Kulû veşrabû henî-en bimâ kuntum ta'melûn(e)
"Yapmakta olduğunuz şeylere karşılık afiyetle yiyin için."
(Onlara): "Yaptıklarınıza karşılık afiyetle yiyin, için" (denir).
Bu ayet, cennet ehlinin amellerine karşılık olarak kendilerine sunulan nimetleri ve bu nimetlerin keyifli bir şekilde tüketilmesini ifade etmektedir. Ayet, 'yemek', 'içmek', 'afiyetle' ve 'amel etmek' kavramları üzerinden cennet hayatının bir tasvirini sunar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'أكل' kelimesini 'bir şeyi yutmak, çiğnemek ve mideye indirmek' olarak tanımlar. Ayetteki 'كُلُوا۟' emri, cennet nimetlerinin helal ve hoş bir şekilde tüketilmesine işaret eder, dünyadaki yeme eyleminin aksine zahmetsiz ve lezzetli bir tüketimi vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'أكل' kelimesinin Kur'an'daki kullanımlarını mecazi anlamlarıyla birlikte ele alır. Bu ayetteki 'كُلُوا۟' ifadesi, doğrudan yeme eylemini belirtmekle birlikte, cennetin sunduğu nimetlerden faydalanma ve onlara sahip olma anlamını da taşır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'شرب' kelimesini 'sıvıyı ağız yoluyla almak' olarak açıklar. Ayetteki 'وَٱشْرَبُوا۟' emri, cennetin akarsularından ve içeceklerinden kana kana, lezzetle içme imkanını belirtir, dünyadaki içme eyleminin ötesinde bir tatmin ve keyif sunar.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'شرب' kelimesinin farklı türevlerini ve anlamlarını detaylandırır. Ayetteki kullanımı, cennetin içeceklerinin saflığını, lezzetini ve sonsuzluğunu vurgular; bu içecekler dünyadaki gibi susuzluğu gidermekten öte, bir zevk ve ikram vesilesidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'هنأ' kelimesini 'bir şeyin kolay ve zahmetsiz olması, hoş ve lezzetli olması' olarak açıklar. 'هَنِيٓـًٔۢا' ifadesi, cennet nimetlerinin hiçbir yan etkisi, rahatsızlığı veya pişmanlığı olmaksızın, tam bir keyif ve afiyetle tüketileceğini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): el-Kefevî, 'هنيء' kelimesinin 'bir şeyin kolayca elde edilmesi ve hoş olması' anlamını taşıdığını belirtir. Ayetteki 'هَنِيٓـًٔۢا' kelimesi, cennet ehlinin yiyecek ve içeceklerden duyacağı hazzın eksiksiz ve saf olacağını, hiçbir olumsuzluğun bu hazzı bozmayacağını ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'h-n-e' kökünün Kur'an'daki kullanımlarının genellikle 'rahatlık, hoşnutluk ve sıkıntısızlık' anlamlarını taşıdığını belirtir. Bu ayette 'هَنِيٓـًٔۢا', cennet nimetlerinin sadece fiziksel doygunluk değil, aynı zamanda ruhsal bir huzur ve memnuniyet sağlayacağını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'عمل' kelimesini 'kasıtlı olarak yapılan fiil' olarak tanımlar ve genellikle 'iyi işler' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'تَعْمَلُونَ' ifadesi, cennet nimetlerinin bir lütuf olmasının yanı sıra, dünyada gösterilen çabanın ve salih amellerin bir karşılığı olduğunu vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'amel' kavramının Kur'an'da genellikle 'bilinçli ve iradeli olarak yapılan işler' anlamında kullanıldığını ve ahiretteki karşılıkların bu amellere göre belirlendiğini ifade eder. Bu ayette 'تَعْمَلُونَ', cennet ehlinin dünyadaki iman ve salih amellerinin, bu afiyetli yeme ve içmenin temel sebebi olduğunu açıkça belirtir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'عمل' kelimesinin Kur'an'daki bağlamlarına göre farklı nüanslar taşıdığını belirtir. Bu ayetteki 'تَعْمَلُونَ', cennet nimetlerinin sadece bir ikram değil, aynı zamanda ilahi adaletin bir tecellisi olarak, müminlerin dünyadaki çabalarının bir neticesi olduğunu gösterir.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.