İçeriğe atla
Mürselât 39Cüz 29 · Sayfa 581

Mürselât Sûresi 39. Âyet

المرسلات

Sohbete sor

Fe-in kâne lekum keydun fekîdûn(i)

Eğer bir tuzağınız varsa, haydi bana tuzak kurun!

Mürselât Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Cenab-ı Hakk Ali İmran Sûresinde “Mekarallah” Allah hile tuzak kurduğunu belirtmektedir. (M.D.)

Mekr” dir. Diyanet ansiklopedisinde Mekr, aldatmak, hile yapmak suretiyle birinin amacına ulaşmasını engellemek anlamında mastar, hile aldatma manasında da isim olarak kullanılır.

Mekr, Allaha nispet edildiğinde ise kötüleri hilelerinden dolayı cezalandırmak, tuzak ve düzenlerini etkisiz hale getirmek olarak,

Âli İmran ..”54” Ve Mekr (hilekarlık) yaptılar. Allahu Tealâ da mekrlerine (hilelerine) karşılık verdi. Ve Allah hile yapanların hayırlısıdır.

Cenâbı Hakk, nefsi emmarelerin hareketiyle meydana çıkan bu tür fiilleri ve onların ilahi mekr ile boşa çıkarılışını biz kullarına bunlardan ibret almamız için açıklıyor. Bu hallerin iyi görülmesini, yani hayırlı olan mekrin iyi anlaşılmasını istiyor. Böylece biz kularını bu hallerden uzaklaştırıp tövbeye zorlamaktadır.

Kuran-ı Keriyme iyice göz atarsak Mekr hadiselerinin örnekleri de çoktur. Bedr savaşında müslümanların sayısı müşriklere az gösterilip bedire geldiklerinde sayıca çok fazla gözükmelerine rağmen büyük bir bozgun yediler. Hakkın buradaki hayırlı mekri onların mekrini açığa çıkarmıştı.

Hz. Rasulullahın Mekkede öldürülme planları yapılmış, her kabilenin savaşçı gençleri seçilmişti. Böylece efendimizin kim öldürdüye gitmesi arzulanıyordu. Ancak cebrâil as. Bunu kendisine haber veriyor, o da yatağına Hz Ali efendimizi yatırarak aralarından geçip gidiyordu. Sonra İz takibi yapan kişinin atının ayakları kuma batıyor, gittikleri mağarada örümcek ağı ve güvercin yuvası görüyorlardı. Böylece Hakkın onlara İlahi mekri olmuştu.

Mekr, çok farklı yönlerden olabilmekte ancak kendi kanaatimce en tehlikeli mekr ilim ehline, ehli tarîke olmaktadır. Zamanla edinilen ilimler nefsi emmare tarafından kullanılmakta, hele hele klasik tarikat anlayışındaki yerlerde çevrenin tuttuğu alkış nefsi emmareyi türlü mekrin içine çekebilmektedir. (Ç.H.U.)

Mûsâ a.s. Sihirbazlar ile karşılaşmasında Kûr’ân-ı Kerimde bu hileye karşı nasıl üstün geldiği anlatılır.






(Kâlû in hâzâni le sâhirâni yurîdâni en yuhricâkum min ardıkum bi sihrihimâ ve yezhebâ bi tarîkatikumul muslâ.)

(Tâ-Hâ-20/63) “Bu ikisi gerçekten iki sihirbazdır. Sihirleri ile sizi yurdunuzdan çıkarmak ve üstün olan tarikâtınızı (yolunuzu, dîninizi), yok etmek istiyorlar.” dediler.”


Nefs-i emmâre yani Fir’âvn taraftarı olan hayal ve vehim. Akıl ve fikir hakkında “bu ikisi,” kendi zanları üzere hayal etikleri, akıl ve fikir hakkında kendi hayal ve vehim halkına, sizi beden yurdundan çıkarmak istiyorlar bunlar gerçekten sihirbazdır dediler.






(Fe ecmiû keydekum summe’tû saffen, ve kad eflehal yevme menista’lâ.)

(Tâ-Hâ, 20/64) “(Fir’âvn şöyle dedi): “Artık hilelerinizi (sihirlerinizi) toplayın. Sonra saf saf (sırayla) gelin. Ve o gün üstün gelen, felâha (kurtuluşa, zafere) ulaşmış olur.”


Fir’âvn olan, nefsi emmâre, taraftarları olan, Kahhar ve cebbar taraftarlarına, bütün hayal ve vehim hilelerinizi, bunların yapımı için âletlerinizi toplayıp gelin. Onlara-akıl ve fikre üstün gelin, dedi.






(Kâlû yâ mûsâ immâ en tulkıye ve immâ en nekûne evvele men elkâ.)

(Tâ-Hâ-20/65) “Ya Mûsâ, (asânı) sen mi atarsın yoksa önce atan biz mi olalım?” dediler.”


Ya Mûsâ (asânı-aklını) senmi? Atarsın yoksa! Bizlermi atalım? Dediler.






(Kâle bel elkû, fe izâ hıbâluhum ve ısıyyuhum yuhayyelu ileyhi min sıhrihim ennehâ tes’â.)

(Tâ-Hâ-20/66) “(Mûsâ (a.s.)): “Hayır, (siz) atın!” dedi. Böylece (onları attıkları) zaman onların ipleri ve asâları, kendisine, onların sihirlerinden dolayı “hızla hareket ediyor” gibi göründü.”


