Kulû veşrabû henî-en bimâ kuntum ta'melûn(e)
"Yapmakta olduğunuz şeylere karşılık afiyetle yiyin için."
Mürselât Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Bir sonra ki âyet ile “ihsan” edilme yani hakikat bilgilerini taliplileri ile paylaşmaları karşılığı daha fazlasının ihsan edildiği anlaşılmaktadır. (M.D.)
“Amel”, sadece bedenle yapılan bir eylem değil, kişinin ezelî hakikatinde (a‘yân-ı sâbite) var olan istidadın bir tezahürüdür. Bu perspektiften “yaptıklarınıza karşılık” ifadesi, takvâ sahiplerinin dünyada iken kendi ezelî istidatlarına uygun olarak işledikleri amellerin, âhirette somut bir karşılık bulmasıdır. “Karşılık” (caza), ilâhî adaletin bir tecellisi olup, kulun kendi eliyle inşa ettiği bir hakikatin (amelin) kendisine dönmesidir.
Cennetteki “yemek ve içmek”, dünyadaki gibi bir ihtiyaçtan (açlık, susuzluk) kaynaklanmaz. Aksine, bu fiiller ilâhî isim ve sıfatların (esmâ-i hüsnâ) takvâ sahibi kulda zuhur eden tecellilerinin birer yansımasıdır. Nasıl ki bir meyve, o ağacın özünü ve kemâlini temsil ediyorsa, cennetteki “yemek ve içmek” de takvâ sahibi kulun ulaştığı manevî kemâl mertebelerinin birer sembolüdür. Bu perspektiften bakıldığında, âyetteki “yiyin, için” ifadesi, takvâ sahiplerinin, kendi istidatlarına (a‘yân-ı sâbite) ve manevî makamlarına en uygun olan ilâhî tecellilere (isimlere) mazhar olmalarını ifade eder.[32]