İçeriğe atla
Mürselât 44Cüz 29 · Sayfa 581

Mürselât Sûresi 44. Âyet

المرسلات

Sohbete sor

İnnâ keżâlike neczî-lmuhsinîn(e)

Şüphesiz biz iyilik yapanları işte böyle mükafatlandırırız.

Mürselât Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

İhsanın beş mertebesi vardır.

Evvela “ceza” ve “ihsan” kelimelerine kısaca bakalım.

“Ceza” kelimesi, genelde bilindiği gibi sadece bir suçun karşılığı değil, her oluşumun karşılığının ifadesi “ceza” kelimesiyle belirtilmektedir;

İyiliğin de kötülüğün de karşılığı “ceza”dır.

“İhsan” kelimesi de, iki yönlü ifadelidir.

Biri genelde kullanılan herhangi maddi bir şeyin karşılıksız verilmesi, diğeri ise marifetullah yönünden ilmi ilahinin şuhud mertebesinden zâti ihsanıdır.

Bu oluşumu biraz açmağa çalışalım.

Burada bahsi geçen ihsan, “İhsan” hakikatinin beş mertebesinden dördüncü mertebesini ifade etmektedir.

“İhsan” ın birinci mertebesi;

“Cibril hadisi” diye de bilinen Yahya bin Ya’mur’dan rivâyet edilen hadisle belirtilmiştir. *[33]özetle şöyledir:

Bir gün Hz Rasülüllah’ın yanına elbisesi bembeyaz; saçları simsiyah bir adam gelip önüne oturur ve “İslam”, “iman”, “ihsan” ve “kıyamet” olmak üzere dört şeyden soru sorar.

Efendimiz bunların hepsini sırasıyla cevapladıktan sonra, yabancı, “doğru söyledin” diyerek oradan uzaklaşır.

Bunun üzerine Hz. Rasülüllah merak edenlere; “bu Cebrail (a.s) idi, size dininizi öğretmeye geldi,” diye bildirmiştir. *[34] “ İz- -T-B- ”

Hz. Rasülüllah’ın gelen yabancıya “ihsan” hakkında verdiği cevap;

“en te’budellahe keenneke terâhu feinnehu terake.”

“Allah’ı sanki gözlerinle görüyormüşsun gibi, Allah’a ibadet etmendir. Sen O’nü gormesen de O seni görüyor, “ şeklindedir.

Küçük bir dikkatle baktığımızda, burada bahsedilen “ihsan”ın rnarifetullah yönünden gelen ru’yet, yani müşahedeye dayalı “ihsan” olduğunu görmekteyiz.

“Sen O’nu gormesen de” sözünün altında “şimdilik” ifadesi yatmaktadır.

Ve bu hadis ümmet-i Muhammed’e “rü’yet”in yolunu açmaktadır.

Eğer yolu ve sistemi bulunûrsa, görülen de göreni görebilir.

“İhsan” ın ikinci mertebesi;

Rabbımızın Hz. İbrahim’e ve seyr-i sülûk yolunda o mertebeye gelmiş olanlara olan hitabına bakalım.

Kur’anı Keriym Bakara Suresi 2. sure 131. âyette





iz kale lehü rabbühü eşlim kale eslemtü lirabbil Âlemiyne

“Rabbi ona; “teslim ol” buyurduğunda, “Âlemlerin Rabbına teslim oldum” demişti.

Buradaki teslimiyet, tam bir teslimiyettir, İbrahimiyet mertebesinde ilerlemeye devam eden salik,

Kur’anı Keriym En’am Suresi 6. sure 79. âyette



inniy veccehtü vechiye lilleziy fetaressemavati vel arda haniyfen ve ma ene minel müşrikiyne

“Ben vechimi öyle bir veçhe karşı tuttum (teslim ettim) ki; o vecih, semdvat ve arzı fıtratı üzere halk etmiştir. Ve ben de şirk ehli değilim,” diyerek samimiyetle yoluna devam ederken,

Kur’anı Keriym Bakara Suresi 2. sure 112. âyette



bela men esleme vechehü lillahi ve hüve muhsinun

“İyi bilin ki kim vechini Allah’a teslim ederse, ona ihsan olunûr,”

hükmüyle Allah’ın Zâti ilmine mahal olmaya başlar.

Ve devamında marifetullah kendisinde çoğalmaya devam eder.

İşte ancak bu kimselerde “Zât tecellisi” bulunûr.

Ve ancak bunlarla “Zât mertebesi”ne ulaşılır.

