Żâlike bimâ kaddemet eydîkum veenna(A)llâhe leyse bizallâmin lil'abîd(i)
(Ey kafirler!) Bu, sizin ellerinizin önceden yaptığının karşılığıdır. Yoksa, Allah kullarına zulmedici değildir.
İşte bu, sizin kendi ellerinizle meydana getirdiğiniz bir sonuçtur. Hiç şüphesiz Allah, kullarına hiçbir şekilde zalim biri değildir.
Enfâl Suresi 51. ayet, inkar edenlerin ahirette karşılaşacakları azabın kendi amellerinin bir sonucu olduğunu ve Allah'ın kullarına asla zulmetmediğini vurgular. Ayet, 'takdim', 'yed' ve 'zallâm' gibi kavramlar üzerinden ilahi adaleti ve insan sorumluluğunu dilbilimsel bir derinlikle ele alır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'k-d-m' kökünün asıl anlamının 'öne geçmek, öne sürmek' olduğunu belirtir. Ayetteki 'kaddemet' fiili, kişinin dünyada işlediği ve ahirette karşısına çıkacak olan amelleri ifade eder. Bu, amellerin kişinin önüne, yani hesabına sunulması anlamındadır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'kaddemet' fiilinin mecazi bir kullanım olduğunu ve 'işledi, yaptı' anlamında geldiğini ifade eder. Ayetteki 'mâ kaddemet eydîküm' ifadesi, 'kendi ellerinizle işlediğiniz şeyler' demektir ve fiilin failinin eller olması, amellerin bizzat kişi tarafından yapıldığını vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'takdim' kavramının Kur'an'da genellikle 'geleceğe yönelik hazırlık' veya 'önceden yapılan eylem' anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayette ise, inkar edenlerin dünyada yaptıkları kötü amellerin ahiretteki azabın sebebi olarak 'önceden gönderilmiş' olduğunu ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'yed' kelimesinin Kur'an'da bazen gerçek anlamda el organını, bazen de mecazi olarak 'güç, kudret, nimet, amel' gibi anlamlarda kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'eydîküm' ifadesi, 'kendi amelleriniz' anlamında olup, azabın kişinin kendi fiillerinin bir sonucu olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'yed' kelimesinin 'kuvvet ve kudret' anlamında da kullanıldığını ifade eder. Ayetteki 'mâ kaddemet eydîküm' ifadesi, 'kendi güç ve iradenizle yaptığınız şeyler' anlamını taşır ve sorumluluğun tamamen kişiye ait olduğunu belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'yed' kelimesinin sadece fiziksel bir organı değil, aynı zamanda 'eylem, güç ve sorumluluk' gibi soyut kavramları da ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki kullanımı, kişinin kendi iradesiyle gerçekleştirdiği eylemlerin sonuçlarına katlanması gerektiğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'zulüm' kelimesinin asıl anlamının 'bir şeyi ait olduğu yerden başka bir yere koymak' olduğunu belirtir. 'Zallâm' ise mübalağa sigası olup 'çok zulmeden' demektir. Ancak ayetteki 'leyse bi-zallâm' ifadesi, Allah'ın asla zulmetmediğini, yani kimseye hak ettiğinden fazlasını veya hak etmediği bir cezayı vermediğini vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'zulüm' kelimesinin 'hakkı eksiltmek veya başkasının hakkına tecavüz etmek' olduğunu açıklar. Ayetteki 'leyse bi-zallâm' ifadesi, Allah'ın mutlak adaletini ve kullarına karşı en ufak bir haksızlık dahi yapmadığını, cezaların tamamen amellerin karşılığı olduğunu belirtir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'zulüm' kavramını 'bir şeyin haddini aşması' olarak tanımlar. Allah hakkında 'zallâm' kelimesinin olumsuzluk edatıyla kullanılması, O'nun adaletinin mükemmelliğini ve hiçbir varlığa karşı haddi aşan bir muamelede bulunmadığını, dolayısıyla cezaların tamamen hak edilmiş olduğunu ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'abd' kelimesinin 'itaat ve boyun eğme' anlamı taşıdığını belirtir. 'Abîd' ise 'abd' kelimesinin çoğuludur ve Allah'a kulluk eden veya O'nun yaratıkları olan tüm insanları kapsar. Ayetteki kullanımı, Allah'ın tüm kullarına karşı adil olduğunu ve kimseye haksızlık etmediğini vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'abd' kelimesinin hem 'köle' hem de 'Allah'a kulluk eden kişi' anlamlarına geldiğini ifade eder. Bu ayetteki 'li'l-abîd' ifadesi, Allah'ın tüm insanlara karşı olan adaletini genel bir ilke olarak ortaya koyar ve azabın kişisel amellerin bir sonucu olduğunu pekiştirir.
Enfâl Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(Ey kâfirler!) Bu, sizin ellerinizin önceden yaptığının karşılığıdır. Yoksa, Allah kullarına zulmedici değildir. (8/51)
Elmalı Tefsirinde bu âyet hakkında;
İşte bu, kendi ellerinizin sunduğu cürmünüz, bir de Allah'ın kullarına hiçbir şekilde zalim olmaması sebebiyle böyledir, diyerek, canlarını alırken bir görecek olsaydın, ne feci bir şey görmüş olacaktın! Acaba o sırada bunların o feci halleri ortada değil miydi, görülmüyor muydu? O halde "görecek olsa idin" diye görülmemiş bir feci olayı bu tarzda tasvir buyurmanın hikmeti nedir?
Bu şekilde bir tasvir, özellikle şunu gösteriyor ki; kâfir kimsenin bedeninden ruhu kabzolunurken onun hakikatte neler çektiğini ve nasıl yanarak gittiğini dışardakilerin görüp müşahede etmesi mümkün değildir. Bunu ihtar ederken şuna da işaret ediyor ki, kâfirin ruhu, dünyaya yönelik iken bedeninden kabzolunduğu nezi' halinde, dünyadan döner ahirete yönelir ve halbuki o, küfründen dolayı ahiret âleminde karanlıklardan başka bir şey müşahede etmez. Dünyaya ve cismani hazlara şiddetle muhabbetinden dolayı o vakit bu ayrılık anında, bu kopmadan ve uzaklaşmadan öyle bir elem ve hasret duyar, öyle bir acı çeker ki, yanar da yanar. Bu yanmadan dolayı her türlü nurdan mahrum olarak önünde azab, ardında lanet olarak o karanlığa atılır. Ve artık yeniden dirilişinde de mahşer yerinde haşr olunuşunda da bu minval üzere acıları sürer gider.[98]
Kişi yapmış olduğu yanlış hareket ve fiilerle hükmünü kendi vermiştir. Nasıl suçlu hakim karşısına çıktığı zaman işlediği suçun hükmü neticesinde bu suçu tescil ve infaz eder. Bu cezayı hakim (hüküm sahibi) değil suçlu vermiştir. Âyetin sonunda Alalh kullarına zulmedici değildir. Hakkı örtüp gizlemek için yapılan fiilerin karşılığıdır. Uluhiyet mertebesihaliyle zulmedici değil, bu mertebenin hakkını gereğini yerine etirendir.