Śumme żehebe ilâ ehlihi yetemettâ
Sonra da kasıla kasıla ailesine gitmişti.
Sonra da çalım sata sata ailesine gitti.
Bu ayet, inkarcının kibirli ve umursamaz tavrını, hakikatten yüz çevirip kendi çevresine dönmesini tasvir etmektedir. Özellikle 'yürüyüş' fiili üzerinden bu kibir ve gurur hali vurgulanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'zehebe' kelimesinin asıl anlamının bir yerden ayrılıp başka bir yere yönelmek olduğunu belirtir. Ayetteki kullanımı, inkarcının hakikatten yüz çevirip kendi çevresine, yani 'ehlihi'ne dönmesini ifade eder, bu da bir tür kaçışı ve hakikatten uzaklaşmayı simgeler.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'zehebe' fiilinin bazen mecazi anlamda bir şeye yönelmek, bir şeyi benimsemek anlamında da kullanılabileceğini ima eder. Burada ise fiziksel bir gidişin yanı sıra, inkarcının zihinsel ve ahlaki olarak kendi yalanına ve çevresine yönelmesini de içerir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'ehl' kelimesinin kişinin eşi, çocukları, kabilesi veya kendisine yakın olan kimseler için kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'ehlihi' ifadesi, inkarcının hakikatten yüz çevirdikten sonra, kendisini destekleyen, onunla aynı görüşü paylaşan çevresine dönmesini ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'ehl' kelimesinin bir şeye mensup olan, bir şeyle ilişkili olan kimseler için kullanıldığını açıklar. Bu bağlamda, inkarcının kendi 'ehline' gitmesi, onun hakikati reddeden ve kendi yalanını onaylayan çevresine sığınmasını, onlardan destek bulmasını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'temettâ' fiilinin, kişinin kendisini büyük görerek, gururla ve kibirle yürümesi anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'yetemettâ' ifadesi, inkarcının hakikati reddetmesinin ve yüz çevirmesinin ardından, bu tavrından dolayı duyduğu kibri ve gururu fiziksel yürüyüşüyle dışa vurmasını tasvir eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da kibir ve gurur kavramlarının sıkça ele alındığını ve bu tür fiillerle somutlaştırıldığını belirtir. 'Yetemettâ' fiili, sadece fiziksel bir yürüyüşü değil, aynı zamanda inkarcının içsel durumunu, yani Allah'ın ayetlerine karşı takındığı küstah ve umursamaz tavrı sembolize eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'temettâ' fiilinin, kişinin kendisini uzatarak, yani kasılarak yürümesi olduğunu ve bunun genellikle kibir ve gurur alameti olduğunu açıklar. Ayetteki bu kullanım, inkarcının hakikati reddetme cüretini ve bu cüretinden kaynaklanan benlik şişkinliğini vurgular.
Kıyâmet Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Sonra da çalım sata sata ailesine gitti.” (75/33)
Sonra gitti, nereye gitti ehline-ailesine doğru gitti, nasıl gitti, çalım sata, sata gitti.
Bizler aslında Hakk olan Allah (c.c.) ehli yani halkıyız. Nasıl ki efendimiz Hazreti Ali, Hazreti Fatıma, Hazreti Hasan ve Hasan Hüseyin abasının (pencü ali aba) altına alarak ehli-beytim diyerek taltif etmişlerdir. Bizlerde onun evlatları olduğumuzdan dolayı onun da ehli beyti olmaktayız…
Çalım satmak; gösteriş yapmak, büyüklük taslamak…
"Çalım satmayı bırak da işini düzgün yap."
"Evinde yiyecek ekmeği yok, çalım satmaya çalışıyor."
"Bilmediğimiz insan değilsin, bize çalım satmaya çalışma."[192]
Üstünde olmayan hâli kendinde varmış gibi büyüklük taslamak…
Mesnevî-i Şerifte anlatılan hikâyelerinden biri evinde yiyecek ekmeği dahi olmadığı halde elinde bir miktar kuyruk yağı ile bıyıklarını her gün yağlayarak yanına gittiği kişilere şöyle yağlı yedim, böyle yağlı yedim, diye anlatan bir adam ile alakalıdır.
Hazreti Mevlânâ bu kişinin midesini, karnını konuşturarak Allah seni bildiği gibi yapsın! Yalancının önde gideni bu böbürlenme, büyüklenme caka satma nedir? Diye konuşturmaktadır.
Bir gün eve giren kedinin biri bu kuyruk yağının kapıp kaçar ve yalancının yalanı ortaya çıkar… İşte bu kötü olan büyüklenme caka satmaktır.
Nakşibendi hazretleri yolda geldiği durum ile yolunun halinden tefekküre kapalı tasdikçi olmasından dolayı, Abdülkadir Geylani hazretlerine bir şiir yazmış ve bu şiiri kabri başında okumuştur. Abdülkadir Geylani hazretleri ruhaniyyet kendisine temessül etmiş ve bunu gönlüne nakş et demiştir. İşte bundan sonra “Bekriyye” tarikati, “Nakşibendiye” diye anılmaya başlamıştır. Şahı Bahaeddin Nakşibend oluşan bu hâl ve heybet ile etrafında kimseye iltifat etmeden dolaşmaya başlayınca, ne kadar kibirli adam, büyüklenerek dolaşıyor diye hakkında konuşulmaya başlamıştır. O da bu kibir değil, Kibriyadır. Yani Allah (c.c) büyüklüğünün tezahürüdür, demiştir. Bu da Hakk’ın varlığının orada tezahür etmesi ile övülen bir caka satmadır…
İşte övülmeyen cakayı satan büyüklenen, ehli olduğu Esmâ-i İlahiyye “Mütekebbir” esmâsının yanına gider. Aziz, Cabbar, mütekebbir şeytânın esmâlarındandır. Yani rabbi olan İblisin yanına caka sata sata, büyüklenerek, böbürlenerek gider.
أَوْلَى لَكَ فَأَوْلَى {القيامة/34}
(Evlâ leke fe evlâ.)