Va'lemû ennemâ ġanimtum min şey-in feenne li(A)llâhi ḣumusehu velirrasûli veliżî-lkurbâ velyetâmâ velmesâkîni vebni-ssebîli in kuntum âmentum bi(A)llâhi vemâ enzelnâ ‘alâ ‘abdinâ yevme-lfurkâni yevme-ltekâ-lcem'ân(i)(k) va(A)llâhu ‘alâ kulli şey-in kadîr(un)
Bilin ki, ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri mutlaka Allah'a, Peygamber'e, onun yakınlarına, yetimlere, yoksullara ve yolculara aittir. Eğer Allah'a; hak ile batılın birbirinden ayrıldığı gün, (yani) iki ordunun (Bedir'de) karşılaştığı gün kulumuza indirdiklerimize inandıysanız (bunu böyle bilin). Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.
Şunu da biliniz ki, ganimet olarak aldığınız her hangi bir şeyden beşte biri mutlaka Allah içindir. O da peygambere ve ona yakınlığı olanlara, yetimlere, miskinlere ve yolda kalmışlara aittir. Eğer siz Allah'a iman etmiş, hak ile batılın ayrıldığı o gün, iki ordunun karşı karşıya geldiği o (Bedir) günü kulumuza indirdiğimiz âyetlere iman getirmiş iseniz bunu böyle biliniz. Ve biliniz ki, Allah, herşeye kâdirdir.
Enfâl Suresi'nin 41. ayeti, ganimetlerin taksimatını ve bu taksimatın imanla olan ilişkisini ele almaktadır. Ayet, 'ganimet', 'humus', 'furkan' ve 'cem' gibi temel kavramlar üzerinden hukuki ve teolojik bir çerçeve sunar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ğanîme (غَنِيمَة), düşmandan zorla veya savaşla elde edilen maldır. Ayetteki 'ğanîmtum' ifadesi, müminlerin savaşta elde ettikleri malları ifade eder ve bu malların belirli bir taksimata tabi olduğunu vurgular. (el-Müfredât, s. 615)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ğanîme, düşmandan alınan her şeydir. Ayetteki kullanımı, savaşta ele geçirilen malların helal ve meşru olduğunu, ancak belirli bir kısmının Allah ve Resulü'ne ait olduğunu belirtir. (Mecâzü'l-Kur'ân, I, 246)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Ğanîme, İslam öncesi Arap toplumunda da bilinen bir kavram olup, savaş ganimetlerini ifade eder. Kur'an, bu kavramı alarak ona yeni bir hukuki ve ahlaki boyut kazandırmış, taksimatını ilahi bir hükme bağlamıştır. Ayetteki 'ğanîmtum' bu yeni düzenlemeyi işaret eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Humus (خُمُس), ganimetin beşte biridir. Bu ayet, ganimetin beşte birinin Allah, Resul, yakınlar, yetimler, miskinler ve yolculara ait olduğunu açıkça belirtir. Bu, İslam hukukunda ganimet taksimatının temelini oluşturur. (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân, s. 200)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Humus, bir şeyin beşte biridir. Ayetteki 'humusehu' ifadesi, özellikle savaş ganimetlerinin beşte birinin belirli zümrelere tahsis edildiğini gösterir. Bu, ganimetin tamamının savaşçılara ait olmadığını, bir kısmının toplumsal ihtiyaçlar için ayrıldığını vurgular. (el-Müfredât, s. 277)
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Humus kavramı, Kur'an'da sadece bu ayette geçmekle birlikte, İslam hukukunda ganimet ve fey'in taksimatında merkezi bir rol oynamıştır. Ayet, bu payın ilahi bir emirle belirlendiğini ve dağıtımının adaletli bir şekilde yapılması gerektiğini ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Furkan (فُرْقَان), hak ile batılı ayıran şeydir. Ayetteki 'yevme'l-furkân' ifadesi, Bedir Savaşı'nı kasteder. Bu savaş, İslam tarihinde hakkın batıla karşı zaferini ve doğru ile yanlışın net bir şekilde ayrıldığı bir dönüm noktasını temsil eder. (Nüzhetü'l-Kulûb, s. 367)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Furkan, iki şeyi birbirinden ayırmak demektir. Kur'an'da 'furkan' kelimesi, genellikle hak ile batılı ayıran ilahi vahyi veya Bedir Savaşı gibi önemli olayları ifade eder. Bu ayette, Bedir Savaşı'nın, müminler için bir imtihan ve hakkın batıldan ayrıldığı bir gün olduğu vurgulanır. (el-Müfredât, s. 638)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Furkan, Kur'an'ın temel kavramlarından biridir ve 'ayırma' anlamını taşır. Bu ayette 'yevme'l-furkân' olarak kullanılması, Bedir Savaşı'nın sadece askeri bir zafer değil, aynı zamanda ilahi bir müdahale ile hakikatin ortaya çıktığı, inananlarla inanmayanların ayrıştığı bir gün olduğunu gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Cem' (جَمْع), bir araya gelmek, topluluk demektir. 'El-cem'ân' (iki topluluk) ifadesi, Bedir Savaşı'nda karşılaşan Müslüman ve müşrik ordularını ifade eder. Ayet, bu iki gücün karşı karşıya geldiği anı ve bu anın önemini vurgular. (Mecâzü'l-Kur'ân, I, 247)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Cem', dağınık şeyleri bir araya getirmektir. 'El-cem'ân' ifadesi, Bedir Savaşı'nda toplanan iki orduyu, yani Müslümanların ve Kureyş müşriklerinin ordularını belirtir. Bu karşılaşma, 'yevme'l-furkân' ile birlikte anılarak, olayın büyüklüğünü ve ilahi takdirdeki yerini pekiştirir. (el-Müfredât, s. 200)
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Cem', bir araya gelmiş topluluktur. 'El-cem'ân' ise, iki farklı topluluğun bir noktada buluşmasını ifade eder. Ayetteki kullanımı, Bedir Savaşı'nda karşı karşıya gelen iki ordunun, yani hak ve batılın temsilcilerinin mücadelesini sembolize eder.
