İçeriğe atla
Mürselât 27Cüz 29 · Sayfa 581

Mürselât Sûresi 27. Âyet

المرسلات

Sohbete sor

Ve ce'alnâ fîhâ ravâsiye şâmiḣâtin ve eskaynâkum mâen furâtâ(n)

Orada sabit yüce dağlar yaratmadık mı, size tatlı bir su içirmedik mi?

Mürselât Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Nasıl ki dünya üzerinde dağlar ve onlarda inişli çıkışlı yollarda olsa beden arzı olan vücudumuzda omuzlarımız bizim dağlarımızdır.

Eğer seyr-i süluk içinde eğitim yapılırsa bu dağa Museviyet mertebesinde gelirse bu dağ Tûr dağı olur. Cenâb-ı Hakk dağa tecelli edip dağ paramparça olunca Mûsâ (a.s.)’da orada yığılıp kalıyor. İşte Mûseviyyet mertebesinde kişinin böyle bir hâlet-i rûhiyye geçirmesi lâzımdır. Bu kadar şiddetli olmasa da ilim yönünden bunu idrâk etmelidir.

Ve seyr-i ileri giderse bu dağ Muhammediyet mertebesinde Hira (Nûr) dağına dönüşür.

Ve bu dağdan gönüllerden gönüllere akan kevser ırmağı çıkar.[23]

Kim bâtınında hangi seyri yapıyorsa çıktığı dağ o mertebenin fikrinde yükselmektir. İşte bir yükseliş bir inişle beraber seyr-i sülukta değişik dağ ve mertebelerden geçilmiş olur. (M.D.)

Nefsi emmare yaşamı üzerinde olanda nefis dağı yaşantısı sabit ve şartlanmış fikri içindedir. (M.D)

Yeryüzünü sarsıntıdan koruyan yüksek dağlar; Nefsi

günah ve isyan sarsıntılarından koruyan yüksek manevî makamlar (ilim, ihlas, takva, velâyet)

Tüm canlılara hayat veren tatlı su ; Kalbi dirilten, ona huzur ve hayat veren mârifet ve ilâhî feyz.

Tatlı sudan hikmet-i ameliyye (pratik irfaniyet), tuzludan ise hikmet-i nazariyye (teorik irfaniyet) elde edilir." [24]