İçeriğe atla
İnşikâk 24Cüz 30 · Sayfa 589

İnşikâk Sûresi 24. Âyet

الإنشقاق

Sohbete sor

Febeşşirhum bi'ażâbin elîm(in)

Öyle ise sen onlara elem dolu bir azabı müjdele!

İnşikâk Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Onun için onlara elem verici bir azabı müjdele“ (84/24)


“Febeşşirhum” “Fe”nin kullanılmış olması hemen şimdi onları müjdele ifadesini vermektedir… Efendimiz (s.a.v.) “Mübbeşeşşiran ve Nezira”[61] Müjdeleyici ve uyarıcıdır.

Âyetin devamında gelen nezir-uyarı ise “bi’ażâbin elîm” dir. Yine “bi” ile birliktelik ifadesi kullanılması bu elim azap ile birlikte onları müjdele demektir.

ELİM: (Elime) Acı veren, acıtan, ağrıtan. Çok şiddetli ağrı veren. Demektir.

O zaman bu hâl kendisini inkar edenlere hemen ulaşmaktadır. Zor durumda olan ile bir dalga geçme, alay etme ifadesi mevcuttur. Peki bu nasıl olmaktadır… Azaptan kurluşun şartı Necat-ı Muhammediye sarılmaktır.

Necat-ı Muhammed-i âlemde (azb) azab anlayışını rahmet anlayışına döndürüp, “Rahmeten lil âlemiyn” hükmü ile âlemlere rahmet olmaktır.

İşte bu Necât- Muhammedyeyi kabul edenler Rahmeti Muhammedi ile müjdelenirler. Kabul etmeyip inkar edenler ise azap ile müjdelenirler. Fusüs’ul Hikem Nûh Fassında Muhyiddin Arabi hazretleri Nuh (a.s)’ın davetine uymayıp boğulanların Rahmet-i Rahmâniye’ye gark olduklarını bildirmektedir. Eğer inat ve inkarları devam etmiş olsaydı. Cezaları daha da ağırlaşacaktı. Haliyle bu gark olma hadisesi onlar için rahmet olmaktadır.

Önceki âyette üç çeşit inkar ehlinden bahsedilmiştir. Peki bunların azabı ne olacaktır.

İnadından inkar edenin hâli zâhiren açıkça yazılmıştır.

Zâhirde hazreti Muhammedi kabul eden gaflet bedenleri zâhiri necatı Muhammedi ile azaptan kurtulmuş olacaktır. Ama bâtınları bu azap ile müjdelenmektedir. Cennet yaşamına dahil olduklarında kendilerinden yukarıda olan Zât cennetindekilerin hâli onlara bu seviyelere gelemedikleri için pişmanlık azabı olacaktır.

Kendilerinde hakkı bulup, bu sırrı ağyara açan Hallac-ı Mansur gibi irfan ehli kimseler ise bundan anlamayan kimseler tarafından bu dünya hayatında bedenen zâhiri eleme uğramışlardır-uğramaktadırlar. Ama bu bâtınlarına rahmet-i râhimiyye olmaktadır.

Terzi Baba (2) kitabında Ç.H.U. kardeşimiz “Beşir” konusunda 35/24. Âyeti kerimeden esinlenerek bir yorum yapmıştır faydalı olur düşüncesi ile buraya alıyoruz. (Bu âyetinde 24. âyet olması ilginçtir) MÜJDELEYEN-UYARAN[62]. (Beşîr-nezîr) Terzi Babam ile İlâh-i bir yakınlık oluşturulduğunda, görülecektir ki, beşîr dir. Yani müjdeleyici, nezîr, yani sakındırıcıdır. Bu iki vasıf onun risâlet anlayışında çok belirgin olarak müşâhede edilebilmektedir.

Beşîr- güzel haberler veren, doğru yola teşvik eden, imrendirerek iyiliklere yönlendiren ve mükâfat vaad ederek yüksek hedefler gösteren, güleç yüzlü müjdeci demektir.


