İçeriğe atla
Mürselât 29Cüz 29 · Sayfa 581

Mürselât Sûresi 29. Âyet

المرسلات

Sohbete sor

İntalikû ilâ mâ kuntum bihi tukeżżibûn(e)

Onlara şöyle denecek: "Yalanlamakta olduğunuz şeye (cehennem azabına) gidin."

Mürselât Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

“Yalanlama” (tekzîb) , sadece bir sözü reddetmek değil, hakikati bilinçli olarak örtmek anlamına gelir. Dünya hayatında, kişinin kendi nefsânî arzuları (heves), ona kıyametin, hesap gününün ve ilâhî adaletin hakikatini unutturur. İnkârcıların “yalanladığı şey”, işte bu hakikatin ta kendisidir. Onlar, hakikati dünyada inkâr etmiş, onunla alay etmiş, ondan yüz çevirmişlerdir. Şimdi ise o hakikat, bir azap olarak karşılarına dikilmiştir.

Cehennem azabı, kâfir için sadece dışarıdan gelen bir şey değil, kendi elleriyle inşa ettiği bir gerçeklik haline gelir. Yani, gidecekleri “şey” (cehennem), kendilerinin dünyada iken inşa ettikleri inkâr ve isyanlarının suretidir.

Zira herkes, kendi ezelî istidadının (a‘yân-ı sâbite’sinin) ve dünyadaki tercihlerinin sonucuna gider. Mümin, kendi iyi amellerinin sureti olan cennete giderken, kâfir de kendi kötü amellerinin sureti olan cehenneme gider. Bu gidiş, bir zorlama değil, kişinin kendi hakikatinin bir gereğidir.

“Dünya hayatında yalanlayarak, alay ederek yüz çevirdiğiniz ve inkâr ettiğiniz hakikat (el-Hâkka), işte şimdi karşınızda! O, kendi ellerinizle inşa ettiğiniz bir azap olarak size dönmüştür. Haydi, şimdi gidin ve bu azabın, yani kendi amellerinizin somutlaşmış halinin (tecessüd) içine dalın! Bu, ilâhî adaletin tecellisidir ve kaçış yoktur.”