İntalikû ilâ mâ kuntum bihi tukeżżibûn(e)
Onlara şöyle denecek: "Yalanlamakta olduğunuz şeye (cehennem azabına) gidin."
(Kıyameti yalanlayanlara şöyle denir): "Haydin gidin o yalanladığınız şeye doğru."
Mürselât Suresi'nin 29. ayeti, kıyamet gününde inkarcılara yöneltilen bir hitabı içermektedir. Ayet, yalanlamanın akıbetini ve bu yalanlamanın doğrudan bir eyleme dönüşerek ceza ile ilişkilendirilişini dilbilimsel olarak vurgulamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'talâk' (boşama) kökünden gelen 'intilâk' fiilinin, bir şeyden ayrılıp başka bir şeye yönelme, serbest bırakılma anlamını taşıdığını belirtir. Ayetteki 'İntaliku' emri, inkarcıların yalanladıkları şeyin akıbetine doğru serbest bırakılmaları, yani azaba doğru yönlendirilmeleri anlamındadır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'İntaliku' fiilini 'İzhebû' (gidin) anlamında kullanır. Bu, inkarcılara yönelik kesin ve emredici bir hitap olup, yalanladıkları azaba doğru zorunlu bir gidişi ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'talaka' fiilinin temel anlamının 'serbest bırakmak, salıvermek' olduğunu ve 'intalaka' şeklinin ise 'gitmek, yola çıkmak' anlamını kazandığını belirtir. Ayetteki kullanımı, inkarcıların yalanladıkları gerçeğin sonuçlarına doğru 'yola çıkarılmaları' mecazını taşır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'kâne' fiilinin Arapçada zaman ve süreklilik ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'küntüm' ifadesi, inkarcıların yalanlama fiilini bir kerelik değil, sürekli ve alışkanlık haline getirmiş olduklarını gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'kâne' fiilinin Kur'an'da sadece geçmiş zamanı değil, aynı zamanda bir durumun sürekliliğini ve sabitliğini de ifade edebileceğini belirtir. 'Küntüm' burada, inkarcıların yalanlama eyleminin onların karakteristiği haline geldiğini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'tekzîb' kelimesinin 'yalanlamak, doğru olmadığını iddia etmek' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'tükezzibûn' ifadesi, inkarcıların ahiret, hesap günü ve peygamberlerin getirdiği gerçekleri ısrarla yalanlamalarını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kezeb' kökünün 'gerçeğin aksini söylemek' olduğunu ve 'tekzîb'in ise bir şeyi yalan saymak, doğru olmadığını iddia etmek anlamına geldiğini açıklar. Ayetteki bağlamda, inkarcıların Allah'ın ayetlerini ve vaatlerini sürekli olarak reddetmeleri kastedilir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'tekzîb'in sadece sözle yalanlamak değil, aynı zamanda fiilen reddetmek ve inkar etmek anlamına da geldiğini belirtir. Ayetteki 'tükezzibûn' ifadesi, inkarcıların hem sözlü hem de fiili olarak ahiret gerçeğini reddetmelerini vurgular.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.