إِنَّا أَرْسَلْنَاكَ بِالْحَقِّ بَشِيرًا وَنَذِيرًا وَإِن مِّنْ أُمَّةٍ إِلَّا خلَا فِيهَا نَذِيرٌ {فاطر/24}

(İnnâ erselnâke bil Hakk’ı beşîran ve nezîra ve in min ümmetin illâ halâ fîhâ nezîran.)

(35-24) Şüphesiz ki seni, bir müjdeci (Beşir) ve bir korkutucu olarak gönderdik. Ve hiçbir ümmet yoktur ki illâ içlerinde bir korkutucu gelip geçmiştir.”


35/24 olarak zikredilen âyeti celilede, Zat mertebesinden risâlet mertebesine olan sesleniş vardır. Burada risâlet mertebesinin iki önemli vasfı Beşir-müjdelemek, nezir-uyarma, korkutma özelliği vurgulanmaktadır. Burada hemen dikkatinize sûre ve âyet numaralarını sunmak istiyoruz. 35 sûre numarası sağdan sola okunursa 53 (Terzi Baba) hakikati Muhammedi üzere şifre sayı çıkmaktadır. Bir başka yönden de bakar isek, 35-hicret ile birlikte varılan risâlet şehrinin sayısal ünvanıdır.

Bu iki İlâhi vasıf, birbirinin zıddı gibi görünüyor ise de zıt lar değil, birbirinin mükabili ve delili gibidir. Burada nezir-korkutma, dinleyenleri ve uyanları ittikâ sahibi yapıp müttakilerden kılma, gaflete, benliğe düşmekten uyaran, İlâhi seyr yolundaki tuzaklar için sakındıran, şefkatli bir uyarıcı ma’nâsında düşünebiliriz.

Kendilerinin bir sohbet meclisinde huzurunda bulunup nazarına mülâki olanlar, müjdelerken aynı zamanda sakındırdığını, yani hem Beşir, hem de nezir oluşuna şahitlik edebilmekteyiz.

Burada bir miktar Beşir üzerinde durup, hem sayısal değerlerine, hem de harf manalarına bakacak olur isek….,

بَشِيرً 2+300+10+200= 512. 51+2=53 (Terzi Baba), müjdeleyen, tebşir eden dir.

O, nun müjdeleri ruhlarımız için bir şifa kaynağıdır.

Basireti ile görebilen gözlere, lâtif beldelerden gelen haberlerdir. Aşk yurdundan sunulan hazinelerdir. Kaynağı hiçbir zaman kurumayan, velâyet çeşmesinden akan kutsi ilimlerin müjdecisidir o Onun yolunda, onun lisanından, müjdelerin en güzeli ilim taliplilerine verilmektedir. Bazı ulemâ-i kiram zümer suresi 53. üncü âyetini enbüyük müjde (Beşir), ve ümitvar olmak, âyeti olarak beyan etmişlerdir.


قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذِينَ أَسْرَفُوا عَلَى أَنفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِن رَّحْمَةِ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعًا إِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ {الزمر/53}

(Kul ya ibâdiyellezine esrafu alâ enfüsihim lâ taknatü min rahmetillâh innellahe yağfiruzzünübe cemîan innehu hüvel gafururrahîm.)

(39/53)De ki! Ey nefisleri üzerine haddi aşan kullarım! Allahın rahmetinden ümid kesmeyiniz. Şüphe yok ki, Allah bütün günahları bağışlar. Muhakkak ki o, evet o, çok bağışlayıcıdır, çok esirgeyicidir…”


Allah (c.c.) lühü burada büyük bir müjdesini açıklıyor. Bu âyet-i celilenin 53. âyet numarası ile bu müjdeyi seslendirmesi çok düşündürücüdür. Zâti bir oluşumu anlatan bu âyet ile de bir bakıma Terzi babamın el beşîr vasfına vurgu yapılmakta, onun bir rahmet müjdecisi olduğunu, onun şifre rakkamı ile buna işaret edilerek, halen onun isminden bu yaşamın devam etmekte olduğunu, bu vesile ile anlamış olmaktayız.

