İçeriğe atla
TefsirMürselât
Sure 77Mekkî50 ayet

Mürselât

Gönderilenler

المرسلات

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَـٰنِ الرَّحِيمِ

1Cüz 29 · Sayfa 580

وَٱلْمُرْسَلَـٰتِ عُرْفًا

Velmurselâti ‘urfâ(n)

(1-7) Ard arda gönderilenlere, kasırga gibi esenlere, hakkıyla yayanlara, hakkıyla ayıranlara, özür ya da uyarı olmak üzere öğüt bırakanlara andolsun ki, uyarıldığınız (Kıyamet) mutlaka gerçekleşecektir.

2Cüz 29 · Sayfa 580

فَٱلْعَـٰصِفَـٰتِ عَصْفًا

Fel'âsifâti ‘asfâ(n)

(1-7) Ard arda gönderilenlere, kasırga gibi esenlere, hakkıyla yayanlara, hakkıyla ayıranlara, özür ya da uyarı olmak üzere öğüt bırakanlara andolsun ki, uyarıldığınız (Kıyamet) mutlaka gerçekleşecektir.

3Cüz 29 · Sayfa 580

وَٱلنَّـٰشِرَٰتِ نَشْرًا

Ve-nnâşirâti neşrâ(n)

(1-7) Ard arda gönderilenlere, kasırga gibi esenlere, hakkıyla yayanlara, hakkıyla ayıranlara, özür ya da uyarı olmak üzere öğüt bırakanlara andolsun ki, uyarıldığınız (Kıyamet) mutlaka gerçekleşecektir.

4Cüz 29 · Sayfa 580

فَٱلْفَـٰرِقَـٰتِ فَرْقًا

Felfârikâti ferkâ(n)

(1-7) Ard arda gönderilenlere, kasırga gibi esenlere, hakkıyla yayanlara, hakkıyla ayıranlara, özür ya da uyarı olmak üzere öğüt bırakanlara andolsun ki, uyarıldığınız (Kıyamet) mutlaka gerçekleşecektir.

5Cüz 29 · Sayfa 580

فَٱلْمُلْقِيَـٰتِ ذِكْرًا

Felmulkiyâti żikrâ(n)

(1-7) Ard arda gönderilenlere, kasırga gibi esenlere, hakkıyla yayanlara, hakkıyla ayıranlara, özür ya da uyarı olmak üzere öğüt bırakanlara andolsun ki, uyarıldığınız (Kıyamet) mutlaka gerçekleşecektir.

6Cüz 29 · Sayfa 580

عُذْرًا أَوْ نُذْرًا

‘Użran ev nużra(n)

(1-7) Ard arda gönderilenlere, kasırga gibi esenlere, hakkıyla yayanlara, hakkıyla ayıranlara, özür ya da uyarı olmak üzere öğüt bırakanlara andolsun ki, uyarıldığınız (Kıyamet) mutlaka gerçekleşecektir.

7Cüz 29 · Sayfa 580

إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَوَٰقِعٌ

İnnemâ tû'adûne levâki'(un)

(1-7) Ard arda gönderilenlere, kasırga gibi esenlere, hakkıyla yayanlara, hakkıyla ayıranlara, özür ya da uyarı olmak üzere öğüt bırakanlara andolsun ki, uyarıldığınız (Kıyamet) mutlaka gerçekleşecektir.

8Cüz 29 · Sayfa 580

فَإِذَا ٱلنُّجُومُ طُمِسَتْ

Fe-iżâ-nnucûmu tumiset

Yıldızların ışığı söndürüldüğü zaman,

9Cüz 29 · Sayfa 580

وَإِذَا ٱلسَّمَآءُ فُرِجَتْ

Ve-iżâ-ssemâu furicet

Gök yarıldığı zaman,

10Cüz 29 · Sayfa 580

وَإِذَا ٱلْجِبَالُ نُسِفَتْ

Ve-iżâ-lcibâlu nusifet

Dağlar ufalanıp savrulduğu zaman,

11Cüz 29 · Sayfa 580

وَإِذَا ٱلرُّسُلُ أُقِّتَتْ

Ve-iżâ-rrusulu ukkitet

Peygamberler için (ümmetlerine şahitlik etmek üzere) vakit belirlendiği zaman (kıyamet gerçekleşir).

12Cüz 29 · Sayfa 580

لِأَىِّ يَوْمٍ أُجِّلَتْ

Li-eyyi yevmin uccilet

(Bu) hangi güne ertelenmiştir?

13Cüz 29 · Sayfa 580

لِيَوْمِ ٱلْفَصْلِ

Liyevmi-lfasl(i)

Hüküm ve ayırım gününe.

