Elleżîne-tteḣażû dînehum lehven vela'iben veġarrat-humu-lhayâtu-ddunyâ(c) felyevme nensâhum kemâ nesû likâe yevmihim hâżâ vemâ kânû bi-âyâtinâ yechadûn(e)
Onlar dinlerini oyun ve eğlence edinmişler ve dünya hayatı da kendilerini aldatmıştı. İşte onlar bu günlerine kavuşacaklarını nasıl unuttular ve ayetlerimizi nasıl inkar edip durdularsa, biz de onları bugün öyle unuturuz.
Onlar ki, dinlerini bir eğlence ve oyun yerine koydular ve dünya hayatı kendilerini aldattı. Onlar, bugüne kavuşacaklarını nasıl unuttular ve âyetlerimizi nasıl inkâr ettilerse, biz de bugün onları öyle unuturuz.
Bu ayet, dinlerini eğlence ve oyun edinen, dünya hayatına aldanan kişilerin ahiretteki durumunu ele almaktadır. Anahtar kavramlar, bu kişilerin din ve dünya algısını, ahireti unutmalarını ve Allah'ın ayetlerini inkâr etmelerini dilbilimsel ve semantik açıdan derinlemesine incelemektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'ahz' kökünün bir şeyi almak, ele geçirmek anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'ittihâz' (ifti'âl babı), bir şeyi kendine mal etmek, benimsemek ve onu bir amaç veya araç olarak kullanmak anlamındadır. Burada dinin, ciddiyetinden uzaklaştırılarak bir eğlence aracı olarak benimsenmesini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ittihâz' kelimesinin mecazi anlamda bir şeyi kendine meslek veya adet edinmek olarak kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'dinlerini eğlence edinmeleri', dinin gerekliliklerini yerine getirmek yerine onu bir oyun ve oyalanma aracı olarak görmelerini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ahz' kökünün Kur'an'da genellikle bir şeyi sahiplenme, benimseme ve ona göre hareket etme anlamında kullanıldığını vurgular. 'Dinlerini eğlence edinmek', dinin özünü ve ciddiyetini göz ardı ederek onu kişisel zevk ve heveslere tabi kılmayı ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'lehv' kelimesinin insanı meşgul eden, oyalayan ve asıl işinden alıkoyan her türlü eğlence ve oyalanma olduğunu belirtir. Ayette, dinin ciddiyetini ve ahiret sorumluluğunu unutturan, faydasız ve geçici dünya meşgalelerini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî'ye göre 'lehv', insanı önemli işlerden alıkoyan, eğlendiren ve oyalanmasına sebep olan şeydir. Ayetteki bağlamda, dinin temel prensiplerini ve ahiret sorumluluğunu göz ardı ederek, dünya zevklerine dalmayı ve dini bir oyun gibi görmeyi ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'lehv' kelimesinin Kur'an'da genellikle dünya hayatının geçici ve aldatıcı yönlerini vurgulamak için kullanıldığını belirtir. Burada, dinin ciddiyetini ve ahiret bilincini kaybettiren, boş ve faydasız uğraşları ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'la'b' kelimesinin ciddiyetten uzak, boş ve faydasız oyun olduğunu ifade eder. Ayette, dinin emir ve yasaklarını ciddiye almayıp, onları bir oyun gibi görmeyi, sorumluluktan kaçmayı simgeler.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'la'b' kelimesini, 'lehv'den daha ileri bir boşluk ve faydasızlık derecesi olarak tanımlar. Ayette, dinin hükümlerini hafife almayı, onlarla alay etmeyi ve onları bir çocuk oyunu gibi görmeyi ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'la'b' kelimesinin Kur'an'da genellikle dünya hayatının geçiciliğini ve anlamsızlığını vurgulamak için kullanıldığını belirtir. Burada, dinin ahiret odaklı ciddiyetini yitirip, onu sadece dünya zevklerine yönelik bir araç olarak görmeyi ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'ğarr' kökünün bir şeyi aldatmak, yanıltmak, bir kimseyi boş bir ümide düşürmek anlamına geldiğini belirtir. Ayette, dünya hayatının geçici güzelliklerinin insanları ahiret sorumluluğundan uzaklaştırarak yanıltmasını ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'ğarr' kelimesinin, bir kimsenin kendisini güvende zannetmesine yol açan bir aldanma hali olduğunu açıklar. Ayette, dünya hayatının cazibesine kapılarak ahiret azabından emin olma yanılgısını ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ğarr' fiilinin Kur'an'da genellikle şeytanın veya dünya hayatının insanları aldatmasını ifade etmek için kullanıldığını belirtir. Burada, dünya hayatının geçici zevklerinin insanları ahiret gerçeğinden uzaklaştırarak yanıltmasını vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'nesy' kelimesinin unutmak anlamına geldiğini, ancak Allah hakkında kullanıldığında 'terk etmek, göz ardı etmek' anlamında olduğunu belirtir. Ayette, Allah'ın, kendisini unutanları rahmetinden ve yardımından mahrum bırakmasını ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'nesy' kelimesinin Allah'a nispet edildiğinde 'terk etmek, bırakmak' anlamına geldiğini, zira Allah'ın unutmasının söz konusu olmadığını ifade eder. Burada, Allah'ın, ahireti unutanları cezalandırmak üzere terk etmesini ve onlara merhamet etmemesini anlatır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'nesy' kelimesinin hem hafızadan silinme hem de bir şeyi kasten terk etme anlamlarına geldiğini belirtir. Allah hakkında kullanıldığında ise, 'terk etmek, ihmal etmek ve cezalandırmak' anlamındadır. Ayette, Allah'ın, ahiret gününü unutanları ahirette kendi hallerine bırakmasını ve onlara yardım etmemesini ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'cuhûd' kelimesinin, bir şeyi bildiği halde inkâr etmek, gerçeği reddetmek anlamına geldiğini belirtir. Ayette, Allah'ın ayetlerinin hak olduğunu bildikleri halde, kibir ve inatlarından dolayı onları inkâr etmelerini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'cuhûd' kelimesinin, bir şeyi bilerek ve isteyerek inkâr etmek, gerçeği gizlemek olduğunu açıklar. Ayette, Allah'ın varlığına ve birliğine dair delilleri, peygamberlerin getirdiği ayetleri bile bile reddetmeyi ve nankörlük etmeyi ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'cuhûd' kelimesinin, kalben tasdik ettiği halde dil ile inkâr etmek veya gerçeği bildiği halde onu reddetmek olduğunu belirtir. Ayette, Allah'ın ayetlerinin doğruluğunu idrak ettikleri halde, dünya menfaatleri veya kibirleri yüzünden onları inkâr etmelerini vurgular.
A’râf Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(51) Ellezînettehazû dînehum lehven ve leiben ve garrethumul hayâtud dunyâ, felyevme nensâhum kemâ nesû likâe yevmihim hâzâ ve mâ kânû bi âyâtinâ yechadûn.)
“Onlar ki, dinlerini bir eğlence ve oyun yerine koydular ve dünya hayâtı kendilerini aldattı. Onlar, bugüne kavuşacaklarını nasıl unuttular ve Âyetlerimizi nasıl inkâr ettilerse, biz de bugün onları öyle unuturuz.”