İçeriğe atla
İnşikâk 18Cüz 30 · Sayfa 589

İnşikâk Sûresi 18. Âyet

الإنشقاق

Sohbete sor

Velkameri iżâ-ttesak(e)

Dolunay halindeki aya ki,

İnşikâk Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Derlendiği zaman o (Dolunay halindeki) aya,“ (84/18)


Dolunay, Ay'ın Güneş'e göre Dünya'nın ters tarafında kaldığı evresi. Dolunay, Ay ile Güneş'in jeosentrik zahir (ekliptik) boylamlarının farkı 180 derece olduğunda gerçekleşir. Bu durumda Ay, Dünya'ya göre Güneş ile ters noktalardadır. Sinodik aya göre Ay'ın aynı evreleri arasındaki zaman ortalama 29.53 gündür. Bu sebeple yeniay ile başlayan Ay takvimine göre dolunay 14 veya 15. günde gerçekleşir. Kameri ay hep tam sayılardan oluştuğu için 29 veya 30 gün sürer.[46]

Muhyiddin Arabi Hazretleri Tevilat’ında bu âyet hakkında “…Aya…” nefis tutulmasından beri olan kalp ayına “dolunay olmuş” hâline, yani derlenmiş, nûru tamamlanmış ve kemâle ermiş haline yemin ederim.[47] Olarak ifade etmektedir. Şebüsteri “Gülşeni Raz” adlı eserinde “kapranlık gece içinde apaydınlık gündüz” diye bir ifade kullanmaktadır.

Nusret Babam (r.a) güneşi arkana al o zaman gölgen seni takip eder, yani sen peşinde koşturmazsın dediği gibi… Kişi dünyası olan beden arzının vehimi, hayâli ve zanni bilgilerini nasıl ki namazda tekbir alındığı gibi tam mâ’nâsı ile 180 derece arkasına atıp, arkasında bırabilirse o zaman Nûr-u Muhammedi Kameri, İlâhiyat güneşinden aldığı ilhamları tam ve hakiki mâ’nâsı ile gönül göğüne yansıtabilir. İşte o zaman kişinin kap karanlık olan bedeni, gönlü bu nûr ile gönlü aydınlanmış olur. Bu hakikat kişiyi “resülün resülü” olması mertebesine ulaştırır. Nûr-u Muhammed-i nurûndan aldığı ilhamatları ihtiyaç sahiplerine yansıtır ve aydınlatır.

Bunun olabilirliğini-olacağını yine Muhyiddin Arabi Hazretleri Fusûs’ul Hikem adlı eserinde şöyle ifade buyurmuşlardır…

Ey hakîkata susamış istekli olan tefekkür eden, düşünen iman sahipleri! Bu meşhur yüksek kitab kendine uyulan tahkik ehli Şeyh-i Ekber Muhiddini İbni Arabi (r.a) efendimizin teliflerinden olan Fusus-ül Hikemdir. (Fusus: yüksüklerin ortasındaki değerli taş, Hikem: hikmetler demek) Yani yüzüğün üzerindeki kıymetli taş kadar bariz olan değerli olan hikmetler.[48]

Fusus-ül Hikemin mâ’nâsı Hz. Şeyh’in kalbine Resül (s.a.v.) efendimiz tarafından oraya konuldu mâ’nâsı beşeri vücudunun aklına saplanmış fikirlerinden çıkan beşeri bir yazı değildir. Aklının deliller neticesinde yardığı bir kitap değildir. Tamamen Resülullah (s.a.v.)in kalbine ilka ettiği hakiîkatlerdir. Kendinden bir şey katmamıştır.[49]

Nasıl aktarılabilsin ki yine bu yüce fenâfirresül hakîkatini Nusret Babam (r.a.) hâl ve lisân ile dile getirdiği “40 yıldır secdem sana Ya Resüllah” diyenin hâli, tavrı, varlığı ondan başkası ile dolmuş aydınlanmış-aydınlatmış olabilir mi?

Dolunay Kameri ayın ondördüne gelen gündür. (14) karşılığı ise Nûr-u Muhammedi olarak numaralandırılmıştır. Aslında sıraya girmez yerini belli olması için tahsis edilen sayıdır. Tüm mertebeler içinde bulunur. Nasıl ki eşyanın hakîkati içten ve dıştan onu aydınlatan Nûr’dur. Tüm mertebeleri Nûr-u Muhammedi hakîkati ile oranın hâline ve istikakına göre aydınlatır. Bunu “Ay”ın evrelerinde görmek mümkündür. Ay hilâl olarak görünmeye başlar yarım ay, dolunay, tekrar ters yarım ay ve sonunda ters hilal ile kısaca evrelerini tamamlar.