14Cüz 29 · Sayfa 580

وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ

Vemâ edrâke mâ yevmu-lfasl(i)

Hüküm ve ayırım gününü sen ne bileceksin.

15Cüz 29 · Sayfa 580

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ

Veylun yevme-iżin lilmukeżżibîn(e)

O gün vay yalanlayanların haline!

16Cüz 29 · Sayfa 580

أَلَمْ نُهْلِكِ ٱلْأَوَّلِينَ

Elem nuhliki-l-evvelîn(e)

Biz öncekileri helak etmedik mi?

17Cüz 29 · Sayfa 580

ثُمَّ نُتْبِعُهُمُ ٱلْـَٔاخِرِينَ

Śumme nutbi'uhumu-l-âḣirîn(e)

Sonra arkadan gelenleri de onların peşine takacağız.

18Cüz 29 · Sayfa 580

كَذَٰلِكَ نَفْعَلُ بِٱلْمُجْرِمِينَ

Keżâlike nef'alu bilmucrimîn(e)

Biz suçlulara işte böyle yaparız.

19Cüz 29 · Sayfa 580

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ

Veylun yevme-iżin lilmukeżżibîn(e)

O gün vay yalanlayanların haline!

20Cüz 29 · Sayfa 581

أَلَمْ نَخْلُقكُّم مِّن مَّآءٍ مَّهِينٍ

Elem naḣlukkum min mâ-in mehîn(in)

Biz sizi bayağı bir sudan (meniden) yaratmadık mı?

21Cüz 29 · Sayfa 581

فَجَعَلْنَـٰهُ فِى قَرَارٍ مَّكِينٍ

Fece'alnâhu fî karârin mekîn(in)

(21-22) Sonra onu belli bir süreye kadar sağlam bir yerde (ana rahminde) tuttuk.

22Cüz 29 · Sayfa 581

إِلَىٰ قَدَرٍ مَّعْلُومٍ

İlâ kaderin ma'lûm(in)

(21-22) Sonra onu belli bir süreye kadar sağlam bir yerde (ana rahminde) tuttuk.

23Cüz 29 · Sayfa 581

فَقَدَرْنَا فَنِعْمَ ٱلْقَـٰدِرُونَ

Fekadernâ feni'me-lkâdirûn(e)

Sonra da ona ölçülü bir biçim verdik. Biz ne güzel biçim verenleriz!

24Cüz 29 · Sayfa 581

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ

Veylun yevme-iżin lilmukeżżibîn(e)

O gün vay yalanlayanların haline!

25Cüz 29 · Sayfa 581

أَلَمْ نَجْعَلِ ٱلْأَرْضَ كِفَاتًا

Elem nec'ali-l-arda kifâtâ(n)

(25-26) Biz yeryüzünü dirileri de ölüleri de toplayan (bir yurt) yapmadık mı?

26Cüz 29 · Sayfa 581

أَحْيَآءً وَأَمْوَٰتًا

Ahyâen ve emvâtâ(n)

(25-26) Biz yeryüzünü dirileri de ölüleri de toplayan (bir yurt) yapmadık mı?

27Cüz 29 · Sayfa 581

وَجَعَلْنَا فِيهَا رَوَٰسِىَ شَـٰمِخَـٰتٍ وَأَسْقَيْنَـٰكُم مَّآءً فُرَاتًا

Ve ce'alnâ fîhâ ravâsiye şâmiḣâtin ve eskaynâkum mâen furâtâ(n)

Orada sabit yüce dağlar yaratmadık mı, size tatlı bir su içirmedik mi?

28Cüz 29 · Sayfa 581

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ

Veylun yevme-iżin lilmukeżżibîn(e)

O gün vay yalanlayanların haline!

29Cüz 29 · Sayfa 581

ٱنطَلِقُوٓا۟ إِلَىٰ مَا كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ

İntalikû ilâ mâ kuntum bihi tukeżżibûn(e)

Onlara şöyle denecek: "Yalanlamakta olduğunuz şeye (cehennem azabına) gidin."

30Cüz 29 · Sayfa 581

ٱنطَلِقُوٓا۟ إِلَىٰ ظِلٍّ ذِى ثَلَـٰثِ شُعَبٍ

İntalikû ilâ zillin żî śelâśi şu'ab(in)

(30-31) "Üç kola ayrılmış gölgeye gidin ki, o ne gölgelendirir ne de alevden korur."

31Cüz 29 · Sayfa 581

لَّا ظَلِيلٍ وَلَا يُغْنِى مِنَ ٱللَّهَبِ

Lâ zalîlin velâ yuġnî mine-lleheb(i)

(30-31) "Üç kola ayrılmış gölgeye gidin ki, o ne gölgelendirir ne de alevden korur."

