Yâ eyyuhâ-l-insânu mâ ġarrake birabbike-lkerîm(i)
(6-8) Ey insan! Seni yaratan, şekillendirip ölçülü yapan, dilediği bir biçimde seni oluşturan cömert Rabbine karşı seni ne aldattı?
Ey insan! İhsanı bol Rabb'ine karşı seni aldatan nedir?
Bu ayet, insanın yaratıcısına karşı nankörlüğünü ve aldanışını sorgulayan güçlü bir hitaptır. Anahtar kavramlar, insanın kimliğini, aldanışın doğasını ve Rabbin yüce sıfatını vurgulayarak ayetin temel mesajını derinleştirmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İnsan (insan), unutkanlığı ve ünsiyet kurma kabiliyeti nedeniyle bu ismi almıştır. Ayetteki kullanımı, Allah'ın kendisine bahşettiği nimetlere rağmen gaflete düşen varlığı işaret eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzutu'ya göre 'insan' Kur'an'da genellikle iki farklı anlamda kullanılır: biyolojik varlık ve ahlaki-dini sorumluluk sahibi varlık. Bu ayette, ikinci anlam ön plandadır; yani Allah'ın lütfuna karşı nankörlük eden sorumlu varlık.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ğarr kelimesi, bir şeyi olduğundan farklı göstermek, aldatmak anlamına gelir. Ayetteki 'mâ ğarrak' ifadesi, 'seni ne aldattı da Rabbine karşı nankörlük ettin?' şeklinde bir kınama ve sorgulama içerir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Ğarr, bir kimseyi bir şeye karşı cesaretlendirmek, onu yanıltmak ve tehlikeye atmak demektir. Ayetteki kullanımı, insanın dünya nimetlerine veya kendi gücüne aldanarak Allah'a karşı gelmesini ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ğarr' fiilinin Kur'an'daki kullanımlarının genellikle şeytanın veya dünyanın insanı aldatması bağlamında geçtiğini belirtir. Bu ayette ise, insanın kendi içindeki bir yanılgı veya dış etkenlerin cazibesiyle Rabbine karşı nankörlüğe sürüklenmesi sorgulanır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Rabb kelimesi, malik, sahip, terbiye eden, ıslah eden anlamlarına gelir. Ayetteki 'Rabbike' ifadesi, insanın yaratılışından itibaren tüm ihtiyaçlarını karşılayan, onu kemale erdiren ve üzerinde tam bir egemenliğe sahip olan Allah'ı vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Rabb, hem yaratma hem de terbiye etme ve idare etme anlamlarını kapsar. Ayetteki kullanımı, insanın varoluşundan itibaren her anında kendisine lütufta bulunan ve onu gözetip büyüten Yaratıcı'ya karşı nankörlüğünün sorgulanmasıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kerîm, hem zatında şerefli ve yüce olanı, hem de cömertçe veren, lütufta bulunanı ifade eder. Ayetteki 'Rabbi'l-Kerîm' ifadesi, Allah'ın sadece yaratıcı değil, aynı zamanda sonsuz lütuf ve ihsan sahibi olduğunu, bu nedenle insanın O'na karşı nankörlüğünün daha da vahim olduğunu belirtir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Kerîm sıfatı, Allah'ın zatına layık olan yüceliği ve kullarına karşı olan sınırsız cömertliğini bir araya getirir. Bu ayette, insanın, kendisine bu kadar cömert davranan Rabbine karşı nasıl olup da aldanabildiği sorusuyla, Allah'ın kerem sıfatı vurgulanır.
Namaz Sûreleri (Cilt 1)
Terzibaba - Necdet Ardıç
يَا اَيُّهَا الْاِنْسَانُ مَا غَرَّكَ بِرَبِّكَ الْكَرٖيمِ
~ ~ ~
(82/6) - Yâ eyyuhel insânu mâ ğarrake birabbikel kerîm.
(82/6) - (6-8) Ey insan! Seni yaratan, şekillendirip ölçülü yapan, dilediği bir biçimde seni oluşturan cömert Rabbine karşı seni ne aldattı?
İkram sahibi olan Rabbından seni ney meşgul etti de geriye kaldın? Ey insânoğlu “mâ garreke” seni ney gururlandırdı? Kibirlendirdi de ikram sahibi olan Rabbından sen gaflette kaldın? Cenâb-ı Hakk'ın bilhassa insânlara o kadar büyük ikram, kerîmleri var ki, ikramları var ki bunu sayfalar ve kitâplar dolusu, yazılara döksek yazarak bir sürü kalemleri tüketsek, yine de kayda almamız mümkün değildir. Rabbımızın bize olan ikramını, insânoğluna olan ikramını, dünyaya olan ikramını, âlemlere olan ikramını, saysak bitirmemiz mümkün değildir ömürlerimiz de yetmez. Hani Mekke-i Mükerreme diyorlar ya ismine. Mekke bir şehrin ismidir. Zât-i şehrin ismidir. “Mükerreme” ikram edilmiş şehirdir. Bakın Mekke-i Mükerreme dünya üzerindeki mahâllerin, Cenâb-ı Hakk'ın en çok ikramda bulunduğu şehir mânâsınadır. Bakın evvelâ Kabe-i Muazzamayı insânlık âlemine, orada ikram etti, sonra Âdem Aleyhisselâmını yine orada ikram etti, İbrahim Aleyhisselâmını, İsmail Aleyhisselâmını orada ikram etti. Hacer valideyi orada ikram etti. Hz. Resullullah ki âlemlerin sultanını da orada ikram etti. Ve yüce Kelâmını İnsanlık âlemine ve âlemlere. Gene orada ikram etti.
Bakın hep o mahâlde ikramını verdi. Sonra mübarek geceleri, Ramazan, beş vakit farz, islâmın beş emrini insânlara olan bu büyük lutuflarını orada ikram etti. İşte bu hep Cenâb-ı Hakk'ın evvelâ insânlara, sonra diğer mahlûkata olan ikramıydı. Gördüğümüz, yaşadığımız, yaşamımıza sebep olan tüm varlıklar, Cenâb-ı Hakkın bizlere, insânlara ikramıdır. Gökyüzünde, yeryüzünde gördüğümüz en küçük varlıktan en büyüğüne kadar hepsi insânlar için var edildi ve ikram edildi.
Cenâb-ı Hakk buyurdu? Ey Habîbim bütün âlemleri senin için halk ettim. “Levlâke levlâke Lema halaktül-eflâk” “eğer sen olmasaydın olmasaydın bu âlemleri halk etmezdim.” Ama seni de kendim için halk ettim. Eğer idrâk edebilirsek, ne büyük şereftir. Ve bu özel olarak Aleyhissalatü Vesselâm Efendimize (s.a.v) olan bu hitap ve taltif, özel olarak en geniş mâ’nâda O nadır ama biz de Ondan bir nûr almak sûretiyle, Ondan yansıyan bir nûr olmak sûretiyle, her birerlerimizde kendi kapasitemize göre bu ikramlardan hissemizi almaktayız. Yâni bizde bu hususlara hissedarız.
Almaktayız derken, Cenâb'ı Hakk'ın ikramıyla bunlar bize veriliyor. Ama biz alamazsak sorumlu biz oluyoruz ne yazık ki. İşte son anda bak ne kaydettin? Ne takdim ettin? Ne götürdün? Neler kaybettin? O zaman bak görürsün.