Ve yetûfu ‘aleyhim vildânun muḣalledûne iżâ raeytehum hasibtehum lu/lu-en menśûrâ(n)
Çevrelerinde, gördüğünde saçılmış inciler sanacağın, hep aynı gençlik ve güzellikte kalacak hizmetçiler dolaşır.
İnsan Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Zâhiren vildân’ın, buluğ çağından önce ölmüş olan kız çocukları olduğu tefsirlerde söylenmektedir. Buluğ çağına ererek mükellef olmadıklarından dolayı günah ve sevap hükmüne tabî olmadıkları için cennette bu görevi yüklenmişlerdir. Bunların pırıl pırıl çok güzel kıyafetler içerisinde dolaşmaları inci taneleri gibi gelir.
Bâtınen ise, Cenâb-ı Hakk (c.c)’ın vermiş olduğu ilâhî rahmet kişi kıymetini bildiği sürece kalıcıdır ve de insânın en güzel şekli buluğ çağına ermeden önceki safiyet, günahsızlık hâlidir. Ve vildân da Cenâb-ı Hakk (c.c)’ın bu hal üzere kişiye göndermiş olduğu vâridat-ı ilâhîyyedir. Bu vâridatlar kişinin etrafında dolaşırlar ve gönül âleminden
içeriye girerek orada kalıcı olurlar.
Şöyle bir gözümüzü kapatarak mânâ âleminden bir şeyler düşünmeye başladığımızda bu mânâlar bize pırıl pırıl inciler gibi güzellikler ortaya koyarlar. Ve bunlar gönlümüzün etrafında döner dururlar.
“gördüğün zaman saçılmış inciler sanırsın.” Bu ifade çok dikkat çekicidir. Üçüncü şahsa “muhatap” bilgi verilmektedir. Birinci şahıs bütün bunları anlatan, ikinci şahıs, anlatılan cennet ehli, üçüncü şahış ise, muhatap anlatılan bu hallerden bilgi verilendir. Bunları idrak etmek Kûr’ân-ı Kerîm-i bize daha iyi anlamamızın yollarını oluşturacaktır.
وَإِذَا رَأَيْتَ ثَمَّ رَأَيْتَ نَعِيمًا وَمُلْكًا كَبِيرًا
(Ve izâ reeyte semme reeyte naîmen ve mulken kebîrâ.)