Velâ yestetî'ûne lehum nasran velâ enfusehum yensurûn(e)
Halbuki onlar (edindikleri ilahlar) ne onlara yardım edebilirler, ne de kendilerine yardım edebilirler.
Bu putlar, ne o tapınanlara, ne de kendi kendilerine yardım edebilirler.
Bu ayet, putların acizliğini ve yardım edememe durumunu vurgulamaktadır. Anahtar kavramlar, 'güç yetirme', 'yardım' ve 'nefis' etrafında dönerek, putların hem başkalarına hem de kendilerine fayda sağlayamayacağını dilbilimsel olarak ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'طوع' kökünü 'itaat etmek, boyun eğmek' ve 'güç yetirmek' anlamlarında açıklar. 'İstitaat' ise bir şeyi yapmaya gücü yetmek, imkan bulmak demektir. Ayetteki 'yestetî'ûne' ifadesi, putların ne başkalarına ne de kendilerine yardım etme kudretine sahip olmadığını vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'istitaat'ı, bir fiili gerçekleştirmek için gerekli olan tüm araç ve imkanlara sahip olmak olarak tanımlar. Ayetteki kullanımı, putların yardım etme fiilini gerçekleştirecek hiçbir güce ve imkana sahip olmadığını, dolayısıyla acizliğini gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'istitaat' kelimesinin Kur'an'da genellikle bir işi yapmaya fiziksel veya manevi gücün yeterliliğini ifade ettiğini belirtir. Bu ayette, putların yardım etme konusunda mutlak bir acziyet içinde olduğunu, bu fiili gerçekleştirecek hiçbir 'istitaat'larının bulunmadığını vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'nasr' kelimesini 'yardım etmek, destek olmak' olarak açıklar. Ayetteki 'nasran' kelimesi, putların tapanlarına veya kendi varlıklarına yönelik hiçbir yardım gücünün olmadığını, onların tamamen faydasız olduğunu belirtir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'nasr' kelimesinin Kur'an'da genellikle birine karşı galip gelmesine yardımcı olmak anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayette ise putların, kendilerine tapanlara veya kendi varlıklarını korumaya yönelik hiçbir 'nasr' (yardım) sağlayamayacakları mecazi bir dille ifade edilmiştir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'nasr'ı, düşmana karşı yardım etmek ve destek olmak olarak tanımlar. Ayetteki 'nasran' kelimesi, putların ne kendilerini koruyacak ne de tapanlarına bir fayda sağlayacak bir 'nasr'a (yardıma) sahip olmadığını açıkça ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'nefs' kelimesini 'can, ruh, benlik' ve 'bir şeyin kendisi' olarak açıklar. Ayetteki 'enfusehum' ifadesi, putların kendi varlıklarını, kendi mevcudiyetlerini dahi koruyacak veya onlara fayda sağlayacak bir güce sahip olmadığını, yani kendi 'nefis'lerine bile yardım edemeyeceklerini belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'nefs'in bir şeyin özü, hakikati olduğunu ifade eder. Ayetteki 'enfusehum' kullanımı, putların kendi özlerine, kendi varlıklarına yönelik bile bir yardımda bulunamayacak kadar aciz olduklarını, dolayısıyla başkalarına hiç yardım edemeyeceklerini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'nefs' kavramının Kur'an'da hem bireysel benliği hem de bir şeyin özünü ifade ettiğini belirtir. Bu ayette 'enfusehum' kelimesi, putların kendi varlıklarını, kendi 'nefis'lerini bile koruyamayacak kadar güçsüz olduklarını, dolayısıyla ilahlık iddialarının boş olduğunu göstermektedir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'nasr' fiilini 'birine destek olmak, yardım etmek' olarak tanımlar. Ayetteki 'yensurûne' fiili, putların kendi varlıklarını koruma veya kendilerine fayda sağlama konusunda bile aciz olduklarını, bu fiili gerçekleştiremeyeceklerini açıkça ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'nasr' fiilinin Kur'an'da genellikle bir zayıfın veya mağdurun desteklenmesi anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayette ise putların, kendi 'nefis'lerine bile bu tür bir 'nasr' (yardım) sağlayamayacakları, dolayısıyla ilahlık vasfından yoksun oldukları vurgulanır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'nasr' fiilinin Kur'an'da genellikle bir üstün gücün, zayıf olana destek vermesi anlamında kullanıldığını ifade eder. Ayetteki 'yensurûne' fiili, putların kendi kendilerine bile bu tür bir destek ve yardım sağlayamayacak kadar güçsüz olduklarını, bu fiili gerçekleştiremeyeceklerini gösterir.
A’râf Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(192) (Ve lâ yestetîûne lehum nasran ve lâ enfusehum yansurûn.)
“Bu putlar, ne o tapınanlara, ne de kendi kendilerine yardım edebilirler.”