İçeriğe atla
Mürselât 22Cüz 29 · Sayfa 581

Mürselât Sûresi 22. Âyet

المرسلات

Sohbete sor

İlâ kaderin ma'lûm(in)

(21-22) Sonra onu belli bir süreye kadar sağlam bir yerde (ana rahminde) tuttuk.

Mürselât Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Bu süre zâhirde 37 ve 42 hafta arasındadır. Bâtini gönül olan rahimde ise salik Mescid-i nebevinin 1 numaralı Bab’üs Selâm kapısında girip 41 numaralı Cennet’ül Baki kapısından çıkması ise 15-20 seneyi bulan bir seyri içerir. Görüldüğü gibi maddi ve manevi doğum sayıları birbiri ile ilgilidir.

Bab’üs Selâm Hakkında Kelime-i Tevhid Kitabı bölümü faydalı olacaktır.

26. Bab-üs Selam

“Selam”, selamet, saadet kapısı. Burası krokide (26) fakat “Ravza-ı Mutahhara” Mescidi Nebevi’nin 1 no.lu kapısıdır.

Tam karşısına isabet eden kapı (41) nolu “Baki” kapısıdır ve ikisinin arası oldukça geniş uzun bir yol “koridor”dur ve sonuna doğru gelindiğinde Efendimiz (sav.)’in önünden geçilmektedir.

Kur’anı Keriym Yunus suresi 10/25 âyetinde,





“vallahü yed’u ila daris sela­mi

ve yehdiy men yeşaü ila sıratın müstekiymin”

mealen,

“Allah selamet yurdu cennete çağırır ve dilediğini doğru yola iletir.” Âyetinin bahsettiği dünyadaki “selamet yurdu” Ravza-ı Mutahhara’dır ve oraya da 1 nolu kapı olan “babüs selam”dan girilir.

Gerçi Ravzanın bugünkü haliyle 42 kapısı vardır; hepsinden de içeriye girilir amma 1 inci “bab’üs selam”dan (selam kapısından) girerek, o koridoru bir defa olsun irfaniyetle geçmek gerekir, Hakk’a giden yol “sıratı müstakiym”, “sıratullah”tır.

Şöyle ki, o mübarek koridorun kapıdan girip az yukarıda bahsedilen mihraba kadar olan kısmı “Sıratı Müstakim” bölümüdür, yani “ettur-u seba” (yedi tur) 7 nefis mertebeleridir.

Ondan sonra dışarıya çıkıncaya kadar da “sıratullah” “Hazarat-ı Hamse” (beş hazret mertebesi) ve “Mi’rac” yoludur.

Cennet bahçesinin içinden geçen bir bölüm, bu dünyada Ka’be-i Muazzama tarafından sonra yapılan en mühim ibadet ve ziyaret yeridir.

Beyaz direkler, ki sanki onlar mana âlemine yükselmeğe hazır, gök vasıtaları gibidir.

Onların birinci (1.) bölümüne geldiğinde,

Kur’anı Keriym Fecr suresi 89/29-30 âyetindeki,





“fedhuliy fiy ibadiy”

“vedhuliy cennetiy”

mealen,

“Benim has kullarımın arasına gir, onlarla birlikte benim zât cennetlerime dahil ol” müjdesini duyar gibi olursun.

Burası “Tevhidi ef’al” cennetidir.

Az ilerlediğinizde ikinci bölüm beyaz direkler arasına gelirsin, ki burası da “Tevhidi esma” cennetidir.

Ef’al cennetinde, bütün fiillerin Hakk’ın fiili olduğunu, ancak “Hakikati Muhammedi” kanalıyla zuhura çıktığını idrak etmiş olursun.

Esma cennetinde, hangi isimle vasfedilmiş olursa olsun bütün isimlerin Hakk’ın isimleri olduğu ancak cami ismi olan “Hakikati Muhammedi” kanalıyla zuhura çıktığını idrak etmiş olursun.

Üçüncü (3) bölüm beyaz direkler arasına geldiğin zaman, burası da “Tevhidi Sıfat” cennetidir.

Burada bütün sıfatlar yine Hakk’ın sıfatlarıdır, ancak “Hakikati Muhammedi” kanalıyla zuhur etmekte olduklarını idrak etmiş olursun.

Dördüncü (4.) bölüm beyaz direkler arasına geldiğin zaman, burası da “Tevhidi zât” cennetidir.

