Ve ce'ale-lkamera fîhinne nûran ve ce'ale-şşemse sirâcâ(n)
'Onların içinde nasıl ayı, bir ışık, güneşi de bir kandil yapmıştır?'
Ve Ay'ı bunların içinde bir nur yapmış, güneşi de bir lamba kılmış.
Bu ayet, Allah'ın yaratma kudretini ve evrendeki düzeni, özellikle ay ve güneşin işlevleri üzerinden vurgulamaktadır. Ayetteki anahtar kavramlar, bu iki gök cisminin temel niteliklerini ve yaratılış amaçlarını dilbilimsel bir derinlikle ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ceale' fiilinin bir şeyi bir halden başka bir hale dönüştürmek, bir şeyi yaratmak veya bir şeye bir özellik atfetmek anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 've ceale' ifadesi, Allah'ın ayı bir nur, güneşi ise bir sirac kıldığını, yani onlara bu özellikleri verdiğini ve bu işlevleri tayin ettiğini ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'ceale' fiilinin bazen 'halk' (yaratma) anlamında, bazen de 'sayrûret' (bir şeyi bir şeye dönüştürme) anlamında kullanıldığını açıklar. Ayetteki kullanımı, Allah'ın ayı ve güneşi belirli bir nitelikle yaratıp onlara bu işlevleri yüklediğini gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'kamer' kelimesinin bilinen ay anlamına geldiğini ve Kur'an'da genellikle gecenin aydınlatıcısı olarak zikredildiğini belirtir. Ayetteki 'el-kamer' ifadesi, Allah'ın yarattığı ve geceleri aydınlatan bu özel gök cismine işaret eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'kamer'in genellikle 'şems' (güneş) ile birlikte anıldığını ve her ikisinin de Allah'ın kudretinin ve evrendeki düzenin delilleri olarak sunulduğunu vurgular. Ayetteki 'kamer', bu kozmik düzenin bir parçası olarak 'nur' kaynağı şeklinde tanımlanır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'nur' kelimesinin aydınlık ve ışık anlamına geldiğini, ancak ay için kullanıldığında güneşten alınan ışığı yansıtma özelliğini ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'nûran' ifadesi, ayın kendi başına bir ışık kaynağı olmadığını, aksine güneşten aldığı ışığı yansıttığını mecazi olarak anlatır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'nur' kelimesinin hem maddi hem de manevi aydınlık için kullanıldığını ifade eder. Ayetteki 'nûran' ifadesi, ayın geceleri sağladığı fiziksel aydınlığı, ancak bu aydınlığın kaynağının başka bir yerden (güneşten) geldiğini ima eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'şems' kelimesinin bilinen güneş anlamına geldiğini ve Kur'an'da genellikle gündüzün aydınlatıcısı ve ısı kaynağı olarak zikredildiğini belirtir. Ayetteki 'eş-şems' ifadesi, Allah'ın yarattığı ve gündüzleri aydınlatan bu büyük gök cismine işaret eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'şems'in Kur'an'da 'sirac' (lamba, ışık kaynağı) ile birlikte kullanıldığında, onun kendi başına bir ışık ve ısı kaynağı olma özelliğini vurguladığını belirtir. Ayetteki 'eş-şems', bu bağlamda kendi ışığını üreten bir varlık olarak sunulur.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'sirac' kelimesinin lamba veya meşale anlamına geldiğini ve kendi başına ışık üreten bir nesneyi ifade ettiğini açıklar. Ayetteki 'sirâcen' ifadesi, güneşin kendi ışığını üreten, yanan bir lamba gibi olduğunu mecazi olarak belirtir, bu da ayın 'nur' olmasından farklı bir niteliğe işaret eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'sirac'ın 'nur'dan daha güçlü ve kendi kendine ışık veren bir kaynak olduğunu vurgular. Ayette güneş için 'sirac' kullanılması, onun kendi özünden ışık saçan, yakıcı ve aydınlatıcı gücünü ifade ederken, ayın 'nur' olması onun yansıtıcı özelliğini belirtir.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.