Ve ce'alnâ fîhâ ravâsiye şâmiḣâtin ve eskaynâkum mâen furâtâ(n)
Orada sabit yüce dağlar yaratmadık mı, size tatlı bir su içirmedik mi?
Orada yüksek yüksek dağlar oturtup da size bir tatlı su sunmadık mı?
Mürselât Suresi'nin 27. ayeti, Allah'ın kudretini ve insanlara bahşettiği nimetleri, özellikle dağların sabitlenmesi ve tatlı suyun temini üzerinden vurgulamaktadır. Ayet, 'ceale', 'revasi' ve 'furat' gibi kelimelerle bu ilahi lütfu dilbilimsel bir derinlikle ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ceale' fiilinin hem 'yaratmak' (halk) hem de 'bir şeyi başka bir şeye dönüştürmek' (sayyere) anlamlarına geldiğini belirtir. Bu ayette ise Allah'ın dağları var etme, yaratma ve yeryüzüne sabitleme kudretini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ceale' fiilinin Kur'an'da 'halk' (yaratma) anlamında kullanıldığını vurgular. Ayetteki 've cealnâ' ifadesi, Allah'ın dağları yaratıp yeryüzüne yerleştirmesini mecazi bir anlatımla değil, doğrudan bir yaratma eylemi olarak sunar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ceale' fiilinin Kur'an'daki kullanımının, Allah'ın evrendeki düzeni kurma ve varlıkları belirli bir amaca göre şekillendirme gücünü gösterdiğini belirtir. Burada dağların 'ceale' edilmesi, onların yeryüzünün dengesi için birer sabitleyici olarak yaratılmasına işaret eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'revâsî' kelimesinin 'râsiye' kelimesinin çoğulu olduğunu ve 'sabit, yerleşmiş' anlamına geldiğini açıklar. Ayetteki kullanımı, dağların yeryüzünü sarsılmaktan koruyan, onu sabitleyen unsurlar olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'resv' kökünün 'bir şeyin sabitlenmesi, yerleşmesi' anlamını taşıdığını belirtir. 'Revâsî', gemilerin demir atarak sabitlenmesi gibi, dağların da yeryüzünü sabitleyen unsurlar olduğunu ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'revâsî' kelimesinin Kur'an'da genellikle 'dağlar' anlamında kullanıldığını ve bu dağların yeryüzünün dengesini sağlayan, onu sarsılmaktan koruyan 'direkler' veya 'kazıklar' işlevi gördüğünü açıklar.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'şâmihât' kelimesinin 'şâmih' kelimesinin çoğulu olduğunu ve 'yüksek, yüce' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'revâsî' kelimesini niteleyerek, dağların sadece sabit değil, aynı zamanda görkemli yüksekliklere sahip olduğunu ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'şemh' kökünün 'yükseklik, yücelik' anlamını taşıdığını ve 'şâmih' kelimesinin 'yüksek dağ' için kullanıldığını açıklar. Bu ayette, dağların hem sağlamlığına hem de göz kamaştırıcı yüksekliğine dikkat çekilir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'şemh' kelimesinin 'yükseklik' ve 'azamet' anlamlarını içerdiğini belirtir. 'Şâmihât' kelimesi, dağların sadece fiziksel yüksekliğini değil, aynı zamanda onların heybetli ve görkemli yapısını da vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'furât' kelimesinin 'şiddetli tatlılık' anlamına geldiğini ve içimi kolay, boğazdan rahatça geçen suyu nitelediğini belirtir. Bu, Allah'ın insanlara bahşettiği suyun kalitesini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'fert' kökünün 'bir şeyi kırmak, parçalamak' anlamından türediğini ve 'furât' suyunun, susuzluğu kırıp gideren, tatlı ve lezzetli su olduğunu açıklar. Ayetteki kullanımı, suyun sadece varlığını değil, aynı zamanda niteliğini de ön plana çıkarır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'furât' kelimesinin Kur'an'da tatlı ve içilebilir su için kullanıldığını, bu kelimenin suyun insan yaşamı için ne kadar önemli ve değerli bir nimet olduğunu ifade ettiğini belirtir. Ayette, dağların varlığı gibi suyun da ilahi bir lütuf olduğu vurgulanır.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.