Ve-iżâ-ssemâu furicet
Gök yarıldığı zaman,
Gök yarıldığı zaman,
Mürselât Suresi'nin 9. ayeti, kıyamet alametlerinden biri olan göğün yarılmasını tasvir etmektedir. Ayet, 'semâ' (gök) ve 'furicet' (yarılmak) kelimeleri üzerinden, evrensel düzenin bozulmasını ve yeni bir kozmik durumun başlangıcını dilbilimsel olarak ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'semâ' kelimesinin kök anlamının 'yükseklik' olduğunu belirtir. Kur'an'da hem bilinen gök kubbe hem de her yüksek şey için kullanıldığını ifade eder. Bu ayetteki kullanımı, kıyamet alameti olarak fiziksel göğün yarılmasını, yani mevcut düzenin bozulmasını vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'semâ'nın 'yükseklik' ve 'üstte olma' anlamlarını taşıdığını, Kur'an'da ise genellikle yeryüzünün üstündeki katmanları ifade ettiğini belirtir. Mürselât 9'daki 'semâ', kıyamet vaktinde mevcut halinden çıkacak olan, gözle görülen gök tabakasıdır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'semâ' kavramının Kur'an'da sadece fiziksel bir varlık olmanın ötesinde, ilahi kudretin ve düzenin bir göstergesi olarak da ele alındığını belirtir. Bu ayetteki yarılma, bu ilahi düzenin kıyametle birlikte sona ereceğinin ve yeni bir düzenin başlayacağının sembolik bir ifadesidir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'furicet' kelimesinin 'açılmak, yarılmak' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'semâ'nın 'furicet' olması, göğün bir kapı gibi açılmasını veya parçalanmasını ifade eder ki bu, kıyametin dehşetini gösteren bir alamettir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'furicet' kelimesini 'açıldı, yarıldı' olarak açıklar. Gök için kullanıldığında, onun bütünlüğünün bozulduğunu ve parçalara ayrıldığını mecazi olarak ifade ettiğini belirtir. Bu, kıyamet gününde evrenin mevcut düzeninin sona ereceğinin bir tasviridir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'ferec' kökünün 'iki şey arasındaki boşluk, açıklık' anlamına geldiğini ve 'furicet' fiilinin de bu boşluğun oluşması, yani bir şeyin yarılması ve açılması manasına geldiğini açıklar. Ayetteki göğün yarılması, onun bütünlüğünün bozulup parçalara ayrılmasını ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ferec' kökünün 'açılma, genişleme, ferahlama' gibi anlamlara geldiğini, ancak Kur'an'da kıyamet bağlamında kullanıldığında 'yarılma, parçalanma' gibi olumsuz bir çağrışım kazandığını belirtir. Mürselât 9'daki 'furicet', göğün mevcut yapısının bozulup dağılmasını ifade eder.
Mürselât Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Hani daha evvelce Tebareke-i Şerifte,
“bak bakalım gökyüzünde bir çatlak bir tefavut bir uygunsuzluk görebilecek misin?” (67/3)
Diye ikaz edildiği halde ve arkasından da “tekrar, tekrar bak,” burada kendini bilen insan için, bizim başımızda, bizi saran hayâli bir şey bulamayacaksın denildiği halde, burada ise, gökyüzü çatladığı zaman deniyor.
Demek ki onun bir süresi vardır. Yâni gökyüzündeki nizamın da bir süresi vardır. Bu nizamın süresi bittiği zaman gökyüzünde bu hâdiseler oluşacak. Zâhirde böyle olduğu gibi gönlümüzde de bu böyle olacak. Hayâli bir gökyüzü, her birerlerimizin akıl semâsında mevcûttur. Yâni kişi kendini tanımazdan evvel, nasıl ki hayâli bir yaşantı yaşıyorsa, hayâl âleminde yaşıyorsa, buna zâhiren gaflet cenneti, hayatı da denilebilir. Neden? Çünkü namaz kılmaz, oruç tutmaz, işte şuraya gitmez, buraya gitmez. Dini vecibeleri yerine getirmez. Bu nefsinin cennetidir. Kayıtsız yaşamak, beşeri nefsinin cennetidir.
İşte sende de, Hakîkat-i ilâhîye sarsıntıları başladığı zaman. Yâni gönlünde muhabbet rüzgârları esip, seni sarsmaya başladığı zaman. “İzâ zülziletil ardu zilzâleha” (99/1) âyetinde bahsedildiği gibi o vuruntular, sana gelmeye başladığı zaman, senin hayâl gücün çatlamaya ve yarılmaya başlar. Hayâlindeki dünyan hayâli dünyan, yalancı dünyan, aslında olmayan, senin kendi kendine var ettiğin o dünyan, kendi haline, yâni yokluk haline dönüşmeye başlar.
İşte bir şeyin birden, bir anda ortadan kalkması müm-kün değildir. Ya camisi yıkılırken minaresi yıkılır, tavanı çöker. İşte bizimde nefsani düşüncelerimizin hayâli, düşüncelerimizin, hayâli kurgularımızın birer ikişer direklerin, ortadan kalkmasıyla, o gök kubbe yâni çatı kendimize kurmuş olduğumuz hayâli dünyanın, semânın çatısı, yavaş yavaş böyle çatlamaya patlamaya başlar ve yarılır. Zâten, bu bizim başımızda bizi saran hayâl kubbesidir. İşte böylece nefsin hayvani ruh tarafı, gökyüzünün insân-i ruh gökyüzünden, ayrılması çatlaması ve yarılmasıdır.
Nefsin hayâl dünyası çatlayıp-yarılmadıktan sonra, gerçek fezaya ulaşmamız mümkün değildir. Yâni “semâvati vel ard” deniyor. Bu semâvatın dünyanın aktarından kurtulamıyoruz bizde o semâ çatısı olduğu sürece. Yâni hayâlimizde var ettiğimiz kubbe çatlamadıkça, onun dışına çıkmamız mümkün olamıyor.[9] “ İz- -T-B- ”