi örnek alarak onun yolundan gitmek' manasına geldiğini açıklar. Bu ayette, putların bu tür bir eylemi gerçekleştiremeyecekleri, dolayısıyla onlara yapılan çağrının karşılıksız kalacağı vurgulanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'samt' kelimesinin 'konuşmayı terk etmek, sessiz kalmak' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'صَـٰمِتُونَ' ifadesi, putların cansız ve konuşma yeteneğinden yoksun varlıklar olduğunu, dolayısıyla çağrıya cevap veremeyeceklerini vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'samt'ın 'söz söyleme gücüne sahipken susmak' ve 'hiç konuşma yeteneği olmamak' şeklinde iki anlamı olduğunu belirtir. Bu ayetteki 'صَـٰمِتُونَ' ise, putların ikinci anlamda, yani doğuştan konuşma yeteneğinden yoksun olduklarını ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'samt'ın 'kelamın yokluğu' olduğunu ve bu durumun bazen iradi (konuşmayı tercih etmeme), bazen de gayr-i iradi (konuşma yeteneğinin olmaması) olabileceğini açıklar. Ayetteki putlar için bu durum, gayr-i iradi ve fıtrî bir yoksunluktur.
A’râf Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(193) (Ve in ted’ûhum ilel hudâ lâ yettebiûkum, sevâun aleykum e deavtumûhum em entum sâmitûn.)
“Eğer siz onları doğru yola çağırsanız, size uymazlar. Onları ha çağırmışsınız, ha çağırmayıp susmuşsunuz, hiç fark etmez.”