Velev terâ iż yeteveffâ-lleżîne keferû(ﻻ)-lmelâ-iketu yadribûne vucûhehum veedbârahum veżûkû ‘ażâbe-lharîk(i)
Melekler, kafirlerin yüzlerine ve artlarına vura vura ve "haydi tadın yangın azabını" diyerek canlarını alırken bir görseydin.
Melekler, o kâfirlerin yüzlerine ve sırtlarına vura vura ve "Tadın bakalım cehennem azabını!" diye diye canlarını alırken hallerini bir görmeliydin.
Enfâl Suresi'nin 50. ayeti, inkarcıların ölüm anındaki dehşet verici durumunu tasvir eder. Ayet, meleklerin can alırken uyguladığı cezayı ve bu cezanın inkarcıların kendi amellerinin bir sonucu olduğunu vurgulayarak, ilahi adaletin tecellisini dilbilimsel bir derinlikle ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Vefât kelimesi, bir şeyin tamamını almak anlamına gelir. 'Allah nefisleri vefat ettirir' (يَتَوَفَّى الْأَنْفُسَ) ifadesi, ruhu bedenden tamamen çekip almak, yani ölümü gerçekleştirmek demektir. Ayetteki 'يَتَوَفَّى الْمَلَائِكَةُ' ifadesi, meleklerin inkarcıların ruhlarını eksiksiz bir şekilde teslim almasını, yani canlarını almasını ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Burada 'يَتَوَفَّى' fiili, 'canını almak' anlamında kullanılmıştır. Meleklerin, inkarcıların ruhlarını bedenlerinden ayırarak ölümlerini gerçekleştirmeleri mecazi olarak değil, doğrudan bir eylem olarak anlatılmaktadır. Bu, ilahi emrin melekler aracılığıyla yerine getirilmesidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'vefât' kavramı, sadece biyolojik ölümü değil, aynı zamanda ruhun bedenden ayrılmasıyla gerçekleşen tam bir teslim alma halini ifade eder. Bu ayette, meleklerin 'canları alması' (يَتَوَفَّى) eylemi, inkarcıların dünyevi varlıklarının sona erdirilmesi ve ilahi yargıya sunulmaları sürecinin başlangıcı olarak vurgulanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Küfrün asıl anlamı, bir şeyi örtmek ve gizlemektir. Şer'i anlamda ise, Allah'ın birliğini, peygamberlerini ve getirdiği hakikatleri inkar etmek, yani hakkı örtmektir. Ayetteki 'الَّذِينَ كَفَرُوا' ifadesi, Allah'ın ayetlerini ve peygamberin tebliğini reddeden, bu hakikatleri gizleyen ve nankörlük eden kimseleri ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Kâfirler, Allah'ın varlığını ve birliğini, peygamberlerin getirdiği mesajı inkar edenlerdir. Bu ayetteki 'كَفَرُوا' fiili, onların bu inkar ve nankörlüklerinin bir sonucu olarak ölüm anında çekecekleri azabı hak ettiklerini belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Küfür, Kur'an'da sadece bir inançsızlık hali değil, aynı zamanda Allah'ın nimetlerine karşı nankörlük ve O'nun emirlerine karşı isyanı da içeren kapsamlı bir kavramdır. Bu ayetteki 'inkar edenler' (كَفَرُوا) ifadesi, onların bu kapsamlı olumsuz tutumları nedeniyle ilahi cezayı hak ettiklerini gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Darabe (ضرب) fiili, vurmak, çarpmak anlamındadır. Ayetteki 'يَضْرِبُونَ وُجُوهَهُمْ وَأَدْبَارَهُمْ' ifadesi, meleklerin inkarcıların yüzlerine ve sırtlarına fiziksel olarak vurduğunu, bu vuruşun bir azap ve ceza eylemi olduğunu gösterir. Bu, ölüm anındaki şiddetli bir muameleyi tasvir eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Darabe