Veylun yevme-iżin lilmukeżżibîn(e)
O gün vay yalanlayanların haline!
O gün yalanlayanların vay haline!
Mürselât Suresi 47. ayet, kıyamet gününde inkârcıların karşılaşacağı azabı vurgulamaktadır. Ayet, 'vay halinize' ifadesiyle tehditkâr bir uyarıda bulunurken, 'yalanlayanlar' kavramıyla bu tehdidin muhataplarını açıkça belirtmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'veyl' kelimesinin, 'şiddetli azap' veya 'helak' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki kullanımıyla, kıyamet gününde inkârcıları bekleyen korkunç akıbeti ifade eder ve onlara yönelik bir beddua niteliğindedir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'veyl' kelimesini 'azap' ve 'helak' olarak açıklar. Ayetteki bağlamda, Allah'ın inkârcılara yönelik bir tehdidi ve onların karşılaşacakları kötü sonu mecazi bir dille ifade ettiğini belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'veyl' gibi ifadelerin Kur'an'daki 'kıyamet günü' tasvirlerinde sıkça kullanıldığını ve bu kelimenin, Allah'ın gazabını ve inkârcıların çekeceği acıyı vurgulayan güçlü bir retorik araç olduğunu belirtir. Ayetteki 'veyl', bu genel bağlamda bir uyarı ve kınama işlevi görür.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'yevm' kelimesinin bilinen 'gün' anlamının yanı sıra, belirli bir zaman dilimini veya olayı ifade etmek için de kullanıldığını belirtir. 'Yevmeizin' ifadesi, Kur'an'da genellikle kıyamet gününü, hesap gününü veya belirli bir ilahi müdahale anını işaret eder. Bu ayette, 'veyl'in gerçekleşeceği o dehşetli günü vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'yevmeizin' ifadesinin, 'o zaman' veya 'o gün' anlamında zarf olarak kullanıldığını ve kendisinden önce geçen bir olaya veya zamana atıfta bulunduğunu açıklar. Ayette, 'veyl'in, kıyamet gününde, yani 'o gün' gerçekleşeceğini kesin bir dille ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'mükezzibîn' kelimesini, 'Allah'ın ayetlerini ve peygamberlerini yalanlayanlar' olarak açıklar. Ayetteki 'veyl'in doğrudan muhatabı olarak, hakikati inkâr edenlerin karşılaşacağı azabı vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kezeb' kökünden türeyen 'mükezzib' kelimesinin, 'yalan söyleyen' veya 'yalanlayan' anlamına geldiğini belirtir. Kur'an bağlamında ise, özellikle Allah'ın birliğini, peygamberlerin risaletini ve ahiret gününü inkâr edenleri ifade eder. Bu ayette, kıyamet gününde azaba uğrayacak olanların kimler olduğunu açıkça belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'tekzîb' kavramının Kur'an'da sadece 'yalan söylemek' değil, aynı zamanda 'hakikati reddetmek', 'inkâr etmek' ve 'Allah'ın ayetlerini hiçe saymak' anlamlarına geldiğini vurgular. 'Mükezzibîn', bu bağlamda, Allah'ın mesajını ve uyarılarını ciddiye almayan, onları yalan sayan kimselerdir ve bu ayet onlara yönelik bir tehdittir.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.