Burada bütün varlıkların zât’larının tek zâttan kaynaklandığını, bu oluşumun da yine “Hakikati Muhammedi” kanalıyla zuhura çıktığını idrak edip bütün mertebeleri ile gerçek tevhidi idrak etmiş olursun.

Kur’anı Keriym Muhammed suresi 47/19 âyetindeki,



“fa’lem ennehu lâ ilâhe illallahü”

mealen,

“Bil ki; muhakkak o lâ ilâhe illâ allah’tır”

“Muhammed” elbisesiyle zuhur eden

(  )

“lâ ilâhe illâ allah muhammedin resul allahü”

“Zât-i haberini” risaletini, kendi hakikatini “Muhammed” ismiyle açığa çıkarmıştır.

Bu hisler ve yaşam ile az ileriye gittiğinde işte orası “Makamı Mahmud” yani “Makamı Muhammed”dir.

İşte şimdi sen birinci (1.) pencerenin önündesin, onun üzerinde

Kur’anı Keriym Ahzab suresi 33/40 âyetindeki,







“ma kane muhammedin ebe ehadin min ricaliküm ve lakin rasulellahi ve hatemennebiy ve kenellahü bi külli şey’in aliym”

mealen,

“Muhammed (s.a.v.) erkeklerinizden hiç birinin babası değildir; fakat o Allah’ın rasulü ve Peygamberlerin sonuncusudur. Allah her şeyi bilir,” buyrulmaktadır.

Evvela kısaca, rakkamlara dikkat etmemiz gerekecektir. Bakın sure 33, 33 direkli cennet bahçesinin hakikatini yine aynı sayıdaki surenin 40 ıncı Âyet’i açıklamaktadır, bunlar tesadüfi şeyler değildir.

Özet olarak: Muhammed (sav.) batıni yönden sizler gibi, çoluk çocuk sahibi bir beşer değildir.

“Muhammed” elbisesiyle tecelli etmiş; zâtından sıfatına, sıfatından esmasına, esmasından ef’aline tenezzül ederek irsal etmiş; Rasullük yapmış; ve bu hakikati “Muhammed” elbisesi ile sona erdirmiştir.

Ondan sonra resmi olarak böyle bir tecelli olmaz, ancak onun varislerinde bu hadise batınen kıyamete kadar devam edecektir.

Bu hakikat kendisinde Âyet’in belirttiği sayıda 40 yaşlarında ortaya çıkmıştır.

Allah gerçekten neyin ne olduğunu, kimin beşerriyeti, kimin Uluhiyyet’i ile yaşadığını çok iyi bilir.

Çünkü gerek halkıyeti yönüyle, gerek Hakkiyet’i yönüyle cümleden zuhurda olan ondan başkası değildir. Zâten âlemde başkası yoktur.

Evet, bu güzel duygular içinde bir iki adım daha attığında birinci (1.) pencerenin sağ tarafına yaklaştığında, işte o anda âlemlerin sultanının tam karşısında olduğunu bilmelisin.

Bu hadise, Ka’be-i şerifedeki; Hacer’ul Esved’in tam karşısında durmaya, zât’a ayna olmağa benzer.

İşte o anda sende Hz. Risalet penah-i Efendimizin aynası, hatta aynısı olmaya çalışırsın. O’na bundan daha çok zahir âlemde yaklaşman mümkün değildir, gönül âleminde ise, senden ayrı değildir.

Ka’be’de, seyirde ve tavafta, yaşadığın anların dışında, hiç bir anın bu kadar güzel, bu kadar hoş, bu kadar bereketli ve nûrlu değildir. Ve şöyle selamlar dilinden dökülmeğe başlar.

Esselatu vesselam aleyke ya Rasulellah.

Esselatu vesselam aleyke ya Nebiyyallah.

Esselatu vesselam aleyke ya Cemali pak.

Esselatu vesselam aleyke ya Kemali pak.

Esselatu vesselam aleyke ya Varlığı Hakk.

Esselatu vesselam aleyke ya Gönüller sultanı.

Esselatu vesselam aleyke ya Aşıklar kıblegahı.

Esselatu vesselam aleyke ya Dertliler dermanı.

Esselatu vesselam aleyke ya seyyidel evveline vel ahirin.

