Ve fevâkihe mimmâ yeştehûn(e)
Canlarının çektiği meyveler içerisindedirler.
Canlarının çektiğinden türlü meyveler arasındadırlar.
Mürselât Suresi 42. ayet, cennet ehlinin nimetlerini tasvir ederken, özellikle 'meyveler' ve 'arzulama' kavramları üzerinden bu nimetlerin niteliğini ve kişisel tatmin boyutunu vurgulamaktadır. Ayet, cennet nimetlerinin sadece varlığını değil, aynı zamanda arzuya uygunluğunu da ön plana çıkarır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Fâkihe (فَاكِهَة) kelimesi, genellikle yiyecek olarak tüketilen, lezzetli ve hoş kokulu meyveler için kullanılır. Ayetteki 'fevâkih' (فَوَاكِهَ) çoğul formu, cennet ehlinin istifade edeceği çeşitli ve bol miktardaki meyveleri ifade eder. Bu, sadece beslenme değil, aynı zamanda keyif ve lezzet unsuru taşıyan nimetlerdir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Fevâkih, Kur'an'da genellikle cennet nimetleri bağlamında zikredilir ve dünya meyvelerinden farklı olarak, eksiksiz ve kusursuz lezzetlere sahip oldukları ima edilir. Ayetteki kullanımı, cennet ehlinin arzu ettiği her türden meyvenin kendilerine sunulacağını gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'fâkihe' kavramının Kur'an'da genellikle 'rızık' ve 'nimet' kavramlarıyla birlikte anıldığını belirtir. Cennet bağlamında 'fevâkih', sadece fiziksel bir gıda değil, aynı zamanda manevi bir tatmin ve ödülün sembolüdür. Ayetteki 'mimmâ yeştehûn' ifadesiyle birlikte, bu meyvelerin kişisel arzu ve isteklere göre sunulması, nimetin mükemmelliğini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Şehvet (شَهْوَة) kelimesi, bir şeye karşı duyulan şiddetli arzu ve isteği ifade eder. 'Yeştehûn' (يَشْتَهُونَ) fiili, cennet ehlinin sadece kendilerine sunulanı değil, bizzat kendi içlerinden gelen bir arzuyla istedikleri meyvelere kavuşacaklarını belirtir. Bu, nimetin kişiye özel ve tam bir tatmin sağlayacağını gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Şehvet, nefsin bir şeye meyletmesi ve onu elde etme isteğidir. Ayetteki 'yeştehûn' ifadesi, cennet nimetlerinin sadece bol ve çeşitli olmakla kalmayıp, aynı zamanda cennet ehlinin her türlü arzusuna uygun olarak sunulacağını vurgular. Bu, nimetlerin mükemmelliğini ve kişisel tatminini ön plana çıkarır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'şehvet' kavramının Kur'an'da hem olumlu hem de olumsuz bağlamlarda kullanılabildiğini belirtir. Ancak cennet tasvirlerinde 'yeştehûn' fiili, tamamen olumlu bir anlam taşır; cennet ehlinin saf ve helal arzularının eksiksiz bir şekilde karşılanacağını ifade eder. Bu, cennetin, dünya arzularının aksine, hiçbir olumsuzluğa yol açmayan bir tatmin yeri olduğunu gösterir.
Mürselât Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
İşte cennet ehlinin her biri hangi esmânın ve benzerlerinin tesiri altında ise onların meydana getirdiği ağaçların gölgesinde oturmaktalar ve onların meyveleri kendi emirlerine hâzır vaziyette hemen ulaşacakları bir konumda beklemededirler. Bu hal meyvelerin kendilerinden razı olduklarını göstermektedir. Çünkü dünyada iken o esmâ-i İlâhiyye kendilerinden razı idi, o fiilleri işleyenler de marzi, yani razı olunmuşlardan dılar.
Gönüllerinin çekmesi ise bu dünya hayatında hangi rabbi hassın hükmü altında ise canlarınn çektiği meyvelerde onların zuhurları olacaktır.(M. D.)
Cennette Celâli isimler yoktur. Cemâli isimlerin, her biri
esma mertebesinin idrak sahasında leziz muhabbet meyve’leridir. Her birinin hakikati idrak edilince, gönle verdiği ilâh-i zevk-tadış çok hoş bir şey olsa gerektir, bu tadışların değişikliği, değişik meyveler olarak tadılacak olmalarıdır. “ İz- -T-B- ”
Bu rızıkların dünya da ki karşılıkları ise gerçek gönül tasavvuf sohbetleri ve ma’nevi gıdalarıdır. Bu esma meyvelerini bizlere İz-Terzi Baba sunmaktadır. (M.D.)
“Meyve” (semere) , bir varlığın veya bir ağacın en değerli ürününü, olgunlaşmış kemâl halini sembolize eder. Cennetteki meyveler, sadece fiziksel lezzetler değil, aynı zamanda ilâhî isim ve sıfatların (esmâ-i hüsnâ) kulda zuhur eden tecellilerinin birer yansımasıdır. Nasıl ki bir ağacın meyvesi o ağacın özünü ve kemâlini temsil ediyorsa, cennetteki “meyveler” de takvâ sahibi kulun ulaştığı manevî kemâl mertebelerinin birer sembolüdür. Bu perspektiften bakıldığında, âyetteki “canlarının çektiği meyveler” ifadesi, takvâ sahiplerinin, kendi istidatlarına (a‘yân-ı sâbite) ve manevî makamlarına en uygun olan ilâhî tecellilere (isimlere) mazhar olmalarını ifade eder. Her bir “meyve”, farklı bir ilâhî ismin (Rahmân, Rahîm, Kerîm, Vedûd, Latîf gibi) kulda zuhur eden özel bir tecellisidir.
Âyetteki “canlarının çektiği (İştehâ)” (mimmâ yeştehûn) ifadesi, nefs-i mutmainne’nin (tatmin olmuş, huzur bulan nefsin) bir vasfıdır. Nefs-i emmâre’nin (kötülüğü emreden nefs) “iştihâsı” (arzusu) sürekli doymak bilmez, tatminsiz ve geçicidir. Oysa nefs-i mutmainne’nin “iştihâsı” (arzusu), ilâhî olanı, hakikati, kemâli arzulamaktır ve bu arzu, dünyada iken başlayıp âhirette ebedî bir lezzete dönüşür. Bu, cennetteki meyvelerin sadece “bulunması” değil, aynı zamanda onlara “iştiha duyulması” ve bu iştihanın da bir lezzet olarak devam etmesidir.
İnsanın dünyada iken işlediği her bir iyi amel, niyet ve düşünce, âhirette bir surete bürünür. Takvâ sahiplerinin dünyada iken işledikleri salih ameller, gösterdikleri güzel ahlak ve elde ettikleri mârifet (hakikat bilgisi), âhirette işte bu “meyveler” olarak karşılarına çıkar. Âyetteki “canlarının çektiği meyveler”, kişinin dünyada iken en çok arzuladığı, en çok gayret ettiği manevî hasılatın (sabrın meyvesi, şükrün meyvesi, muhabbetin meyvesi) âhiretteki somutlaşmış halidir. Bu yönüyle âyet, kişinin kendi özünde taşıdığı tohumların (istidatlarının) âhirette nasıl meyveye dönüştüğünün çarpıcı bir tasviridir.[31]