“İhsan”ın üçüncü mertebesi;

Kur’anı Keriym A’raf Suresi 7. sure 56. âyette



inne rahmetallahi kariybün minel muhsiniyne

“Muhakkak ki; Allah’ın rahmeti yakın olarak ancak muhsinlerden gelir.” İfadesiyle açık olarak bildirilmektedir.

Allah’ın maddi rahmeti; bu varlık zuhurlarından, her yerden gelmektedir.

Burada bahsedilen genel rahmet değil “ilahi” ve “zâti” müşahede rahmetidir, ki o da ancak en kısa yoldan muhsin kişilerin gönüllerinden, talip kişilerin gönüllerine akmaktadır.

“Ümmet-i Muhammed”e has olan bu sonsuz lütuf, “ümmet ı Musa”ya;

Kur’anı Keriym A’raf Suresi 7. sure 143. âyette



len teraniy

“Sen beni göremezsin” olmuştur.

Çünkü Museviyyet mertebesi kelîm, Muhammediyyet mertebesi ise müşahede ve habib’liktir.

“küntü kenzen mahfiyyen, feahbibtü en u’refe fehalaktül halka li u’rafe bihi”

“Ben gizli bir hazineydim, bilinmekliğimi sevdim ve bana arif olmaları için bu halkı halkettim” hadis-i kudsisiyle belirtilen zuhur halini, bu ümmete has müşahede ve muhabbet gerçeği içerisinde kemale erdirmiştir. Bu, ihsanların en büyüğüdür.

“İhsan”ın dördüncü mertebesi;

(55/60)

hel cezaül ıhsani illel ıhsanü

“İyiliğin karşılıyı yalnız iyilik değil midir ?”

âyetinin hakikatidir.

Buraya gelinceye kadar belirli bir olgunluğa ulaşan salik, oluşturduğu irfaniyet ve marifetullah bilgilerini ehli olanları ulaştıracak hale gelmiş olmaktadır.

“İhsan”ı ala ala muhsin olan arif, bu hakikatleri kabiliyetli olanlara ihsan etmeye başlar.

İhsan ettikçe, daha fazlası kendisine ihsan edilir. Böylece âyetin hakikati ortaya çıkıp, yaşantıya geçmiş olur.

“İhsan”ın beşinci mertebesi ise;

Kur’anı Keriym Ankebut Suresi 29. sure 69. âyette



innallahe leme’al muhsiniyne

“innallahe/kesin/muhakkakki Allah elbette muhsinlere maiyet (ile beraberdir.)”

“Muhakkakki Allah muhsinlerle beraberdir.” Âyetinde belirtilen hakikattir. “İhsan” hadisiyle başlayan ru’yet ve müşahede yolculuğu, bu âyet ile kemale ermiş ve varlığında Hakk’ın Varlığından başka hiçbir şey olmadığını anlayan ve arif olan kişi, Allah’ın kendiyle kendinde olduğuriu mutlak olarak bilmiş, bildirmiş ve hayatını böylece devam ettirmiş olmaktadır.

Allah “Muhsin” ismi ile o mahalden “Zâti” zuhurunu ortaya getirmektedir. Kısaca izahına çalıştığımız bu hakikatleri Allah (c.c.) arzulularına kısmet etsin.

Elmalı’lı Hamdi Yazır bu âyet hakkında özetle şöyle diyor:

“iyiliğin karşılığı ancak iyiliktir.” Yani güzelliğin karşılığı güzellik; güzel iş yapanın karşılığı güzel sevaptır. Bundan anlaşılıyor ki; Rahman (55/46) âyetinde yer alan



“ve limen hafe mekame rabbihî cennetani”

“havf”tan (korkmaktan) maksat, güzelce amel etmektir.

Zira ihsan’da esas olan, “Cibril” hadisinde zikredildiği üzere, “sana gereken; Allah’ı görüyormuşsun gibi O’na ibadet etmendir. Çünkü sen O’nu görmesen de, O seni görüyordur,” prensibine uygun hareket etmektir. ]

Enes (r.a)’tan yapılan rivâyette;

Rasülüllah (S.A.V) “hel cezaül ıhsani ille’l ıhsanü” âyetini okuyarak, oradakilere:

“Biliyor musunuz rabbiniz ne buyuruyor?” diye sormuş.

Bunun üzerine onlar da,

“Allah ve Rasülü en iyisini bilir” diye cevap vermişler.

Hz. Peygamber (S.A.V) de,

“O, benim kendisine Tevhidi nimet olarak verdiğim, kimsenin mükafatı ancak cennettir, buyuruyor” diye karşılık vermiştir.[35] “ İz- -T-B- ”