İçeriğe atla
Müddessir 48Cüz 29 · Sayfa 577

Müddessir Sûresi 48. Âyet

المدثر

Sohbete sor

Femâ tenfe'uhum şefâ'atu-şşâfi'în(e)

Artık şefaatçilerin şefaati onlara fayda vermez.

Müddessir Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Onların şefaatçileri nefsi emmarenin hayal ve vehimi ile kabul ettikleri rableri-ilahlarıdır. Nefsi emmarenin hayali ve vehimi hükmü ile Allah’a yaklaştırıyor diye kabul edilen bu şefaatçilerin bir fayda vermediği ve batıl oduğu ayan, beyan ortaya çıkmış olur. (M.D.)

“Şefaat eden kimsenin Allâh Teâlâ indindeki şefaati ancak Hakk’ın izni ile olur"[50] âyet-i kerîmesindeki sarahat mûcibince, insân-ı kâmilin sâlike ifazası dahi ancak Hakk’ın izni iledir. İşte bu âyet-i kerîmenin bu sürh-i şerîfe izafesindeki hikmet budur.[51]

(2/255) Kim ki şefaat edebilir O’nun izni olmadan,

Rahmân ve Rahîm esmâları kendisinindir çünkü ve bu şefaat makamınıda Efendimize (s.a.v) vermiştir, kim hangi mertebedeyse şefaati kendisine oradan gelir, şefaat demek o varlığın ihtiyacı olan şeyi ona vermek demek.

O’nun izni de dünyevi ve uhrevi olarak iki şekilde oluyor, dünyada iken Cenâb-ı Hakk kendi İlâh-î zâtının zuhur mahallerini insânlara sunmakta, dünyada edilen yardımlar dünyada kalıyor. Ama ahiretle ilgili yapılacak en küçük bir yardım onlardan daha hayırlıdır. Çünkü ahirette kendisine ebedi olarak kullanacağı bir sermaye oluyor, bunu çoğalttıkça o kişi âhiret binasını daha sağlam olarak kurmuş oluyor. Cenâb-ı Hakk’ın Kelâm esmâsını lütfetmesi ve karşı tarafında Sem’i esmâsını faaliyete geçirmesiyle bu mümkün oluyor. Yani şefaat Kelâm’dan Sem’i ye aktarılıyor oradan gönüle oradan da faaliyet sahasına geçmiş oluyor. Bu silsile olarak devam ediyor o kulak gün geliyor göz oluyor, gönül oluyor ondan sonra kendisi Kelâm oluyor ve bu sefer kendisi başkalarına şefaat ediyor. İşte bu şefaat bir bakıma Kevser pınarı ve şefaatın en büyüğünü ahirette Efendimiz (s.a.v) yapacak, “umarım ki Makam-ı Mahmud benimdir” dediği şekilde, hamdedilmiş makamın sahibi, bütün bu âlemlerde ne kadar şefaati haketmiş insân varsa onlaradır.[52] “ İz- -T-B- ”

Yolumuza Mesnevi-i Şerif Beyitleri ile devam edelim.

Peygamber buyurdu ki: "Kıyâmet gününde günahkârları ne vakit yaş dökücü olarak terk ederim?"

Bu beyt-i şerîfde “Benim şefaatim ümmetim­den büyük günâh sâhipleri içindir” hadîs-i şerifine işâret buyurulur. Bu hadîs-i şerifi İbn Abbas ve Câbir ve Enes ve şâir ashâb-ı kirâm rivâyet buyur­muşlardır. Ve Ebû Derdâ hazretlerinin rivâyetine göre hadîs-i şerif “Benim şefâatim ve eğer zinâ ve sirkat etse bile Ebî Zer’in enfine rağ­men, ümmetimden günâh-ı kebâir sâhiblerinedir” suretinde vâki’ olmuştur. Ve Mişkâtde “Bâb-ı şefaat"de münderic uzun bir hadîs-i şerifin âhirinde şöyle buyrulmuştur. “Ve ben onları nârdan çıkarırım ve cennete idhâl ederim; ancak Kur’ân’ın habs ettiği kimse nârda kalıncaya kadar.” Ve Kur’ân’ın cehennemde hasb ettiği kimse­ler, müşrikler ve münkirler ve münâfiklardır ki, onlar hakkında Kurân-ı Ke­rîm (Müddessir, 74/48) “Şefaat edenlerin şefaati onlara fayda vermez” buyurur.

"Onları ağır işkenceden kurtarmak için, ben âsîlerin can ile şefâatçisiyim."

Asileri ve ehl-i kebâiri, nakz-ı ahd itabından, cehd ile kurtarırım.''

“Nakz-ı ahd” budur ki, Allâh’a ve peygamber ve kitâba îmân etmekle emr-i İlâhîye ittibâ’ ve nehy-i ilâhîden içtinâb için ahd etmiş olduğu halde, bu ahdini bozarak, günâh-ı kebâir işlemektir.

Ümmetimin sâlihleri ise, zarar gününde, benim şefâatimden fâriğdirler."

“Ahidlerine vefâ eden benim ümmetimin sâlihleri, yevm-i kıyâmette be­nim şefâatime muhtâc olmazlar; zîrâ onlar hakkında hayât-ı dünyeviyyede iken şefâatim vâki’ olmuştur. Binâenaleyh âhirette onlara şefâat, hâsılı tah­sil kabilinden olduğundan, abes olur. Onların bu salâhı dünyâda benim şefâ­atim sâyesindedir.”

"Belki onlar için şefâatler olur; onların sözü, hükm-i nâfiz gibi gider."

Ya’nî “Benim ümmetimin sâlihleri, başkalanna şefaat eder. Yevm-i kıyâmette onların sözü, bir emîrin ve hâkimin, hükm-i nâfizi gibi müessir olur.” Nitekim bir hadîs-i şerîfde buyurulur: “Benim ümmetimden sâlih bir adamın şefâati ile Benî Temîm ka­bilesi efrâdından daha çoğu cennete girer.” Ve dîğer bir hadîs-i şerîfde buyu­rulur: “Muhakkak benim ümmetimden kabilelere şefâat eden ve bir kabileye şefâat eden ve asabeye, ya’nî on ikiden kırk kimseye ka­dar şefâat eden ve bir adama şefâat eden kimseler vardır ki, cennete girer.”[53]


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(2)