Elleżîne keżżebû şu'ayben keen lem yaġnev fîhâ(c) elleżîne keżżebû şu'ayben kânû humu-lḣâsirîn(e)
Şu'ayb'ı yalanlayanlar sanki orada hiç yaşamamışlardı. Şu'ayb'ı yalanlayanlar var ya, asıl ziyana uğrayanlar onlar oldu.
Şu'ayb'ı yalanlayanlar, sanki yurtlarında hiç şenlik tutmamış gibi oldular. Şu'ayb'ı yalanlayanlar var ya işte ziyana uğrayanlar, onlar oldular.
Bu ayet, Şuayb peygamberi yalanlayan kavimlerin akıbetini, sanki hiç var olmamışlar gibi yok oluşlarını ve nihai hüsranlarını vurgulamaktadır. Ayet, 'yalanlama', 'yaşamama/var olmama' ve 'hüsran' kavramları üzerinden ilahi adaletin tecellisini ve peygamberlere karşı çıkmanın sonuçlarını dilbilimsel bir derinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kezzebu (كَذَّبَ) fiili, 'yalanlamak' anlamına gelir ve bir şeyi doğru olmaktan çıkarmak, gerçeğe aykırı olduğunu iddia etmek demektir. Ayetteki kullanımı, Şuayb'ın peygamberliğini ve tebliğ ettiği hakikatleri inkâr etme, onu yalancı çıkarma eylemini ifade eder. Bu, sadece sözlü bir yalanlama değil, aynı zamanda tebliğe karşı çıkış ve düşmanlık içerir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Kezzebu (كَذَّبُوا۟) burada 'yalanladılar' anlamında olup, peygamberin getirdiği ayetleri ve mucizeleri inkâr etme, onları sihir veya uydurma olarak görme mecazını taşır. Kavmin, Şuayb'ın uyarılarını ciddiye almayıp, onun sözlerini asılsız bulduğunu gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kezzebu (كَذَّبُوا۟) kavramı Kur'an'da genellikle peygamberlerin getirdiği ilahi mesajı reddetme, ona karşı çıkma ve onu inkâr etme anlamında kullanılır. Bu, sadece bir bilgi hatası değil, aynı zamanda ahlaki bir duruşu, yani hakikate karşı direnişi ve kibiri ifade eder. Şuayb'ı yalanlamak, onun tebliğ ettiği tevhid ve adalet ilkelerine karşı çıkmak demektir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Yeğnev (يَغْنَوْا۟) fiili, 'bir yerde ikamet etmek, yaşamak, var olmak' anlamlarına gelir. Ayetteki 'lem yeğnev fîhâ' (لَمْ يَغْنَوْا۟ فِيهَا) ifadesi, o kavmin yurtlarında sanki hiç yaşamamışlar gibi yok olup gitmelerini, izlerinin silinmesini ve geride hiçbir eser bırakmamalarını anlatır. Bu, ilahi bir helakın şiddetini ve tamlığını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ğaniy (غَنِيَ) kelimesi, 'bir yerde kalmak, ikamet etmek' anlamında kullanılır. 'Kâ-en lem yeğnev fîhâ' (كَأَن لَّمْ يَغْنَوْا۟ فِيهَا) ifadesi, helak olan kavmin, yurtlarında hiç var olmamışçasına ortadan kalktığını, sanki hiç yaşamamış gibi izlerinin silindiğini belirtir. Bu, onların dünyadaki varlıklarının tamamen sona erdiğini ve unutulduğunu gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Ğınâ (غِنَى) kökünden türeyen yeğnev (يَغْنَوْا۟) fiili, 'bir yerde uzun süre kalmak, orada zenginleşmek ve varlığını sürdürmek' anlamlarını içerir. Ayetteki olumsuz kullanımı, bu kavmin yurtlarında uzun süre kalma ve varlıklarını sürdürme imkanının ellerinden alındığını, sanki hiç orada yaşamamış gibi bir anda yok edildiklerini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hâsir (خَاسِر) kelimesi, 'zarar eden, kaybeden' anlamına gelir. Ayetteki 'el-hâsirîn' (ٱلْخَـٰسِرِينَ) ifadesi, Şuayb'ı yalanlayanların hem dünya hayatında helak olup yok olmaları hem de ahirette ilahi azaba uğramaları sebebiyle tam bir hüsrana uğradıklarını belirtir. Bu, onların hem maddi hem de manevi anlamda her şeylerini kaybettiklerini ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Hasr (خَسْر) kökü, 'eksiklik, noksanlık, kayıp' anlamlarına gelir. El-hâsirîn (ٱلْخَـٰسِرِينَ) ise, sermayesini kaybeden, kar elde edemeyen ve hatta zarar eden kimseler için kullanılır. Ayetteki bağlamda, Şuayb'ı yalanlayanların, iman ve salih amel sermayelerini kaybettikleri, dünya ve ahiret saadetinden mahrum kaldıkları için en büyük zarara uğrayanlar oldukları vurgulanır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Hüsran (خُسْرَان) kavramı Kur'an'da genellikle insanın nihai kurtuluşu kaybetmesi, Allah'ın rızasından mahrum kalması ve cehenneme müstahak olması anlamında kullanılır. Şuayb'ı yalanlayanların 'hâsirîn' olması, onların sadece dünyevi bir yok oluşla kalmayıp, ahirette de ebedi azaba duçar olacaklarını, yani gerçek ve kalıcı bir kayba uğradıklarını ifade eder.
A’râf Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(92) Ellezîne kezzebû şuayben ke en lem yagnev fîhâ, ellezîne kezzebû şuayben kânû humul hâsirîn.)
“Şu'ayb'ı yalanlayanlar, sanki yurtlarında hiç şenlik tutmamış gibi oldular. Şu'ayb'ı yalanlayanlar var ya işte ziyana uğrayanlar, onlar oldular.”