O gün madenlerinden civa gibi madenler ile çeşitli sihirbazlık örnekleri göstermişler. Cıva sıcaklığın tesiri ile genişlediğinden, dışarıdan bakanlar hareket ediyor zannettiler. Bilindiği üzere her peygamber kendi döneminde hangi ilim ileri düzeyde ise o ilmin en kemâlli hali ile ortaya çıkmaktadır ki o mevcut ilmin beşer ilmi olduğunu, idrâk ettirerek o ilmin üzerinde, ilâh-î bir ilim olduğunu ortaya koymaktadırlar. Mûsâ (a.s.) döneminde sihirbazlık en ileri düzeyde imiş.




(Fe evcese fî nefsihî hîfeten mûsâ.)

(Tâ-Hâ-20/67) “Bu sebeple Mûsâ , kendinde bir korku hissetti.”


Düşmanını küçük görme, denir, işte Mûsâ (a.s.)’da karşısında bu kadar çok rakip görünce bir an bu şekilde hissetti. Kendisinde bulunan az da olsa vehim duygusu harekete geçmişti. Bu yüzden biraz tereddüt geçirdi.




(Kulnâ lâ tehaf inneke entel a’lâ.)

(Tâ-Hâ-20/68) “Korkma! Muhakkak ki sen, sen üstünsün.” dedik.


İşte bu yüzden o anda “bizde” orada olduğumuzdan kelâm sıfatı ile “Korkma! Senin hakikatin bizim hakikatimiz olduğundan “sen, üstünsün.” dedik.






(Ve elkı mâ fî yemînike telkaf mâ sanaû, innemâ sanaû keydu sâhırin, ve lâ yuflihus sâhıru haysu etâ.)

(Tâ-Hâ-20/69) “Ve sağ elindekini (asânı) at, onların yaptığı şeyleri yutacak. Onların yaptıkları sadece sihirbaz hilesidir ve sihirbazlar, nereden gelirse gelsin ler, felâha (kurtuluşa) eremezler.”


Daha evvelce yere attığın gibi gene asânı yere at, Akıl Mûsâsının nûr-u ile onların yaptıkları hayali gösterileri bitki asıllı olan asân, Hakikatinde “Hay” ismini taşıyan bir kemâle erişerek onların nefs-i emmâreleri ile ürettikleri hayallerini gene aynı yoldan ortadan kaldıracaktır. Hangi kaynaktan gelirlerse gelsinler, hilelerle ürettikleri o oyunları ile “felâha-kurtuluşa” eremezler.






(Fe ulkıyes seharatu succeden kâlû âmennâ bi rabbi hârûne ve mûsâ. )

(Tâ-Hâ, 20/70) “Bunun üzerine sihirbazlar secde ederek yere kapandılar. Biz: “Hârûn ve Mûsâ'nın Rabbine îmân ettik.” dediler.”


Mûsâ (a.s.)’ın asâsını yere attıktan sonra onların yaptıkları bütün sihirlerini yutunca sihirbazlar bu işin beşer işi olmadığını anlayarak secdeye kapandılar. Ve yakîn imânı ile “Hârûn ve Mûsâ'nın Rabbine îmân ettik.” dediler.”

Nasıl ki, Allah’ın tecellisi Mûsâ (a.s.) a ağaçtan görünmüştü, sihirbazlara da bu tecelli Mûsâ’dan görünmüş oldu, bu hakikati anlayan sihirbazlar, meslekleri icabı asâ’nın yılan olmasını ilâh-i bir hâl olduğunu halktan daha evvel anladılar.[29] “ İz- -T-B- ”

Görüldüğü daha dünya hayatında nefsi emmarenin hayali (mekr) hile, sihir bir işe yaramadığı gibi toplanma yerinde suçluların hilesinin bir işe yaramayacağı apaçık hakikattir. (M.D.)

İlâhî Keyd (Tuzağın Hakikati)

İbnü’l-Arabî, Allah’ın “mekr” (tuzak) ve “keyd” (hile) sıfatlarını celâl tecellileri olarak değerlendirir. Kur’an’da “Şüphesiz benim tuzağım (keyd) çetindir” (A‘râf 7/183) buyrulur. Bu perspektiften bakıldığında, kâfirlerin dünyada kurdukları “keyd” (tuzak) ne kadar zayıf ve geçici ise, Allah’ın “keyd”i (ilahî ceza) o kadar güçlü ve kesindir. Âhirette, kâfirlerin ellerinde hiçbir “keyd” kalmamıştır; çünkü oyun, onların aleyhine dönmüştür.

“Keyd” ve Nefsin Aldanışı

İbnü’l-Arabî’nin nefs mertebeleri düşünüldüğünde, bu âyet nefs-i emmâre’nin (kötülüğü emreden nefsin) en büyük yanılgısını sembolize eder. Nefs-i emmâre, dünyada iken kendince “hileler” kurar, Hak’tan kaçmak için tuzaklar düzenler. Ancak âhirette, bu “hilelerin” hiçbirinin işe yaramadığını, asıl “keyd”in Allah’a ait olduğunu anlar. İşte 77/39 âyeti, bu anlayışın bir ifadesidir: Kâfirlere, “Dünyada kurduğunuz o kadar tuzak varken, şimdi bana karşı bir hileniz varsa gösterin!” denir.