Femâ tenfe'uhum şefâ'atu-şşâfi'în(e)
Artık şefaatçilerin şefaati onlara fayda vermez.
Artık onlara şefaatçilerin şefaatı fayda vermez.
Bu ayet, kıyamet gününde inkârcılara şefaat edilmeyeceğini vurgulayarak, şefaatin ancak Allah'ın izniyle ve belirli kişiler için geçerli olacağını ima etmektedir. Kelimelerin kök anlamları, şefaatin fayda verme ve aracı olma işlevini net bir şekilde ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'nef'' kökünü 'bir şeyin diğerine fayda sağlaması, yarar getirmesi' olarak açıklar. Ayetteki 'tenfe'uhum' ifadesi, şefaatin inkârcılara hiçbir yarar sağlamayacağını, onlara fayda vermeyeceğini vurgular. (el-Müfredât, s. 809)
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'nef'' kökünün 'menfaat, fayda' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, şefaatçilerin şefaatinin, Allah'ın rahmetinden mahrum kalanlara hiçbir menfaat sağlamayacağını, onlara bir yarar getirmeyeceğini ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'şefâat' kelimesini 'iki şeyi bir araya getirmek, birini diğerine katmak' olarak açıklar. Ayetteki 'şefâat' ise, şefaatçinin, şefaat edilecek kişiyle birlikte Allah'a yönelerek onun lehine aracı olmasını ifade eder, ancak bu ayette bu aracılığın fayda vermeyeceği belirtilir. (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân, s. 280)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'şefâat' kelimesinin 'birinin diğerine yardımcı olması, onunla birlikte hareket etmesi' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'şefâat', şefaatçilerin, inkârcılar için Allah katında bir yardım talebinde bulunma girişimini ifade eder, ancak bu girişimin sonuçsuz kalacağı vurgulanır. (Mecâzü'l-Kur'ân, c. 2, s. 250)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'şefâat' kavramının Kur'an'da genellikle 'Allah'ın izniyle bir başkası için aracılık etmek' anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayette ise, şefaatin fayda vermeyeceği kişiler için bu iznin söz konusu olmadığını, dolayısıyla aracılığın geçersiz olduğunu ifade eder. (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s. 205)
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'şâfi'' kelimesini 'şefaat eden, aracı olan kişi' olarak tanımlar. Ayetteki 'eş-şâfi'în' ifadesi, kıyamet gününde Allah katında başkaları için aracılık yapma yetkisine sahip olanları ifade eder, ancak bu ayette onların şefaatinin inkârcılara fayda vermeyeceği belirtilir. (Umdetü'l-Huffâz, c. 2, s. 345)
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'şâfi'' kelimesinin 'bir şeyi diğerine katan, birinin lehine konuşan' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'eş-şâfi'în', Allah'ın izniyle şefaat etme makamına sahip olanları ifade eder, ancak onların dahi inkârcılara şefaat edemeyecekleri vurgulanır. (Basâiru Zevi't-Temyîz, c. 3, s. 320)
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'şâfi'' kelimesinin 'bir başkası için aracı olan, onun adına konuşan' anlamını taşıdığını belirtir. Ayetteki 'eş-şâfi'în', şefaat etme yetkisine sahip olan peygamberler, şehitler veya salih kullar gibi kişileri ifade eder, ancak onların şefaatinin dahi inkârcılar için geçerli olmayacağı vurgulanır. (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi, s. 450)
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.