Ve ce'alnâ fîhâ ravâsiye şâmiḣâtin ve eskaynâkum mâen furâtâ(n)
Orada sabit yüce dağlar yaratmadık mı, size tatlı bir su içirmedik mi?
Mürselât Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Nasıl ki dünya üzerinde dağlar ve onlarda inişli çıkışlı yollarda olsa beden arzı olan vücudumuzda omuzlarımız bizim dağlarımızdır.
Eğer seyr-i süluk içinde eğitim yapılırsa bu dağa Museviyet mertebesinde gelirse bu dağ Tûr dağı olur. Cenâb-ı Hakk dağa tecelli edip dağ paramparça olunca Mûsâ (a.s.)’da orada yığılıp kalıyor. İşte Mûseviyyet mertebesinde kişinin böyle bir hâlet-i rûhiyye geçirmesi lâzımdır. Bu kadar şiddetli olmasa da ilim yönünden bunu idrâk etmelidir.
Ve seyr-i ileri giderse bu dağ Muhammediyet mertebesinde Hira (Nûr) dağına dönüşür.
Ve bu dağdan gönüllerden gönüllere akan kevser ırmağı çıkar.[23]
Kim bâtınında hangi seyri yapıyorsa çıktığı dağ o mertebenin fikrinde yükselmektir. İşte bir yükseliş bir inişle beraber seyr-i sülukta değişik dağ ve mertebelerden geçilmiş olur. (M.D.)
Nefsi emmare yaşamı üzerinde olanda nefis dağı yaşantısı sabit ve şartlanmış fikri içindedir. (M.D)
Yeryüzünü sarsıntıdan koruyan yüksek dağlar; Nefsi
günah ve isyan sarsıntılarından koruyan yüksek manevî makamlar (ilim, ihlas, takva, velâyet)
Tüm canlılara hayat veren tatlı su ; Kalbi dirilten, ona huzur ve hayat veren mârifet ve ilâhî feyz.
Tatlı sudan hikmet-i ameliyye (pratik irfaniyet), tuzludan ise hikmet-i nazariyye (teorik irfaniyet) elde edilir." [24]