Keżâlike nef'alu bilmucrimîn(e)
Biz suçlulara işte böyle yaparız.
Biz suçlulara böyle yaparız.
Mürselât Suresi'nin 18. ayeti, Allah'ın suçlulara yönelik muamelesini bildirmektedir. Ayet, 'böyle yaparız' ifadesiyle ilahi bir eylemi, 'suçlular' kelimesiyle de bu eylemin hedef kitlesini net bir şekilde ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'fiil' (فعل) kelimesini, bir işi yapma, icra etme anlamında kullanır. Ayetteki 'nef'alü' (نَفْعَلُ) ifadesi, Allah'ın suçlulara yönelik kesin ve kaçınılmaz bir eylemini, yani cezalandırma veya karşılık verme fiilini vurgular. Bu, sadece bir niyet değil, gerçekleşecek bir icraattır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, Kur'an'daki fiillerin mecazi kullanımlarına dikkat çeker. Burada 'nef'alü' (نَفْعَلُ) ifadesi, Allah'ın kudretini ve iradesini gösteren bir fiil olarak, suçlulara yönelik ilahi adaletin tecellisini mecazi olarak da ifade edebilir. Yani, bu eylem sadece fiziksel bir ceza değil, aynı zamanda ilahi bir hükmün yerine getirilmesidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki fiillerin genellikle ilahi irade ve kudretle bağlantılı olduğunu belirtir. 'Nef'alü' (نَفْعَلُ) kelimesi, Allah'ın mutlak failiyetini ve O'nun belirlediği yasaların işleyişini gösterir. Suçlulara yönelik bu eylem, ilahi düzenin bir parçası olarak anlaşılmalıdır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'mücrim' (مُجْرِم) kelimesini, 'cürüm' (جُرْم) kökünden türeyen ve günah işleyen, suçlu olan kişi olarak açıklar. Ayetteki 'el-mücrimîn' (ٱلْمُجْرِمِينَ) ifadesi, Allah'ın koyduğu sınırları aşan, O'na isyan eden ve kötülük yapan kimseleri kapsar. Bu, sadece dünyevi bir suç değil, aynı zamanda ahirette karşılığı olacak bir günahı da içerir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'cürüm' (جُرْم) kelimesinin asıl anlamının 'meyve toplamak' olduğunu, ancak daha sonra 'suç işlemek' anlamına geldiğini belirtir. 'Mücrim' (مُجْرِم) ise, bu suçu işleyen kişidir. Ayetteki 'el-mücrimîn' (ٱلْمُجْرِمِينَ) ifadesi, ilahi adaletin tecelli edeceği, günahları ve isyanları nedeniyle cezayı hak eden kimseleri işaret eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'cürüm' (جُرْم) kelimesinin, bir şeyi kesmek, koparmak anlamından geldiğini ve bu nedenle 'suç işlemek' fiilinin de hakikatten kopmak, doğru yoldan sapmak anlamına geldiğini belirtir. 'El-mücrimîn' (ٱلْمُجْرِمِينَ) ifadesi, bu bağlamda, Allah'ın emirlerinden ve doğru yoldan sapmış, kendilerini ilahi rahmetten koparmış kimseleri ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'mücrim' (مُجْرِم) kelimesinin Kur'an'da genellikle inkarcılar, zalimler ve Allah'ın ayetlerini yalanlayanlar için kullanıldığını vurgular. Mürselât 18'deki 'el-mücrimîn' (ٱلْمُجْرِمِينَ) ifadesi, bu geniş anlamıyla, ahiret azabını hak eden, dünyada şirke ve günaha bulaşmış tüm suçluları kapsar.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.