Ve-iżâ-lcibâlu nusifet
Dağlar ufalanıp savrulduğu zaman,
Dağlar savrulduğu zaman,
Mürselât Suresi'nin 10. ayeti, kıyamet gününün dehşetini tasvir ederken dağların durumunu ele almaktadır. Ayet, dağların yerinden sökülüp savrulmasını ifade eden güçlü bir fiil kullanarak bu kozmik değişimin büyüklüğünü vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Cebel (جبل) kelimesi, yeryüzünde yükselen ve sabit olan büyük kütleleri ifade eder. Ayetteki 'el-Cibâl' (الجبال) ifadesi, kıyamet anında bu sabit ve heybetli yapıların dahi yerinden oynayacağını ve dağılacağını gösterir, bu da olayın büyüklüğüne işaret eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Cebel, yeryüzünün belirgin ve yüksek kısımlarıdır. Ayetteki kullanımı, kıyamet alametlerinden biri olarak dağların mevcut hallerini kaybedeceğini, sağlamlıklarının ortadan kalkacağını ve dağılacağını anlatır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Nesf (نسف), bir şeyi yerinden söküp atmak, dağıtmak ve savurmak anlamına gelir. 'Nusifet' (نسفت) fiili, dağların kıyamet günü pamuk gibi atılmasını, yani yerlerinden koparılıp rüzgarda savrulan toz zerrecikleri gibi dağılmasını ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Nesf, bir şeyi kökünden söküp atmak ve dağıtmak demektir. Ayetteki 'nusifet' ifadesi, dağların sağlamlığının ve sabitliğinin ortadan kalkacağını, rüzgarın savurduğu kum taneleri gibi dağılacağını mecazi bir anlatımla ortaya koyar.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Nesf, bir şeyi yerinden söküp atmak ve onu dağıtmak manasındadır. Ayetteki 'nusifet' fiili, dağların kıyamet günü şiddetli bir şekilde yerlerinden koparılıp, adeta toz bulutu gibi havaya savrulacağını ve yok olacağını tasvir eder.
Mürselât Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Fizik beden vücûdumuz yeryüzü ve dağ hükmündedir. Her birerlerimizin vücûtlarında tabîattan kaynaklanan toprak oluşumları yani şartlanma dağlarımız değişmeye başladığı zaman ve anasır-ı erbâanın toprak kısımları ufalanıp savrulunca kişinin elinden alınmış demektir. (M.D.)
Bu hâle gelen kişi artık sırtında taşıdığı nefsi beden yükünü yavaş yavaş yere aslına indirerek oda kendi aslı yani hakit-i olan ruhani tarafı ile ünsiyet kurmaya başladığı zaman kendisinde büyük bir hafifleme olacaktır bu halde ise seyri daha hızlanmış olacaktır.[10] “ İz- -T-B- ”
Gülşen-i raz ile devam edelim,
Temsil
- Görünmez doğru olarak a’mâya renkler;
Eğer yüz yıl etsen nakil, getirsen delîller.
- Yeşil, al, sarı, ak hep karşısında;
Siyâh bir renk gün, gece karşısında.
Dünyâ yaşamından sonra ölüm ötesindeki yaşantı bizim düşündüğümüz yaşantı şekillerinden çok daha değişik bir yaşantıdır. Eğer îmân ehli bu yaşantının gerçek yönünü bilmiş olsalar hemen ölmek isterler. Ehlullah bu konuda birçok sözler söylemişlerdir ancak insanlar onları gereği gibi değerlendiremedikleri için birçoğu sâdece okuyup geçmiştir.
Bizler dahi baş gözümüzle güneşe baktığımızda tek renk gibi görüyoruz oysa güneşin hakîkatte değişik yedi rengi vardır ve baş gözümüz bizi yanıltıyor. İşte bu baş gözümüzün görüşü çok daha ileri derecede olsa hareket hâlinde yoğunlaşmış bulutumsu bir şey görecek sâdece çünkü gerçekleri zâten öyledir. Bizler kısıtlı olan baş gözümüzün görüşüyle gördüklerimizi onların gerçeği zannediyoruz.
Maddenin yapısı atomdan meydana gelmiştir ve atomun etrâfında da durmaksızın dönen nötronlar protonlar vardır. En küçük birim bu halde ise onların meydana getirdiği oluşumda bu halde demektir ancak bizlerin kısıtlı görüşü olduğu için onu tespit edemiyoruz. Bizler gördüklerimizin kaba hallerine göre değerlendirme yapıyoruz.
Görüşümüz gerçeğe döndüğü anda “gökler ve arz değiştiği zaman” (14/48), “dağlar savrulduğu zaman” (77/10) v.b Âyet-i Kerîme’lerin sadece gelecekte olacak işler değil hâli hazırda durmaksızın olan işler olduğunu anlarız.
Kulak içinde aynı şeyler geçerlidir. Çevremizde bir sürü ses dalgaları yayılıp durmaktadır ve bizim sınırlı kulağımız bunları duymaz. Ancak kulağımız bunları duymuş olsa bu sefer ne uyku uyuyabiliriz ne de başka bir şey ile uğraşabiliriz, başımızın üzerinde arı kovanı gibi olmuş bir beyin olur.
Bu nedenledir ki beş duyumuzu yerli yerinde kullanmamız gereklidir. O beş duyunun bize verdiği hükümleri ihtiyatla karşılamalıyız.[11] “ İz- -T-B- ”