Velâ yu/żenu lehum feya'teżirûn(e)
Onlara izin de verilmez ki, özür dilesinler.
Mürselât Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Özür (tevbe) zamanı dünya hayatında idi. En azından bu âyetleri şeriat mertebesinden kabul edilmesi gerekirdi. (M.D.)
Zamanın Geçmiş Olması: Dünya hayatı, “konuşma” (amel ve niyet) zamanıydı. Âhiret ise “karşılık görme” zamanıdır. Artık özür dileme, tevbe etme, mazeret beyan etme kapısı kapanmıştır.
Sözün ve Özrün Anlamsızlığı: Âhirette herkes, kendi ezelî istidadının (a‘yân-ı sâbite’sinin) ve dünyadaki tercihlerinin sonucunu görecektir. Bu noktada söylenecek hiçbir söz, kişinin kaderini değiştirmeyecektir. Bu nedenle “izinsiz” olmaları, ilâhî adaletin bir gereğidir.
“Dünya hayatı, ‘konuşma’ (amel, niyet, tevbe) zamanıydı. Âhiret ise bu sözlerin karşılığının görüleceği ‘susma’ günüdür. O gün, dünyada hakikati örtenler (kâfirler), en büyük ‘özür’ silahından (dillerinden) mahrum bırakılacaklardır. Ne söyleyebilecek bir sözleri vardır, ne de bu konuda kendilerine izin verilecektir. Çünkü onların ‘dilleri’, kendi elleriyle inşa ettikleri ‘suskunluk’ ve ‘pişmanlık’ ateşidir.”