İntalikû ilâ zillin żî śelâśi şu'ab(in)
(30-31) "Üç kola ayrılmış gölgeye gidin ki, o ne gölgelendirir ne de alevden korur."
"Haydi gidin o üç çatallı gölgeye (cehenneme)."
Mürselât Suresi'nin 30. ayeti, kıyamet günündeki azabın dehşetini tasvir ederken, cehennem dumanının üç kollu gölgesine doğru bir yönelişi ifade etmektedir. Ayet, 'gölge' ve 'üç şube' kavramları üzerinden, bu gölgenin sıradan bir gölge olmadığını, aksine azabın bir parçası olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'talâk' kökünün 'serbest bırakmak, salıvermek' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'intaliku' fiili ise, bir yere doğru serbestçe veya zorunlu olarak yönelme, gitme emrini ifade eder. Burada, cehennem ehlinin azaba doğru sürüklenmesini, gitmeye mecbur bırakılmasını anlatır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'intaliku' fiilinin mecazi olarak 'yürüyün, gidin' anlamında kullanıldığını ifade eder. Ayetteki bağlamda, azap yerine doğru bir sevk ve yönlendirme anlamı taşır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'zıll' kelimesinin genellikle 'güneşten koruyan şeyin gölgesi' anlamına geldiğini belirtir. Ancak bu ayetteki 'zıll', cehennem dumanının oluşturduğu, serinletici ve koruyucu olmayan, aksine azabın bir parçası olan bir gölgeyi ifade eder ki bu, kelimenin alışılagelmiş anlamından farklı bir kullanımdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'zıll' kelimesinin 'güneşin zıddı olan karanlık' olarak tanımlar. Ayetteki 'zıll', cehennem ateşinin dumanından oluşan, rahatlatıcı olmayan, aksine boğucu ve azap verici bir karanlığı ve gölgeyi ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'zıll' kavramının genellikle olumlu bir çağrışım taşıdığını, 'koruma, sığınak' anlamlarına geldiğini belirtir. Ancak Mürselât 30'daki kullanımı, bu olumlu çağrışımın tersine çevrilerek, azabın bir parçası olan, koruyucu olmayan bir 'gölge' olarak sunulmasıyla dikkat çekicidir. Bu, kavramın semantik alanında bir kaymayı gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'selâse' kelimesinin 'üç' sayısını ifade ettiğini ve Kur'an'da çeşitli bağlamlarda kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki kullanımı, cehennem dumanının belirli bir yapıya sahip olduğunu, üç farklı yöne veya kola ayrıldığını vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'selâse' kelimesinin sayısal bir değer ifade ettiğini ve Kur'an'da genellikle somut bir sayıyı belirtmek için kullanıldığını açıklar. Ayetteki 'üç şube' ifadesi, cehennem azabının belirli bir düzen ve şiddetle geldiğini, tek bir kaynaktan değil, farklı yönlerden kuşattığını ima eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'şu'be' kelimesinin 'bir şeyin ayrıldığı kısım, kol, dal' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'üç şube', cehennem dumanının üç farklı yöne veya kola ayrılarak azabı daha kuşatıcı ve dehşet verici hale getirdiğini ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'şu'be' kelimesinin 'bir bütünün parçaları, ayrılan kısımları' olarak tanımlar. Mürselât 30'daki kullanımı, cehennem dumanının tek bir kütle halinde değil, üç farklı koldan gelerek azabın şiddetini ve kapsayıcılığını artırdığını gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'şu'be' kelimesinin Kur'an'da farklı bağlamlarda kullanıldığını ve 'ayrılma, dallanma' anlamlarını taşıdığını belirtir. Bu ayetteki 'üç şube', cehennem dumanının azabı farklı yönlerden kuşatan, kaçışı olmayan bir yapısını sembolize eder.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.