Enfâl Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Va’lemû ennemâ ganimtum min şey-in feenne li(A)llâhi humusehu velirrasûli veliżî-lkurbâ velyetâmâ velmesâkîni vebni-ssebîli in kuntum âmentum bi(A)llâhi vemâ enzelnâ alâ abdinâ yevme-lfurkâni yevme-ltekâ-lcem’ân(i) va(A)llâhu ‘alâ kulli şey-in kadîr(un)” Bilin ki, ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri mutlaka Allah’a, Peygamber’e, onun yakınlarına, yetimlere, yoksullara ve yolculara aittir. Eğer Allah’a; hak ile batılın birbirinden ayrıldığı gün, (yani) iki ordunun (Bedir’de) karşılaştığı gün kulumuza indirdiklerimize inandıysanız (bunu böyle bilin). Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir. (8/41)
Ganimet vu sûrenin 1. Âyetinde geçmiş ve Allah ve Resülüne ait olduğu bildirilere Uluhiyet ve Risalet mertebesine tahsis yapılmıştı.
"Ğunm": Esasen bir şeye sıkıntı ve zahmet çekmeden nail olmak veya düşmandan doyumluk almak mânâlarına gelir ve alınan doyumluğa da isim olarak söylenilir ki, "ganimet" kelimesi de her iki bakımdan aynı anlama gelir. Şeriat ıstılahında ise ganimet, küffardan savaşla ve zor kullanılarak alınan maldır. Şu halde isterse harbin sonunda yapılan barış anlaşması gereğince olsun, düşmandan alınan mala ganimet adı verilmez. Lâkin "fey" adı verilir. Bundan dolayı ganimet kelimesi fey kelimesinden daha özel bir anlam taşır.[87]
Bu âyette ise bu mertebelere ilave olarak yakınlarına (akraba), yetimlere, yoksullara ve yolculara ait olmaz üzere 5 e tasnif edilmiştir. Beş hazret mertebesinin bundan payı olduğu anlaşılmaktadır. Allah ve Resülü ile 5/1 Hakikat-i Muhammedi mertebesinin payı, kurb ehli ile 5/1 zât mertebesinin payı, yetim ile akl-ı küllden yetimlik ile sıfât mertebesinin 5/1 payı, yoksuluk ile kimliğin fani olası ile kimlikten yoksulluk (kendi kimliğini kaybedenler) esmâ mertebesinin 5/1 payı, Hakk yolculuğu seyrine çıkmış olanları ef’âl mertebesinden 5/1 payıdır…
Hakikat-i Muhammediye-İnsan-ı Kamil tüm mertebeleri kapsayan olamka üzere Uluhiyet ve Risalet mertebesinin payını almaktadır.
Onun yakunları ise penc-i ali aba yani hane halkı ehl-i beytidir. Kim ki onun beyti olan Hakikat-i Muhammediye beytinin gönğl evinin beyti olmuşsa yakını odur ve 5/1 payı alır.
Yetimler; Yetim babası olmayan kişiye denir. İsâ a.s. bilindiği gibi kim ki seyr-i sülükte iseviyet mertebesine gelir ve babası ruh’ül kuds olduğu için babası olsada yetim hükmündedir. Ganimetin 5 te 1 de ona aiittir.
Yoksullar; yoksul az bir miktar malı olup zekât miktarı mala sahip olmayandır… Yol ehli olup hala varlık emâreleri gösteren kişilerdir. Nefs-i Benlik, İzâfi Benlik ve İlâhi Benlik yani bu mertebedeki varlığa sahip çıkanlardır. Hakikatte malı olsa da yoksul-yoksundurlar. Bunlara verilen hakikat bilgileri ile bu hayali varlık kaldırılıp, yerine hakk’ın varlığı tahsis etmesi sağlanır. 5/1 ganimette bu kesime aiittir.
Yolcular; hakk yolunda olup “İsr” gece yolcularıdır. Kim ki dersini kalkıp yapıyor ve dervişlik hayatı sürüyorsa yolcu hükmündedir. Nefis yolunda mücahadenin ganimetlerin 5/1 bunlara aittir.
Bedir şavaşı ile Nûr-u muhammedi ile dünyayı ve nefis cihadında gönlü aydınlattığı için hakk ile batıl ayrılmış. Furkan, sıfât mertebesi gönle istiva etmiştir.