İçeriğe atla
Mürselât 9Cüz 29 · Sayfa 580

Mürselât Sûresi 9. Âyet

المرسلات

Sohbete sor

Ve-iżâ-ssemâu furicet

Gök yarıldığı zaman,

Mürselât Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Hani daha evvelce Tebareke-i Şerifte,

bak bakalım gökyüzünde bir çatlak bir tefavut bir uygunsuzluk görebilecek misin?” (67/3)

Diye ikaz edildiği halde ve arkasından da “tekrar, tekrar bak,” burada kendini bilen insan için, bizim başımızda, bizi saran hayâli bir şey bulamayacaksın denildiği halde, burada ise, gökyüzü çatladığı zaman deniyor.

Demek ki onun bir süresi vardır. Yâni gökyüzündeki nizamın da bir süresi vardır. Bu nizamın süresi bittiği zaman gökyüzünde bu hâdiseler oluşacak. Zâhirde böyle olduğu gibi gönlümüzde de bu böyle olacak. Hayâli bir gökyüzü, her birerlerimizin akıl semâsında mevcûttur. Yâni kişi kendini tanımazdan evvel, nasıl ki hayâli bir yaşantı yaşıyorsa, hayâl âleminde yaşıyorsa, buna zâhiren gaflet cenneti, hayatı da denilebilir. Neden? Çünkü namaz kılmaz, oruç tutmaz, işte şuraya gitmez, buraya gitmez. Dini vecibeleri yerine getirmez. Bu nefsinin cennetidir. Kayıtsız yaşamak, beşeri nefsinin cennetidir.

İşte sende de, Hakîkat-i ilâhîye sarsıntıları başladığı zaman. Yâni gönlünde muhabbet rüzgârları esip, seni sarsmaya başladığı zaman. “İzâ zülziletil ardu zilzâleha” (99/1) âyetinde bahsedildiği gibi o vuruntular, sana gelmeye başladığı zaman, senin hayâl gücün çatlamaya ve yarılmaya başlar. Hayâlindeki dünyan hayâli dünyan, yalancı dünyan, aslında olmayan, senin kendi kendine var ettiğin o dünyan, kendi haline, yâni yokluk haline dönüşmeye başlar.

İşte bir şeyin birden, bir anda ortadan kalkması müm-kün değildir. Ya camisi yıkılırken minaresi yıkılır, tavanı çöker. İşte bizimde nefsani düşüncelerimizin hayâli, düşüncelerimizin, hayâli kurgularımızın birer ikişer direklerin, ortadan kalkmasıyla, o gök kubbe yâni çatı kendimize kurmuş olduğumuz hayâli dünyanın, semânın çatısı, yavaş yavaş böyle çatlamaya patlamaya başlar ve yarılır. Zâten, bu bizim başımızda bizi saran hayâl kubbesidir. İşte böylece nefsin hayvani ruh tarafı, gökyüzünün insân-i ruh gökyüzünden, ayrılması çatlaması ve yarılmasıdır.

Nefsin hayâl dünyası çatlayıp-yarılmadıktan sonra, gerçek fezaya ulaşmamız mümkün değildir. Yâni “semâvati vel ard” deniyor. Bu semâvatın dünyanın aktarından kurtulamıyoruz bizde o semâ çatısı olduğu sürece. Yâni hayâlimizde var ettiğimiz kubbe çatlamadıkça, onun dışına çıkmamız mümkün olamıyor.[9] “ İz- -T-B- ”