32Cüz 29 · Sayfa 581

إِنَّهَا تَرْمِى بِشَرَرٍ كَٱلْقَصْرِ

İnnehâ termî bişerarin kelkasr(i)

Şüphesiz cehennem, her biri saray büyüklüğünde kıvılcımlar saçar.

33Cüz 29 · Sayfa 581

كَأَنَّهُۥ جِمَـٰلَتٌ صُفْرٌ

Ke-ennehu cimâletun sufr(un)

Bunlar sanki birer kızıl devedir.

34Cüz 29 · Sayfa 581

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ

Veylun yevme-iżin lilmukeżżibîn(e)

O gün vay yalanlayanların haline!

35Cüz 29 · Sayfa 581

هَـٰذَا يَوْمُ لَا يَنطِقُونَ

Hâżâ yevmu lâ yentikûn(e)

Bu, konuşamayacakları gündür.

36Cüz 29 · Sayfa 581

وَلَا يُؤْذَنُ لَهُمْ فَيَعْتَذِرُونَ

Velâ yu/żenu lehum feya'teżirûn(e)

Onlara izin de verilmez ki, özür dilesinler.

37Cüz 29 · Sayfa 581

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ

Veylun yevme-iżin lilmukeżżibîn(e)

O gün vay yalanlayanların haline!

38Cüz 29 · Sayfa 581

هَـٰذَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ ۖ جَمَعْنَـٰكُمْ وَٱلْأَوَّلِينَ

Hâżâ yevmu-lfasl(i)(s) cema'nâkum vel-evvelîn(e)

Bu, hüküm ve ayırma günüdür. Sizi ve öncekileri bir araya toplamışızdır.

39Cüz 29 · Sayfa 581

فَإِن كَانَ لَكُمْ كَيْدٌ فَكِيدُونِ

Fe-in kâne lekum keydun fekîdûn(i)

Eğer bir tuzağınız varsa, haydi bana tuzak kurun!

40Cüz 29 · Sayfa 581

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ

Veylun yevme-iżin lilmukeżżibîn(e)

O gün vay yalanlayanların haline!

41Cüz 29 · Sayfa 581

إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى ظِلَـٰلٍ وَعُيُونٍ

İnne-lmuttekîne fî zilâlin ve 'uyûn(in)

Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, gölgeler içinde ve pınar başlarındadırlar.

42Cüz 29 · Sayfa 581

وَفَوَٰكِهَ مِمَّا يَشْتَهُونَ

Ve fevâkihe mimmâ yeştehûn(e)

Canlarının çektiği meyveler içerisindedirler.

43Cüz 29 · Sayfa 581

كُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ هَنِيٓـًٔۢا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

Kulû veşrabû henî-en bimâ kuntum ta'melûn(e)

"Yapmakta olduğunuz şeylere karşılık afiyetle yiyin için."

44Cüz 29 · Sayfa 581

إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ

İnnâ keżâlike neczî-lmuhsinîn(e)

Şüphesiz biz iyilik yapanları işte böyle mükafatlandırırız.

45Cüz 29 · Sayfa 581

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ

Veylun yevme-iżin lilmukeżżibîn(e)

O gün vay yalanlayanların haline!

46Cüz 29 · Sayfa 581

كُلُوا۟ وَتَمَتَّعُوا۟ قَلِيلًا إِنَّكُم مُّجْرِمُونَ

Kulû ve temette'û kalîlen innekum mucrimûn(e)

Ey inkar edenler! (Dünyada) yiyin ve birazcık yararlanın! Şüphesiz sizler suçlularsınız.

47Cüz 29 · Sayfa 581

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ

Veylun yevme-iżin lilmukeżżibîn(e)

O gün vay yalanlayanların haline!

48Cüz 29 · Sayfa 581

وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ٱرْكَعُوا۟ لَا يَرْكَعُونَ

Ve-iżâ kîle lehumu-rke'û lâ yerke'ûn(e)

Onlara, "Rüku edin (namaz kılın)" dendiği zaman rüku etmezler.

49Cüz 29 · Sayfa 581

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ

Veylun yevme-iżin lilmukeżżibîn(e)

O gün vay yalanlayanların haline!

50Cüz 29 · Sayfa 581

فَبِأَىِّ حَدِيثٍۭ بَعْدَهُۥ يُؤْمِنُونَ

Febi-eyyi hadîśin ba'dehu yu/minûn(e)

Onlar artık ondan (Kur'an'dan) sonra hangi söze inanacaklar?