Esselatu vesselam aleyke ya Hakikati Muhammedi.

Artık sen orada yoksun zâten. Sende mevcud mertebe-i Muhammedi, aslı olan, Hakikat-i Muhammedi ile birleşmiştir. Sen gerçekten “fena firrasul” (Rasul’de fani), o yoldan da “Baka billah” (Hakk’ta baki) olmuşsundur.

Ne varlığın, ne sesin, ne nefesin kalmıştır. Ancak orası durma yeri değildir, arkadan gelenlerin hakkını da korumak gerekir.

Bu hisler içinde:

Ayrılmak istemez gönül yardan

Vakti firaktır ne gelir alden.

Hasret başladı daha bu andan

Hoşça kal ya Rasulellah.

Sanki ravza geldi benimlen.

Belki ben kaldım onunlan.

Ayrılamadım huzurundan.

Hoşça kal ya Rasulellah.

Hoşça kal ya Rasulellah.

Diyerek birkaç adım daha yan yan atarak yüzün oraya doğru bu sefer üzerinde,

Kur’anı Keriym Hucurat suresi 49/3 âyetindeki,







innellezine yeguddune esvateküm ‘inde Resulillahi ulaikelleziynemtehazellahü kulubehüm littakva lehüm mağfiratün ve ecrun aziym”,

mealen,

“Gerçekten Allah’ın Peygamberi yanında seslerini kısanlara, bunlar o kimselerdir ki, Allah kalplerini takva için imtihan etmiştir, onlara bir mağfiret ve büyük bir mükafat vardır.” âyetinin sana sırrı açılır.

Yine burada da sayılara azıcık dikkat edelim, sure no’su 49 dur, kendi içinde toplarsak, 4+9=13 eder, bu da bilindiği

gibi Hz. Rasulüllahı’ın şifre rakamıdır.

Âyet sayısı olan üç (3) ise bu hakikatleri üç (3) yönlü, yani “ilmel yakıyn”, “aynel yakıyn”, “Hakk’el yakıyn” mertebelerinden idrak etmektir.

Allah’ın peygamberi yanında seslerini kısanlar. Burası Hz. Rasulüllah (sav.)’in “sıddıkiyyet mertebesi”dir.

“Seslerini kısanlar”, kendi varlıklarında, kendilerine ait birşeyleri kalmadığından zâten sesleri çıkmaz.

Eğer daha sesleri çıkıyor ise, o mertebeye ulaşamamışlar demektir. Çünkü âlemde tek ses vardır o da “Hakikati Muhammedi”nin sesidir.

“Bunlar o kimselerdir ki Allah kalblerini takva için imtihan etmiştir.”

“Takva”, sakınmak olduğundan, her mertebenin kendine göre takvası vardır. Bu mertebenin takvası ise, Hakk’ın varlığını unutup, kişinin kendi varlığına düşmemesidir.

Bunlara nefislerinden mağfiret ve kendi hakikatlerini anlama yönünden büyük mükafat vardır.

Böylece “sıddıkiyyet mertebesi”ni de selamladıktan sonra yine yan yana birkaç adım daha atarak, bu sefer üçüncü (3.) pencerenin önüne gelirsin.

Burası “Farukiyyet” makamıdır. Ona da gereken nezaketle selamı verdikten sonra o pencerede yazılı âyetin yaşamına geçersin.

Kur’anı Keriym Hucurat suresi 49/2 âyetindeki,









“ya eyyühelleziyne amenu

la terfe­‘u asvateküm fevka savtin nebiyyi

ve la techerü lehü bi’l kavli kecehri ba’dıküm liba’dın

en tahbeta a’malüküm ve entüm la teş’urune”

mealen,

“Ey iman edenler seslerinizi peygamberin sesinden yüksek çıkarmayın ve birbirinize bağırır gibi ona bağırmayın, haberiniz olmadan amelleriniz boşa çıkıverir.”

Burada da yine sayılar dikkat çekicidir; az evvelki âyette olduğu gibi bu âyet de 49 nolu surenin 2 inci âyetidir.

Bunun ifadesi 4+9=13 Hz. Rasulüllah’ı, bu mertebede dahi iki (2) zahir ve batın idrak demektir.

Burada bir şeye dikkat çekmemiz gerekmektedir. Evvelki âyette “seslerini kısanlar” burada ise, “seslerinizi peygamberin sesinden yüksek çıkarmayın,” buyruluyor.