Bu hususta şunlarıda ilâve etmek istedim. Onun en büyük müjdeleri ilim taliplileri içindir. Onu dinlerken, kimi zaman Beşir olmanın gereğini ortaya koyarken, kimi zaman da nezîr-uyarıcı uslubüyle ikazlarını sıraladığına şâhit oluyoruz. Yani müjdelerken, sakındırma yolunu da kullanması risâletinin bir gereğidir.[63]


Yine faydalı olur düşüncesi ile bu âyetten gelen yansına ve beşaret nedeyle (131) Kûr’ân-ı Kerimde yolculuk 39/53 âyet hakkındaki yorumu buraya alıyoruz.

Kul ya ıbadiyellezıne esrafu ala enfüsihim, De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Kul, De ki ile Ulûhiyyet mertebesi Risâlet mertebesinden haber veriyor. Nefisleri üzerinde israf eden kullarım… Bir kulun nefsi üzerinde israf etmesi, Cenâb-ı Hakk’ın Esmâ-i ilâhiyyesini nefsi istikametinde kullanması ve bu konuda aşırılığa kaçmasıdır. Gerçek müsrifte, Hakk’tan gafil olandır. Hadd’e, Hakîkat mertebesini ifade etmektedir. Hakîkat-i nefsi istikametine kullanıp, Hakk’ı gizleyip örten demektir… Batı bunu bilerek yapmaktadır. Doğu’da yani müslüman olanlar da gafletinden örtüp gizlemektedir. Hakk ehli ise bu hakîkatleri bünyesinde örtüp gizler.

La taknetu mir rahmetillah, Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Burada Allah’ın rahmeti ile umuma olan bir rahmetten bahsedilmektedir. Allah’lık, Ulûhiyyet hakîkatleri genel şamil olan bir rahmettir. Ulûhiyyet ise her mertebenin ve zuhur mahallinin hakkını vermektir. Hadi veya Mudil olsun o zuhur mahallinin hakkını vermek genele olan bir rahmettir. İşte bu rahmetten ümit kesmeyin, zuhur mahallinizin gereği ne ise o size rahmet olarak ulaşılacak denmektedir.

İnnellahe yağfiruz zünube cemîa, Allah’ın günahları bağışlaması, bir günah oluşması ve akabinde bu günahtan tevbe şartına bağlanmıştır… Bir de Allah-Ulûhiyyet mertebesi itibari ile günah söz konusu değildir. Bu mertebede suç oluşturacak unsur, zuhur mahalli ve suçu işleyen yoktur… Başka bir açıdan bakacak olursak bu mertebe Hakîkat-i Muhammediyedir. Daha önce bu mertebenin idrâkinde olmamak ve kendine hayâli ve vehimi bir varlık hükmünde olup, âlemin Hakikat-i Muhammediyeden ve kendi varlığınında buna dâhil olduğunu anladığında daha önce işlemiş olduğu “vücud-i zenbike” varlık-vücud günahı bağışlanmış olmaktadır.

İnnehu hüvel ğafurur rahîym, Şüphesiz ki O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir. Risâlet mertebesi ile başlayan âyet, Uluhiyyet mertebesi ile devam etmekte ve burada “Hu” ile Zât-i mertebeden ifade ye dönmektedir. Ahadiyyet merbesi, Hüviyyetini anlatmakta ve çok bağışlayan, çok esirgeyen olduğunu söylemektedir… Burada ifade edilen “Rahmet-i Rahimiyye” yani husisi, özel olan rahmettir. Bu rahmet mümin ve hadi olan kullar üzerinedir.

