Velâ yahsebenne-lleżîne keferû sebakû(c) innehum lâ yu'cizûn(e)
İnkar edenler, asla yakayı kurtardıklarını zannetmesinler. Çünkü onlar (sizi) aciz bırakamazlar.
O kâfirler ileri geçip kurtulduklarını sanmasınlar. Onlar kesinlikle (bizi) aciz bırakamazlar.
Enfâl Suresi 59. ayet, inkarcıların Allah'ın kudretinden kaçamayacaklarını ve O'nu aciz bırakamayacaklarını vurgulayarak, onların geçici başarılarının bir yanılgı olduğunu dilbilimsel bir kesinlikle ifade etmektedir. Ayet, 'sanmak', 'inkar etmek', 'öne geçmek' ve 'aciz bırakmak' gibi temel kavramlar üzerinden ilahi kudretin mutlaklığını ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hasibe' fiilinin zannetmek, sanmak, tahmin etmek anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, inkarcıların kendilerini üstün görme, ilahi takdirin dışına çıkma veya Allah'ı aciz bırakma gibi yanlış bir yanılgı içinde olduklarını ifade eder. Bu zan, gerçekle örtüşmeyen bir vehimdir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'hasibe' fiilinin burada 'zannetmek' anlamında kullanıldığını ve inkarcıların, Allah'ın kendilerine ulaşamayacağını veya cezalandıramayacağını düşündüklerini mecazi bir anlatımla ortaya koyar. Bu, onların ilahi kudreti küçümsemelerinden kaynaklanan bir yanılgıdır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'küfr' kavramının Kur'an'da sadece inançsızlık değil, aynı zamanda nankörlük ve gerçeği örtme anlamlarını da taşıdığını belirtir. Ayetteki 'kefarû' ifadesi, Allah'ın ayetlerini ve kudretini bile bile reddeden, gerçeği gizleyen ve bu nedenle ilahi cezayı hak eden kimseleri ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'küfr' kelimesinin kök anlamının 'örtmek' olduğunu ve bu bağlamda Allah'ın nimetlerini ve hakikatini örten, gizleyen kimseler için kullanıldığını açıklar. Ayetteki 'kefarû', Allah'ın kudretini ve hükmünü görmezden gelerek kendilerini güvende sanan inkarcıları tanımlar.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'küfr'ün hakikati inkar etmek, nimeti örtmek ve şükretmemek gibi çeşitli anlamlara geldiğini vurgular. Ayetteki 'kefarû', Allah'ın kudretini ve hükmünü inkar ederek, O'nun kendilerine ulaşamayacağını zannedenleri ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'sebeka' fiilinin 'öne geçmek, geride bırakmak' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, inkarcıların Allah'ın kudretinden veya azabından kaçıp kurtulduklarını, O'nu geride bıraktıklarını vehmetmelerini ifade eder. Bu, onların ilahi kudreti hafife almalarının bir göstergesidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'sebeka' fiilinin burada mecazi olarak 'Allah'ın takdirinden kaçmak, O'nun hükmünden kurtulmak' anlamında kullanıldığını açıklar. İnkarcılar, kendilerini Allah'ın erişiminden uzak sanarak bir yanılgı içindedirler.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'sebeka' fiilinin 'bir şeyi geride bırakmak, geçmek' anlamını taşıdığını ve ayetteki bağlamda inkarcıların, Allah'ın kendilerine ulaşmasını engelleyebileceklerini veya O'nun takdirinden kaçabileceklerini zannettiklerini ifade ettiğini belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'aciz' kelimesinin 'güç yetirememek, zayıf kalmak' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'lâ yu'cizûn' ifadesi, inkarcıların Allah'ı asla aciz bırakamayacaklarını, O'nun kudretinin mutlak olduğunu ve hiçbir gücün O'na karşı gelemeyeceğini kesin bir dille vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): el-Kefevî, 'aciz' kavramının bir şeyi yapmaya güç yetirememek, yetersiz kalmak anlamına geldiğini açıklar. Ayetteki kullanımı, inkarcıların Allah'ın iradesine karşı koyamayacaklarını, O'nun planlarını bozmaya veya O'nu engellemeye güçlerinin yetmeyeceğini ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'aciz' kelimesinin Kur'an'da genellikle Allah'ın mutlak kudretini vurgulamak amacıyla kullanıldığını belirtir. Bu ayette de inkarcıların, Allah'ın iradesi karşısında ne kadar güçsüz oldukları ve O'nu asla aciz bırakamayacakları açıkça ifade edilmektedir.
