Ve-iżâ-rrusulu ukkitet
Peygamberler için (ümmetlerine şahitlik etmek üzere) vakit belirlendiği zaman (kıyamet gerçekleşir).
Mürselât Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Er-Resülü” genel olarak resüllerin yani risalet mertebesini vaktinin sona erdiği zaman fenâfillah mertebesine geçildiği zamandır.
Efendimiz (s.a.v.) Mir’aca çıktığı zaman sidret’ül münteha[12] ulaştıkları Cebrail a.s. ben buradan daha ileriye gidemem yanarım ya Resülulah deyince Efendimiz (s.a.v.) yanarsam ben yanasyım demiştir. Ve Mevlânâ hazretleri Mustfa (s.a.v.) in koltuğunun altında başka bir hadise vardı diye bu olayı dile getirmiştir. Görüldüğü gibi elçiliğin bir sınırı vardır. Hakikat-i Muhammediyi oluşturan resüller Âdem (a.s.) dan Muhammed (s.a.v.) kadar mertebeleri vakitleridir. Kişi varlığında-enfüsünde seyr-i sülüğünde hangi peygamber hazeratının mertebesine ulaşmışsa onun tayin edilen vaktine ulaşmış ve bir öncekinin vakti geçilmiş olur. (M.D.)
İnsanın iç ve dış âlemindeki tüm “elçiler”in (yetiler, ilhamlar, tecelliler), ezelde takdir edilmiş olan kendi “vakit”lerine (ecellerine, kemâl anlarına) ulaştıkları anı sembolize eder. Bu an, hakikatin bütün çıplaklığıyla zuhur ettiği, her şeyin olduğu gibi göründüğü ve herkesin kendi ezelî istidadının (hayır veya şer) karşılığını bulduğu “kıyamet” anıdır.[13]