Birincide, “Hakikati Muhammedi” denizinde gark olanlar;

İkincide, “hakikati Muhammedi” deryasına girip orada yıkanıp yeni bir hayatla ve “sıreti Muhammedi” ile o deryadan çıkarak etraflarını eğitiyorlarken, nefislerine kapılıp, halkın ezası ve zorlukları karşısında yılmadan, bıkmadan ve seslerini Hz. Muhammed’in risaletleri döneminde nasıl yumuşak ve müşfik davranmışlarsa siz de öyle davranarak. Eğitimde ve diğer zamanlarda seslerinizi, onun sesinden daha yüksek çıkarmayın.

Ömerül Faruk, bilindiği gibi, yüksek adalet sahibi olduğundan, haklıyı ve haksızı çok iyi ayırma kabiliyeti vardı.

İşte o mertebe “Farukiyyet” yani “Furkan mertebesi”dir. Aynı zamanda “sıfat mertebesi”dir.

O halden sonra artık birbirinizle konşutuğunuz gibi ona seslenmeyin, çünkü o sizler gibi sadece beşer değil, aynı zamanda “Rasul”dür. Ancak siz bu hakikatleri pek düşünmüyorsunuz.

Kısaca toparlarsak üçüncü (3.) pencerede bu hisler içinde birinci (1.) âyette, belirtilen “Hakikati Muhammediyye”yi iyice tanımak, onda yok olmak;

ikinci (2.) de, böylece sesini çıkaramamak, o deryada yüzmeye başlamak;

Üçüncü (3.) de ise, tekrar yeni bir varlık bularak, irşat vazifesine başlamak, anlatılmaktadır.

Orada da fazla duramayıp, arkadan gelenlere yol açmak üzere boyun bükerek, kısalan yolu tamamlamak üzere “Makamı Mahmud”a, “Makamı Sıddıkiyyet”e, “Makamı Furkaniyyet”e tazim ve selam ederek, yoluna yavaş yavaş bu hakikatleri yaşayarak devam edersin.

Oranın iki (2) çıkış kapısı vardır. Biri koridorun sonunda bedenliler için “Baki kapısı” cennetül bakiye açılan; diğeri de az yukarıdaki “Makamı Cibril” penceresidir. Buradan da bedensizlerin, “âlemi ervah”a uruc ederler, yükselirler.

Bu koridorun aynı zamanda bir ismi de “Medine’nin zaman tüneli”dir. Bütün zamanları da içinde bulundurur.

İşte bu hakikatleri idrak ederek, âlemlerin sultanının önünden ayrılan kimse, bu iki kapıdan çıkarak; ya “baki” olan gönül cennetinde, ya da gönül semasında yaşamlarına devam ederler.

Misafir olarak gelenler, tekrar yerlerine dönünce, yani eski beşeriyyet hallerine dönünce bulundukları yerde, batınen “Makamı Mahmud”un zahiren de “Şeriatı Muhammedi”nin temsilcileri olurlar.

İşte sen de bu hallere sahip olmak istersen, bulunduğun yerde böyle kimselerin var olup olmadığını araştır, eğer bulabilirsen hiç durma, onlardan hemen bu hallerin eğitimini al, öylece âlemlerin sultanını bilerek ziyaretine git.

“Bab’üs selam”dan girip, “baki kapı”sından çıkarak yapılan ziyaret saat olarak belki onbeş dakikada biter amma gerçekten eğitimini alarak oradan geçmek ortalama 15-20 sene sürer ki ancak irfaniyyet ve muhabbet ile gerçekleşir; iyi anlamaya çalışalım.

Tabii ki, Hz. Rasulüllah’ı her mertebedeki ümmetinin ziyaret hakkı vardır, ancak şeriat mertebesindekiler, bulundukları idrak ve anlayış düzeyinden, tarikat mertebesindekiler tarikat mertebesinden, hakikat mertebesindekiler hakikat mertebesinden, marifet mertebesindekiler marifet mertebesinden ziyaret ederler ki iyi niyetle yapılan her ziyaret makbuldür.

Allah cc. bütün ziyaretlerinizi kabul etsin. Amin.

30-09-2001

Mekke-i Mükerreme

Ka’be-i Muazzama[19] “ İz- -T-B- ”