Enfâl Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Velâ yahsebenne-llezîne keferû sebakû innehum lâ yu’cizûn(e)” İnkâr edenler, asla yakayı kurtardıklarını zannetmesinler. Çünkü onlar (sizi) âciz bırakamazlar. (8/59)
İşte böyle bir kişi yol adabına uymamış ve hatta kendini aşağıdaki yazılanlar ile kafir, müşrik, mücrim, münafık addetmiştir. İşin sonunda yoldan atılmıştır. İşte bu kimseler bununlar yakayı kurtaracaklarını zannetmesinler. Asıl aciz kalan kendi olamuş, irfan mektebi eğitiminden felsefi bir eğitim sistemi içine geri dönmüştür.
Bir gün görevli bir kardeşimizden kendi mail-ne bağlı olarak oda farkında olmadan mail yazılarının içinde bana bir yazı geldi. Bu yazı gerçekten, korkutucu ve ürkütücü ve büyük bir nefsi cesaretle söylenmiş, sözlerden oluşuyor idi, metin şöyle idi.
1. Örtün emri ile Örtü - Küfür tatbikatında KAFİR oldum Elhamdülillah,
TEVHİD ÜZERE
2. İsim zevkinde ol emri ile Esma – İlah - Şirk tatbikatında MÜŞRİK oldum Elhamdülillah,
TEVHİD ÜZERE
3. Cihat et emri ile
Ef’al – Nifak - Cürüm tatbikatında MÜCRİM-MÜNAFIK oldum Elhamdülillah,
TEVHİD ÜZERE
4. Şahit ol emri ile Şuhud - İnkar tatbikatında MÜNKİR oldum Elhamdülillah,
TEVHİD ÜZERE
5. Dört makamı Cem zevki tenezzülü ile sellimu teslima MÜMİN oldum Elhamdülillah,
TEVHİD ÜZERE E.k.
Emri ile. Bu emirler kimin emirleri idi acaba.?
Kendisine İlâhi tecelli olmuş gibi, bu yazıları tahlil için evvelâ bana göndermesi lâzım iken, güya yücelerden gelen bir ilhammış edasıyla başka bir kardeşimize göndermiş ve aradan yaklaşık bir buçuk sene gibi bir zaman sonra dolaylı olarak bir mail tesadüfü olarak bana ulaşan bu yazıları okuyunca gerçekten irkildim.
Bunun üzerine, bu yazıların tahlilini ve tehlikesini izah etmek için, (81-nolu/Hayal vadisinin çıkmaz sokakları) isimli kitabımı oldukça uzun bir çalışmanın neticesinde oluşturdum. (terzibaba13.com) sitemizden indirilip okunabilir bu sahada içinde gerçek bilgiler ve ölçüler vardır, bilinmesi faydalı olur.
Çünkü gönle gelen her şeyin, Rahmâni olduğu mutlak değildir, kaynağı ilhamda, evhamda, olabilir, çok tehlikeli bir sahadır. Kişi bunları ayıracak durumda değilse, ilhamı evham, evhamı da, ilham zanneder. Bu hususta mutlaka istişare edilmelidir. Bu imkân yok ise şeriat ölçüsüne vurulmalıdır, uyarsa kabul edilmelidir. Ama amel etmekte gene şüpheler olabilir kaygan bir zemindir.[105]