İçeriğe atla
Mürselât 10Cüz 29 · Sayfa 580

Mürselât Sûresi 10. Âyet

المرسلات

Sohbete sor

Ve-iżâ-lcibâlu nusifet

Dağlar ufalanıp savrulduğu zaman,

Mürselât Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Fizik beden vücûdumuz yeryüzü ve dağ hükmündedir. Her birerlerimizin vücûtlarında tabîattan kaynaklanan toprak oluşumları yani şartlanma dağlarımız değişmeye başladığı zaman ve anasır-ı erbâanın toprak kısımları ufalanıp savrulunca kişinin elinden alınmış demektir. (M.D.)

Bu hâle gelen kişi artık sırtında taşıdığı nefsi beden yükünü yavaş yavaş yere aslına indirerek oda kendi aslı yani hakit-i olan ruhani tarafı ile ünsiyet kurmaya başladığı zaman kendisinde büyük bir hafifleme olacaktır bu halde ise seyri daha hızlanmış olacaktır.[10] “ İz- -T-B- ”

Gülşen-i raz ile devam edelim,


Temsil

  • Görünmez doğru olarak a’mâya renkler;

Eğer yüz yıl etsen nakil, getirsen delîller.

  • Yeşil, al, sarı, ak hep karşısında;

Siyâh bir renk gün, gece karşısında.


Dünyâ yaşamından sonra ölüm ötesindeki yaşantı bizim düşündüğümüz yaşantı şekillerinden çok daha değişik bir yaşantıdır. Eğer îmân ehli bu yaşantının gerçek yönünü bilmiş olsalar hemen ölmek isterler. Ehlullah bu konuda birçok sözler söylemişlerdir ancak insanlar onları gereği gibi değerlendiremedikleri için birçoğu sâdece okuyup geçmiştir.

Bizler dahi baş gözümüzle güneşe baktığımızda tek renk gibi görüyoruz oysa güneşin hakîkatte değişik yedi rengi vardır ve baş gözümüz bizi yanıltıyor. İşte bu baş gözümüzün görüşü çok daha ileri derecede olsa hareket hâlinde yoğunlaşmış bulutumsu bir şey görecek sâdece çünkü gerçekleri zâten öyledir. Bizler kısıtlı olan baş gözümüzün görüşüyle gördüklerimizi onların gerçeği zannediyoruz.

Maddenin yapısı atomdan meydana gelmiştir ve atomun etrâfında da durmaksızın dönen nötronlar protonlar vardır. En küçük birim bu halde ise onların meydana getirdiği oluşumda bu halde demektir ancak bizlerin kısıtlı görüşü olduğu için onu tespit edemiyoruz. Bizler gördüklerimizin kaba hallerine göre değerlendirme yapıyoruz.

Görüşümüz gerçeğe döndüğü anda “gökler ve arz değiştiği zaman” (14/48), “dağlar savrulduğu zaman” (77/10) v.b Âyet-i Kerîme’lerin sadece gelecekte olacak işler değil hâli hazırda durmaksızın olan işler olduğunu anlarız.

Kulak içinde aynı şeyler geçerlidir. Çevremizde bir sürü ses dalgaları yayılıp durmaktadır ve bizim sınırlı kulağımız bunları duymaz. Ancak kulağımız bunları duymuş olsa bu sefer ne uyku uyuyabiliriz ne de başka bir şey ile uğraşabiliriz, başımızın üzerinde arı kovanı gibi olmuş bir beyin olur.

Bu nedenledir ki beş duyumuzu yerli yerinde kullanmamız gereklidir. O beş duyunun bize verdiği hükümleri ihtiyatla karşılamalıyız.[11] “ İz- -T-B- ”


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)