Veylun yevme-iżin lilmukeżżibîn(e)
O gün vay yalanlayanların haline!
Vay haline o gün yalanlayanların!
Mürselât Suresi'nin 49. ayeti, kıyamet gününde inkârcıların karşılaşacağı azabı 'vay haline' ifadesiyle vurgulamaktadır. Ayet, özellikle 'yalanlayanlar' kavramı üzerinden, ilahi mesajı reddedenlerin akıbetine dikkat çekmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'veyl' kelimesinin 'şiddetli azap' veya 'helak' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki kullanımıyla, kıyamet gününde inkârcıları bekleyen büyük felaketi ve azabı ifade eder, onların durumunun ne kadar kötü olacağını vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'veyl' kelimesini 'azap' ve 'helak' olarak açıklar. Ayetteki bağlamda, 'yalanlayanlar' için bir beddua veya tehdit olarak kullanıldığını, onların kaçınılmaz sonunu bildirdiğini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'veyl' kelimesinin Kur'an'da genellikle ilahi gazabı ve cezayı ifade eden güçlü bir ünlem olduğunu belirtir. Mürselât 49'daki kullanımıyla, Allah'ın mesajını yalanlayanlara yönelik kesin bir kınama ve azap uyarısı olarak işlev gördüğünü vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'yevm' kelimesinin 'gün' anlamına geldiğini ve 'yevmeizin' ifadesinin 'o gün' yani kıyamet günü veya hesap günü olduğunu belirtir. Ayetteki kullanımıyla, 'yalanlayanların' azaba uğrayacağı belirli ve kaçınılmaz zamanı vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'yevm' kelimesinin zamanın bir bölümünü ifade ettiğini ve 'yevmeizin'in ise geçmişte veya gelecekte belirli bir günü işaret ettiğini açıklar. Mürselât 49'da, bu ifadenin ahiret gününe, yani hesap ve ceza gününe atıfta bulunduğunu belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'yevm' kelimesinin Kur'an'da hem dünyevi günleri hem de ahiret gününü ifade etmek için kullanıldığını belirtir. 'Yevmeizin' ifadesinin ise, genellikle öncesinde bahsedilen bir olayın (burada kıyametin) gerçekleştiği zamanı kesin bir şekilde belirttiğini ve bu bağlamda 'yalanlayanların' azap göreceği o özel günü vurguladığını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kezeb' kökünün 'gerçeğin aksini söylemek' veya 'bir şeyi yalanlamak' anlamına geldiğini belirtir. 'Mükezzibîn' ise, Allah'ın ayetlerini, peygamberlerin getirdiği hakikatleri veya ahiret gününü yalanlayan, inkâr eden kimselerdir. Ayetteki kullanımıyla, bu kişilerin azaba müstahak olduklarını vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'mükezzibîn' kelimesini 'Allah'ın ayetlerini ve peygamberlerin getirdiği hakikatleri yalanlayanlar' olarak açıklar. Ayetteki bağlamda, bu kişilerin kıyamet gününde 'vay haline' denilerek, inkârlarının sonucunda karşılaşacakları azabın şiddetine dikkat çekildiğini belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'tekzîb' kavramının Kur'an'da sadece yalan söylemekten öte, ilahi mesajı ve hakikati reddetme, ona karşı çıkma anlamı taşıdığını vurgular. 'Mükezzibîn' ise, bu ilahi hakikati bilinçli olarak inkâr eden ve yalanlayanlardır. Mürselât 49'da, bu kişilerin ahiretteki kötü akıbetlerinin temel nedeni olarak bu inkârcı tutumları gösterilir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'mükezzibîn' kelimesinin 'yalanlayanlar' veya 'inkâr edenler' anlamına geldiğini ve Kur'an'da genellikle peygamberlerin getirdiği mesajı reddedenler için kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'vay haline' ifadesiyle birlikte, bu kişilerin inkârlarının bir sonucu olarak karşılaşacakları azabın kesinliğini ve şiddetini pekiştirdiğini ifade eder.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.