İçeriğe atla
Enfâl 39Cüz 9 · Sayfa 181

Enfâl Sûresi 39. Âyet

الأنفال

Sohbete sor

Vekâtilûhum hattâ lâ tekûne fitnetun veyekûne-ddînu kulluhu li(A)llâh(i)(c) fe-ini-ntehev fe-inna(A)llâhe bimâ ya'melûne basîr(un)

Baskı ve şiddet kalmayıncaya ve din tamamen Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer (küfürden) vazgeçerlerse, şüphesiz ki Allah onların yaptıklarını hakkıyla görendir.

Enfâl Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

“Vekâtilûhum hattâ lâ tekûne fitnetun veyekûne-ddînu kulluhu li(A)llâh(i) fe-ini-ntehev fe-inna(A)llâhe bimâ ya’melûne basîr(un)” Baskı ve şiddet kalmayıncaya ve din tamamen Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer (küfürden) vazgeçerlerse, şüphesiz ki Allah onların yaptıklarını hakkıyla görendir. (8/39)


Nefsi emmare etkisi kalmayınsaya kadar nefis cihadına devam edin.

Şüphesiz ki Allah onların yaptıklarını hakkıyla görendir.

419. Kendi etrafını dolaş ve kendi cürmünü gör. Hareketi kendinden gör ve gölgenden görme!

Binâenaleyh ne kusûr ettim ki, bu belâ-yı ilâhî benim başıma geldi, diye kendi etrâfını dolaş. Ya’ni kendi ahvâlini tedkîk et ve kendi kabâhatini gör! Zîrâ gelen belâ ve cezâ senin fiilinin gölgesidir; Binâenaleyh gölge olan cezânın hareketini ve zuhûrunu asıl olan kendi cürmünden ve kabâhatinden gör!

420. Zirâ emirin cezası galat olmayacaktır. O görücü olan bey hasmı bilir.

“Pâdâş", cezâ ve intikam. “Emîr”den murâd, Hak Teâlâ hazretleridir. Ya’ni, ey mücrim! Sana fiilinden dolayı bir cezâ geldiği vakit pek haklıdır. Zîrâ emîr-i hakîkî olan Hak Teâlâ hazretlerinin ta’yîn buyurduğu cezâ aslâ yanlış olmaz. (Enfâl, 8/39) ya’ni “Muhakkak, Allâh Teâlâ kulların işlediği ameli görücüdür” âyet-i kerîmesi mûcibince o hakîkî bey emrine muhâlefet eden hasmı görücüdür.

421. Vaktaki bal yedin, hararetin başkasına gelmez. Senin gündüzünün ücreti gece başkasına gelmez.

“Müzd-i rûz”, yevmiye ve gündelik ma’nâsınadır. Meselâ, bal yedin, balın tab’ında olan harâret başkasının vücûdunda hâsıl olmaz; ve kezâ gündüz çalıştın ve gündeliğe ve ücrete müstahak oldun, bittabi’ bu ücret akşam olunca başkasına verilmez. İbâdet ve kabahat dahi bu misâle mutâbıktır.

422. Nede cehâ ettin ki, o sana olmadı? Sen ne ektin ki, ekinin mahsûlü gelmedi?

Ya’ni, hangi bir hizmete sa’y ettin ki, onun neticesini elde etmedin? Ve ne ektin ki, o ektiğin şeyin mahsûlünü almadın? Ba’zı nüshalarda “bâ-tû negeşt” yerine “vâ tû negeşt” yazılmıştır. “Sana râci’ olmadı” demek olur.

423. Senin fiilin ki, senin canından ve cisminden doğar, senin evlâdın gtbi senin eteğini tutar.

Bu âlem-i sûrette her bir kişiden zâhir olan fiile evvelen rûhunda bir hâtıra olarak peydâ olur. Sonra o hâtıra, cisminden fiil hâlinde doğar ve araz olan o fiil bir evlâd gibi insanın eteğine yapışır. Meselâ bir kimse intihâr etmeyi düşünür. Bu düşüncenin âlem-i sûrette vücûdu yoktur. Vaktâki bu fikir cisme hâkim olup kendisine bir bıçak saplar, âlem-i histe paralanmak ve ölmekten ibâret olan neticesi zâhir olur. Bunun gibi bu âlem-i histe zâhir olan ef âlin netîceleri âlem-i berzahda birer sûretle zâhir olur ve insanın evlâdı gibi eteğine yapışır.[86]


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)