fiili, birçok farklı anlama gelebilmekle birlikte, burada 'vurmak' anlamında kullanılmıştır. Meleklerin inkarcılara vurması, onların ruhlarını alırken yaşadıkları zorlu ve acı verici durumu ifade eder. Bu, sadece fiziksel bir darbe değil, aynı zamanda manevi bir aşağılama ve cezalandırmadır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Buradaki 'darb' (ضرب), azap ve şiddet anlamında kullanılmıştır. Meleklerin yüzlere ve sırtlara vurması, inkarcıların her yönden kuşatılmış bir azap içinde olduklarını ve kaçış yollarının olmadığını sembolize eder. Bu, onların dünyadaki kötü amellerinin karşılığı olan bir cezadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Azap (عذاب), bir şeyi engellemek, alıkoymak anlamına gelen 'azb' kökünden gelir. Azap, insanı arzu ettiği şeylerden alıkoyan, ona acı veren her türlü cezadır. Ayetteki 'عَذَابَ الْحَرِيقِ' ifadesi, inkarcıların yakıcı bir azapla cezalandırılacağını, bu azabın onların tüm isteklerini engelleyeceğini ve onlara büyük bir acı vereceğini belirtir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Azap, bedene veya ruha verilen acı verici cezadır. 'Yakıcı azap' (عَذَابَ الْحَرِيقِ) ifadesi, bu azabın şiddetini ve yakıcılığını vurgular. Bu, inkarcıların dünyadaki inkar ve isyanlarının bir sonucu olarak karşılaşacakları ilahi adaletin bir tecellisidir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Azap, bir kimsenin hoşlanmadığı, ona eziyet veren her şeydir. Kur'an'da genellikle ahiret azabı için kullanılır ve bu ayetteki 'yakıcı azap' (عَذَابَ الْحَرِيقِ) ifadesi, cehennem ateşinin şiddetli ve sürekli yakıcı etkisini anlatır. Bu, inkarcıların kendi elleriyle işledikleri günahların karşılığıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Harîk (حريق), yakıcı, yakan şey demektir. 'Azâbü'l-harîk' (عَذَابَ الْحَرِيقِ) terkibi, yakıcı azap anlamına gelir ve bu azabın şiddetini, yakıcılığını ve tahrip ediciliğini ifade eder. Bu, cehennem ateşinin temel niteliklerinden biridir ve inkarcıların karşılaşacağı cezanın dehşetini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Harîk, yakıp kavuran ateştir. Ayetteki 'عَذَابَ الْحَرِيقِ' ifadesi, azabın sadece bir acı değil, aynı zamanda yakıcı bir niteliğe sahip olduğunu, yani cehennem ateşinin kendisi olduğunu belirtir. Bu, inkarcıların ruhlarına ve bedenlerine nüfuz edecek olan şiddetli bir cezadır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Harîk, bir şeyin yanması ve kül olmasıdır. 'Yakıcı azap' (عَذَابَ الْحَرِيقِ) ifadesi, azabın yakıcı ve yok edici gücünü gösterir. Bu, inkarcıların işledikleri günahların bir sonucu olarak karşılaşacakları, onları tamamen kuşatacak ve yakıp kavuracak olan ilahi bir cezadır.
Enfâl Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Velev terâ iz yeteveffâ-lleżîne keferû-lmelâ-iketu yadribûne vucûhehum veedbârahum vezûkû azâbe-lharîk(i)” Melekler, kâfirlerin yüzlerine ve artlarına vura vura ve “haydi tadın yangın azabını” diyerek canlarını alırken bir görseydin. (8/50)
ذَلِكَ بِمَا قَدَّمَتْ أَيْدِيكُمْ وَأَنَّ اللّهَ لَيْسَ بِظَلاَّمٍ لِّلْعَبِيدِ {الأنفال/51}
“Zâlike bimâ kaddemet eydîkum veenna(A)llâhe leyse bizallâmin lil’abîd(i)”