İçeriğe atla
Mürselât 26Cüz 29 · Sayfa 581

Mürselât Sûresi 26. Âyet

المرسلات

Sohbete sor

Ahyâen ve emvâtâ(n)

(25-26) Biz yeryüzünü dirileri de ölüleri de toplayan (bir yurt) yapmadık mı?

Mürselât Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Dünya yeryüzü olduğu, bizlerinde yeryüzü beden arzımızdır. Ne varsa âlemde o ver Âdem de denilmiştir. Hz. Ali'nin: "Sen kendini küçük bir cisim sanırsın, ama en büyük âlem sende gizlidir." Sözü ile bizlerde dış âlemde gördüğümüz. Yollar, ağaçlar, hayvanlar, madenler, ovalar, denizler, ormanlar, dağlar ve gökyüzü meccuttur. (M.D.)

Ne var âlem’ de o var Âdem’ de hükmüyle; “küll-i İnsân-ı Kâmil” de ne varsa “cüz-i İnsân” da da o vardır. Aralarındaki fark ise istidat ve kabiliyetlerinin zuhurları kadar olmalarıdır. Bir tane buğdayı tanıyanın harmanı tanıması zor değildir.

İşte bizler de bu hakikatleri kimliğimizde idrâk ettiğimizde gerçeğimiz olan “Hakikat-i İnsâniyye”mize ulaşmamız zor olmayacaktır; çünkü varlığımızda hepsi bütün mertebeleri ile mevcuttur; ancak “a’dem” de (bâtında)dır, Âdemlik’e (zâhire) çıkması çalışmamıza ve gayretimize bağlıdır.

Kim ki; bu hakikatleri kendi bünyesinde kuvveden fiile çıkarabildi o kendi hakikatine yani, Hakk’ın hakikatine ulaştı. Kim ki; gaflette kaldı bunlardan habersiz yaşadı, ebedi ayrılığa düşmüş oldu demektir. Çünkü “Nefsini bilen Rabb’ını bilir.” denmiştir. Rabb’ı bilme nefsini bilmeye bağlıdır. Kişilik nefs’leri de Rabb’a bağlıdır ve kendisinin aslıdır. Bunun tersi ise, nefs’ini tanımamak; Rabb’ını tanımamaktır.

Bize düşen cüz de mevcud olan külle ulaşabilmektir. İşte kemâlât külliyyet ve cüz’ iyyet mertebelerini birlikte muhafaza ederek ikisini de kendi bünyesinde tevhid ede- rek-birleştirerek yaşamaktır ki; gerçek kemâlât budur.

Bu kemâlâtın zuhur ismi ise (Kâmil İnsân)dır. Bütün âlemlerin aldığı isim ise (İnsân-ı Kâmil)dir. Bu hakikati idrak eden mahallin ismi (Kâmil İnsân)dır ki; bütün bu âlemlerden gaye (Kâmil İnsân)ı yetiştirmektir. Bütün kâinat onun hizmetinde ve onu yetiştirmek için seferber olmuştur.[22]

“ İz- -T-B- ”

Nasıl ki yeryüzünde yaşayanlar yer üstünde ve ölüler, yer altındayda beden kabirlerleri de ölü ve dirileri toplamıştır.

Hayalde ve vehim ile nefsi emmaresi ile kendini var zan edenler ölü hükmündedirler. Kendilerini ve rablerinin hakikatini bilip ilham ve vahyin muhatabı olan irfan ehli ise diri hükmü ile bu yeryüzünde (kifât) etmişler (toplanmışlardır). Her biri beşer suretinde olduğundan bunları ancak ehli bilebilir. (M.D.)

İnsanın iç âlemi (nefsi), tıpkı yeryüzü gibi, tüm bu hallerin (iyi-kötü, diri-ölü) toplandığı bir “kifât”tır. Nefis, bu halleriyle yaşar, onları içinde barındırır ve kıyamet günü (hakikatin zuhur ettiği an) tüm bu haller ortaya dökülür.

Kavram/ Dış Âlemdeki Karşılığı/ İç Âlemdeki (Nefs) Karşılığı

Diriler (ahyâ)/ Yeryüzünde yaşayan canlılar/ İman, marifet, salih amel, kalp diriliği

Ölüler (emvât)/ Yeryüzüne gömülü olanlar/ Gaflet, küfür, isyan, kalp katılığı

Toplanma (kifât)/ Yeryüzünün dirileri ve ölüleri barındırması/ Nefsin tüm halleriyle (iyi-kötü) Hakk’ın huzurunda toplanması

Fusûs’ül-Hikem’in “Âdem Fassı”nda işlenen a‘yân-ı sâbite (ezelî sabit hakikatler) öğretisine göre, her varlığın Allah’ın ilminde ezelî bir hakikati (ayn) vardır. Bu ayn, o varlığın istidadını (hayır veya şer) belirler. “Yeryüzü” (ard), bu ezelî hakikatlerin “toplandığı” açığa çıktığı yerdir. Tıpkı yeryüzünün tohumları barındırıp onları zamânı gelince filizlendirmesi gibi, insanın nefsi de ezelî istidatlarını (a‘yân-ı sâbitesini) barındırır ve dünya hayatında onları açığa çıkarır. Âyetteki “toplanma yeri” (kifât) ifadesi, bu ezelî hakikatlerin nefste toplanmış olmasını ve kıyamet günü (hakikatin zuhur anı) hepsinin birden ortaya çıkmasıdır.

“Yeryüzü, dirileri üzerinde barındıran, ölüleri de bağrında toplayan bir ‘toplanma yeridir’. Tıpkı bunun gibi, insanın nefsi de içinde iyilik ve kötülük, iman ve gaflet, hayat ve ölüm barındıran bir ‘toplanma’ mekânıdır. Kıyamet günü, tıpkı yeryüzünün ölüleri diriltmek üzere ‘toplanma’ özelliğini göstermesi gibi, insanın nefsi de tüm halleriyle (iyi-kötü) Hakk’ın huzurunda ‘toplanacak’ ve herkes ezelî istidadının karşılığını görecektir.”