İçeriğe atla
Mürselât 42Cüz 29 · Sayfa 581

Mürselât Sûresi 42. Âyet

المرسلات

Sohbete sor

Ve fevâkihe mimmâ yeştehûn(e)

Canlarının çektiği meyveler içerisindedirler.

Mürselât Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

İşte cennet ehlinin her biri hangi esmânın ve benzerlerinin tesiri altında ise onların meydana getirdiği ağaçların gölgesinde oturmaktalar ve onların meyveleri kendi emirlerine hâzır vaziyette hemen ulaşacakları bir konumda beklemededirler. Bu hal meyvelerin kendilerinden razı olduklarını göstermektedir. Çünkü dünyada iken o esmâ-i İlâhiyye kendilerinden razı idi, o fiilleri işleyenler de marzi, yani razı olunmuşlardan dılar.

Gönüllerinin çekmesi ise bu dünya hayatında hangi rabbi hassın hükmü altında ise canlarınn çektiği meyvelerde onların zuhurları olacaktır.(M. D.)

Cennette Celâli isimler yoktur. Cemâli isimlerin, her biri

esma mertebesinin idrak sahasında leziz muhabbet meyveleridir. Her birinin hakikati idrak edilince, gönle verdiği ilâh-i zevk-tadış çok hoş bir şey olsa gerektir, bu tadışların değişikliği, değişik meyveler olarak tadılacak olmalarıdır. “ İz- -T-B- ”

Bu rızıkların dünya da ki karşılıkları ise gerçek gönül tasavvuf sohbetleri ve ma’nevi gıdalarıdır. Bu esma meyvelerini bizlere İz-Terzi Baba sunmaktadır. (M.D.)

“Meyve” (semere) , bir varlığın veya bir ağacın en değerli ürününü, olgunlaşmış kemâl halini sembolize eder. Cennetteki meyveler, sadece fiziksel lezzetler değil, aynı zamanda ilâhî isim ve sıfatların (esmâ-i hüsnâ) kulda zuhur eden tecellilerinin birer yansımasıdır. Nasıl ki bir ağacın meyvesi o ağacın özünü ve kemâlini temsil ediyorsa, cennetteki “meyveler” de takvâ sahibi kulun ulaştığı manevî kemâl mertebelerinin birer sembolüdür. Bu perspektiften bakıldığında, âyetteki “canlarının çektiği meyveler” ifadesi, takvâ sahiplerinin, kendi istidatlarına (a‘yân-ı sâbite) ve manevî makamlarına en uygun olan ilâhî tecellilere (isimlere) mazhar olmalarını ifade eder. Her bir “meyve”, farklı bir ilâhî ismin (Rahmân, Rahîm, Kerîm, Vedûd, Latîf gibi) kulda zuhur eden özel bir tecellisidir.

Âyetteki “canlarının çektiği (İştehâ)” (mimmâ yeştehûn) ifadesi, nefs-i mutmainne’nin (tatmin olmuş, huzur bulan nefsin) bir vasfıdır. Nefs-i emmâre’nin (kötülüğü emreden nefs) “iştihâsı” (arzusu) sürekli doymak bilmez, tatminsiz ve geçicidir. Oysa nefs-i mutmainne’nin “iştihâsı” (arzusu), ilâhî olanı, hakikati, kemâli arzulamaktır ve bu arzu, dünyada iken başlayıp âhirette ebedî bir lezzete dönüşür. Bu, cennetteki meyvelerin sadece “bulunması” değil, aynı zamanda onlara “iştiha duyulması” ve bu iştihanın da bir lezzet olarak devam etmesidir.

İnsanın dünyada iken işlediği her bir iyi amel, niyet ve düşünce, âhirette bir surete bürünür. Takvâ sahiplerinin dünyada iken işledikleri salih ameller, gösterdikleri güzel ahlak ve elde ettikleri mârifet (hakikat bilgisi), âhirette işte bu “meyveler” olarak karşılarına çıkar. Âyetteki “canlarının çektiği meyveler”, kişinin dünyada iken en çok arzuladığı, en çok gayret ettiği manevî hasılatın (sabrın meyvesi, şükrün meyvesi, muhabbetin meyvesi) âhiretteki somutlaşmış halidir. Bu yönüyle âyet, kişinin kendi özünde taşıdığı tohumların (istidatlarının) âhirette nasıl meyveye dönüştüğünün çarpıcı bir tasviridir.[31]