Veylun yevme-iżin lilmukeżżibîn(e)
O gün vay yalanlayanların haline!
O gün yalanlayanların vay haline!
Mürselât Suresi'nin 34. ayeti, kıyamet gününde Allah'ın ayetlerini ve peygamberlerini yalanlayanların karşılaşacağı azabı vurgulamaktadır. Ayet, 'vay' kelimesiyle şiddetli bir tehdit ve kınama ifade ederken, 'yalanlayanlar' kavramıyla da bu tehdidin muhataplarını açıkça belirtmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'veyl' kelimesinin, şiddetli bir şerre ve helake delalet ettiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, yalanlayanların karşılaşacağı büyük azabın ve helakın bir ifadesidir. (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân, s. 883)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'veyl' kelimesinin Arapların 'yazıklar olsun' veya 'helak olsun' anlamında kullandığı bir ifade olduğunu belirtir. Ayette, yalanlayanlara yönelik bir beddua ve tehdit olarak kullanılmıştır. (Mecâzü'l-Kur'ân, c. 2, s. 296)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'veyl' gibi kelimelerin Kur'an'da genellikle ilahi gazabı ve cehennem azabını ifade eden güçlü birer uyarı ve tehdit aracı olarak kullanıldığını belirtir. Bu ayette de yalanlayanların akıbetine dair kesin bir uyarıdır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'yevm' kelimesinin bilinen 'gün' anlamının yanı sıra, 'o gün' (yevmeizin) şeklinde kullanıldığında, genellikle kıyamet gününe ve onun dehşetine işaret ettiğini belirtir. Ayette, yalanlayanların azapla karşılaşacağı belirli bir zaman dilimini, yani ahiret gününü vurgular. (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân, s. 499)
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'yevm' kelimesinin Kur'an'da bazen belirli bir zaman dilimini, bazen de kıyamet gününü ifade ettiğini belirtir. 'Yevmeizin' ifadesi, bu ayette, yalanlayanların azapla yüzleşeceği o dehşetli günü kesin bir şekilde belirtir. (Basâiru Zevi't-Temyîz, c. 5, s. 367)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kezeb' kökünden türeyen 'mükezzibîn' kelimesinin, sadece sözlü yalanı değil, aynı zamanda hakikati inkar etmeyi, Allah'ın ayetlerini ve peygamberlerini reddetmeyi de kapsadığını belirtir. Ayette, bu kişiler, ilahi mesajı kabul etmeyen ve onu yalanlayanlardır. (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân, s. 690)
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'mükezzibîn' kelimesinin, peygamberlerin getirdiği hakikatleri ve Allah'ın vaatlerini inkar edenler için kullanıldığını ifade eder. Bu ayette, kıyamet gününün ve azabın gerçekliğini yalanlayanlar kastedilmektedir. (Nüzhetü'l-Kulûb, s. 427)
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'tekzîb' kavramının Kur'an'da genellikle Allah'ın ayetlerini, peygamberlerin tebliğini ve ahiret inancını reddetme anlamında kullanıldığını belirtir. 'Mükezzibîn' ise bu reddedişi gerçekleştirenlerdir ve ayetteki tehdidin doğrudan muhataplarıdır.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.