Veylun yevme-iżin lilmukeżżibîn(e)
O gün vay yalanlayanların haline!
O gün yalanlayanların vay haline!
Mürselât Suresi'nin 45. ayeti, kıyamet gününde hakikati yalanlayanların karşılaşacağı azabı 'veyl' kelimesiyle vurgulamakta, bu kavramın derinliğini 'yevmeizin' ve 'mukezzibîn' kelimeleriyle pekiştirmektedir. Ayet, inkarcıların akıbetine dair güçlü bir uyarı içermektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'veyl' kelimesini 'şiddetli şer' ve 'helak' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, kıyamet gününde hakikati yalanlayanların karşılaşacağı büyük azabı ve felaketi ifade eder. Bazen cehennemde bir vadi olarak da tefsir edildiğini ekler.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'veyl' kelimesinin Arapların 'yazıklar olsun' veya 'helak olsun' anlamında kullandığı bir ifade olduğunu belirtir. Ayetteki 'veylün li'l-mukezzibîn' ifadesi, yalanlayanlara yönelik bir beddua ve tehdit olarak anlaşılmalıdır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'veyl' kelimesinin Kur'an'da genellikle 'azap' veya 'felaket' anlamında kullanıldığını ve özellikle inkarcılar ile günahkarlar için bir uyarı niteliği taşıdığını vurgular. Bu ayette, Allah'ın ayetlerini yalanlayanların kaçınılmaz sonunu işaret eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'yevmeizin' ifadesinin 'o gün' yani kıyamet günü, hesap günü olduğunu açıklar. Ayetteki kullanımı, yalanlayanların azabının belirli bir zamanda, yani ahirette gerçekleşeceğini vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'yevmeizin' kelimesinin 'yevm' (gün) ve 'iz' (o zaman) edatının birleşimi olduğunu ve geçmişte veya gelecekte belirli bir zaman dilimini ifade ettiğini belirtir. Bu ayette, 'o gün' ifadesi, yalanlayanların cezalandırılacağı kıyamet gününü net bir şekilde işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kezeb' fiilinin 'yalan söylemek' veya 'yalanlamak' anlamlarına geldiğini belirtir. 'Mukezzibîn' ise, Allah'ın ayetlerini, peygamberlerini veya hakikati ısrarla yalanlayan kimselerdir. Ayetteki bağlamda, kıyamet gününün gerçekliğini veya peygamberlerin getirdiği mesajı inkar edenleri ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'kezeb' kökünün 'hakikatin zıddını söylemek' veya 'bir şeyi gerçek dışı kabul etmek' anlamlarına geldiğini açıklar. 'Mukezzibîn' kelimesi, Kur'an'da genellikle Allah'ın ayetlerini, peygamberlerin getirdiği mesajı ve ahiret gününü yalanlayan inkarcılar için kullanılır. Bu ayette de aynı anlamda, yani hakikati yalanlayanlara yönelik bir tehdit olarak yer almaktadır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'tekzîb' masdarından türeyen 'mukezzibîn' kelimesinin, sadece yalan söylemekten öte, bir şeyi veya bir haberi tamamen reddetme, inkar etme anlamını taşıdığını belirtir. Ayetteki kullanımı, kıyamet gününün ve hesap vermenin gerçekliğini reddedenlerin akıbetini vurgular.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.