Lâ zalîlin velâ yuġnî mine-lleheb(i)
(30-31) "Üç kola ayrılmış gölgeye gidin ki, o ne gölgelendirir ne de alevden korur."
O, ne gölgelendirir, ne alevden korur.
Mürselât Suresi'nin 31. ayeti, cehennem azabının dehşetini tasvir ederken, 'gölge yapmayan' ve 'ateşten korumayan' bir durumu vurgular. Bu ayet, cehennemdeki azabın niteliğini, özellikle de gölge ve koruma gibi temel ihtiyaçların yokluğunu dilbilimsel olarak derinlemesine ele alır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ظل' (zıll) kökünün, güneşten veya ateşten koruyan her türlü örtü veya gölge için kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'ظَلِيلٍ' (zalîl) kelimesi ise, bu koruyucu ve rahatlatıcı gölge niteliğinden yoksunluğu vurgular, yani cehennemde serinletici bir gölgenin bulunmadığını ifade eder. (el-Müfredât, s. 529)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ظليل' kelimesinin mecazi olarak, fayda sağlamayan, koruyuculuğu olmayan bir durumu ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki kullanımıyla, cehennemdeki dumanın gölge gibi görünse de aslında hiçbir koruma sağlamadığını, aksine azabı artırdığını anlatır. (Mecâzü'l-Kur'ân, c. 2, s. 279)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'gölge' (zıll) kavramının genellikle bir rahatlama, huzur ve koruma sembolü olarak kullanıldığını, ancak bu ayetteki 'lâ zalîl' ifadesinin, bu olumlu çağrışımların tamamen reddedilmesiyle, cehennemdeki azabın şiddetini ve çaresizliğini vurguladığını belirtir. (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s. 215)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'غنى' (ğına) kökünün temel anlamının 'ihtiyaçtan müstağni olmak, yeterli olmak' olduğunu belirtir. 'يُغْنِي' (yuğnî) fiili ise, bir şeyi bir başkasından yeterli kılmak veya bir şeye karşı fayda sağlamak anlamında kullanılır. Ayetteki 'lâ yuğnî' ifadesi, cehennem dumanının ateşin zararlarından koruma veya fayda sağlama konusunda tamamen yetersiz olduğunu vurgular. (el-Müfredât, s. 611)
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'أغنى' (eğnâ) fiilinin 'bir şeyi bir başkasından uzaklaştırmak, defetmek' veya 'bir şeye karşı yeterli olmak' anlamlarına geldiğini açıklar. Ayetteki 'lâ yuğnî mine'l-leheb' ifadesi, cehennem dumanının alevin yakıcılığını gidermede veya ondan korumada hiçbir işe yaramadığını, aksine azabın bir parçası olduğunu gösterir. (Umdetü'l-Huffâz, c. 3, s. 129)
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'غنى' kökünün Kur'an'da genellikle 'zenginlik, yeterlilik' ve 'ihtiyaçtan müstağni olma' anlamlarında kullanıldığını belirtir. Ancak 'yuğnî' fiilinin olumsuz kullanımıyla, bu ayette, cehennemdeki dumanın, azap görenler için hiçbir 'yeterlilik' veya 'koruma' sağlamadığını, yani faydasız olduğunu vurguladığını ifade eder. (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi, s. 345)
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'لهب' (leheb) kelimesinin, dumansız, saf ve şiddetli ateşi ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'اللَّهَبِ' kelimesi, cehennem ateşinin yakıcılığını ve yoğunluğunu vurgular, bu ateşin sadece duman değil, aynı zamanda kavurucu bir alev olduğunu gösterir. (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân, s. 497)
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'لهب' kelimesinin, ateşin yükselen ve parlayan alevi anlamına geldiğini açıklar. Bu ayetteki kullanımıyla, cehennemdeki azabın sadece bir duman bulutu olmadığını, aynı zamanda yakıcı ve kavurucu alevlerden oluştuğunu, bu alevlerin hiçbir şekilde hafifletilemeyeceğini veya onlardan korunulamayacağını vurgular. (Basâiru Zevi't-Temyîz, c. 4, s. 496)
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): el-Kefevî, 'لهب' kelimesinin, ateşin en şiddetli ve yakıcı hali olduğunu, genellikle dumanla birlikte anılsa da, bu ayetteki bağlamda, dumanın bile bu alevden koruyucu bir etkisi olmadığını belirtmek için kullanıldığını ifade eder. (el-Külliyyât, s. 839)
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.