Uzun bir zaman bu yaklaşık 2-3 ay kadar bu çalışmanın 18. Âyetinde kalmış başka konu ve meseler ile ilgilendiğim halde bu âyet hakkında çalışmaya ne elim, ne gözüm gitmemişti. Bu satırları yazmaya başladığım zaman anladın ki bunun sebebi yaklaşmakta olan Ramazan Bayramı sebebiymiş. Ne alakası olduğu düşünülebilir.

Ramazan Bayramı Hakîkat-i Muhammedi (Nûr-u Muhammedi) Cemâl tecellisidir. Bu bayrama hakîkatte ulaşan salik “Halife-i Şahsiyye” ünvanını alır ve kendi kendine yetecek duruma gelir. Ve o sene Ramazan Bayramını gerçekte o kişi yapar ve diğer kişilerde onu takliden bu bayramı kutlar…

Efendimiz (s.a.v.) mir’ac dönüşü “bana bakan hakk’ı gördü) demiştir. Daha ne desin ki işte bu hâle ulaşan kişi Hakîkat-i Muhammedi (Nûr’u Muhammedi Kameri) Cemâl tecellisi-aynası altında Hakk’ı görür ve seyr eder.

Buraya faydalı olur düşüncesi ile İz-Terzi Baba Gönülden Esintiler (6) Mübarek Gün ve Geceler Ramazan bayramı hakkındaki bilgiyi özet olarak alıyoruz.

Ramazan hayramına “şeker” bayramı denmektedir, aslında o yukarıda kısaca belirtilen özelliklerin yaşanmasına sebeb olduğundan “şükür” bayramıdır.

Cenâb-ı Hak gerçekten “Hakikat-i Muhammedi” üzere olan Muhammedilere neler bahşettiğinin şükranesini yapmış oluyoruz ve bunun neşesini yaşamış oluyoruz.

Ramazan bayramının birinci gününün sabahında bayram na­mazı vardır, bu namaz iki rek’at’tır ve hicr rek’atinde dokuz tekbir vardır.

İki rekat olması bu hakîkatlerin zâhir ve bâtın yaşanması.

Tekbirlerin dokuz-dokuz, (9+9) on sekiz (18) olması on sekiz bin âlemin seyrinin ifadesi içindir.[50]

Kişi Ramazan bayramı ile birlikle bu âlemleri seyretmiş olduğunu belirtmiş olmaktadır.

Eğer bayram namazı farz olmuş olsaydı, bütün müslümanlardan bu “seyri sülük” (hakk’a yolculuk) istenmiş olacaktı.

Vacip olması farz-ı kifaye gibidir. Bazı insanlar bu yolculuğu tamamladikların-da diğerlerinin yolculukları da onların şahsında izafi olarak yapılmış kabul edilmekledir.

Nasıl ki bayramı bütün insanlar yaptığı halde, aslında gerçek bayramı yapan kimselerin ne kadar az olduğunu görmekteyiz.

Diğer insanlar, gerçek bayramı yapan kimselere suret ve şekil olarak benzediklerinden, bu benzeyiş yolundan bayramlarını da “bayrama benzer bayram” gibi yapmaktadırlar.

İnsân-ı Kâmilin yaptığı bayram ile diğerlerinin yaptığı bayram arasında kıyas edilemeyecek farklar vardır, yaşayan bilir, bu hâlleri çok iyi düşünmemiz lazım gelmektedir.

Aşıklardan birisi:

“Bayram ol gündür bana kim Göz göre didarını (yüzünü) Görmesem bir gün seni 0l kara gündür bana.” Demiştir.

İşte Ramazan bayramına ulaşan kişi, seyrini tamamlamış, Cemâl-i İlahiyi müşahede etmiş ve Cemâl tecellisi içerisinde hayatını sürdürür hale gelmiş olmaktadır.

Ramazan bayramı ile Kurb’an bayramı arasında ki fark, Ramazan bayramının, Cemâl tecellisi, Cemâli tecelli.

Kurban hayramınin ise Celâl tecellisi, Celâli tecelli olmasıdır.

Biri yumuşak; biri sert zuhurludur, kanlı bıçaklıdır.

Bir ömrün yaşantısı bir senedir, yani ilkbahar, yaz, sonbahar, kıştır daha başka mevsim yoktur.

Diğer seneler birbirinin aynı­dır. Bu sebepten her sene bir “seyri süluk” (Hakk’a yolculuk) hük­mü gerçekleştirilmektedir.[51]


لَتَرْكَبُنَّ طَبَقًا عَن طَبَقٍ {الإنشقاق/19}

“Leterkebunne tabekan ‘an tabak “