Efendi Babamızın da genel’e olan rahmeti siteler ve tv’ler aracığıyla ilminin kitabları ve sohbetlerinin yayınlanması ve istifade edilmesidir. Kim hangi mertebedeyse oradan alıp faydalanmaktadır. Biz evlâtlarına verdiği hususi ilim sütü ile biz evlâdlarını terakki ettirmekte ve bizlere bu rahmeti rahimiyyesi olmaktadır… İşte bunların Hakk’ını bizler ödeyemeyiz ancak Cenâb-ı Hakk katından kendisi mükafatlandırılmaktadır.

Rubâî:

"Ey her neyi gizledim ise sana âşikâr olan ecell ü a'lâ Zât! Bütün isyânı, senin Gaffâr mübârek isminden ümmîd-vâr olarak işledim. Farz edeyim ki, senin fermânına birçok muhâlefetlerde bulundum. Sonuçta, sen her neyi diledin ise, ben onu yapmadım mı?"


Mesneviden: Taştan daha katı olan kalbin çaresi bir halleri değiştirici olan Hakk’ın atasıdır, böyle kimse “Mudil” isminin tahtı tesirinde bulunduğu halde atayı ilâhi ism-i Hadinin iki eli üzere ona vasıl olmalıdır ki o dalaletten kurtulabilsin. Zira atayı İlâhi Esmâ hadimlerinden bir hadim vasıtasıyla gelir. Yani Esmânın görevlilerinden birisiyle vasıtasıyla gelir. Hakk’ın atası için kabiliyet şart mıdır diye sual olunursa değildir cevabı verilir. Zira hidayete kabiliyet birçok kimselerin zannettiği gibi yani hidayet olunmuş olmak mutlaka ameli Saliha ya uymak ve kötülüklerden uzaklaşmak değildir. Hakk’ın inayeti bir sebeptir, nice anadan doğma kafirler vardır ki Hakk’ın hidayeti imdadlarına erişmiştir, nice ehl-i fısk ve isyan vardır ki Hakk onlara bilahere velayet mertebesini ihsan etmiştir. İbâdet ve taat ise basit sebeplerden ibarettir. Onun için Hakk teâlâ buyurur, 39/53 âyetinde “ Ey nefislerini israf eden kullarım Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin“ Böylece onun atası için kabiliyet şart değildir. Belki kabiliyetin şartı onun atasıdır. Yani kabiliyetin şartı kabiliyeti vermedir. Zira feyz-i akdes denen zatiyesi istidat bakımından ayan-ı sabiteye kabiliyet bahşetmiştir ki feyz-i mukaddes denen tecelliyat-ı Esmâiye bu kabiliyet üzerine varid olur. Birisi demiş ki “işin gidişinden korkarım”, yani bir insanın gidişinden sonundan korkarım. Diğeri de demiş ki “Ben de gelişinden korkarım”. Ne demek istemiş? Yani program gelişinde yapılıyor, program gelişinde “ben ondan korkarım” diyor. Giden gidiyor zaten gitmesi gelirken ki programa bağlıdır. Feyz-i Mukaddes denilen tecelliyat-ı Esmâiye bu kabiliyet üzerine varid olunur. Bu surette atayı Zâti iç, ayan-ı kevniyenin kabiliyeti kabuk gibidir. Çekirdek olmazsa kabuğun ne hükmü vardır. Özü olmazsa kabuğu ne yapacaksın. Bu surette atayı Zât-i iç, Zât-i lütuf iç, Ayan-ı Kevniyenin kabiliyeti kabuk gibidir. Eğer bir kimsenin ayan-ı sabitesi ezelde “Hadi” isminin sureti üzere ilm-i İlâhide sübut bulmuş ise bu süfli âlemde bir müddet sahrayı dalalette püyan olsa ve hidayete kabiliyetli olmasa bile masharı olduğu ismin hazinesidir.

Eğer bir kimsenin ayan-ı sabitesi ezelde “Hadi” isminin sureti üzere ilm-i İlâhide subût bulmuş ise bu süfli âlemde bir müddet delalet sahrasında tuğyan olsa ve hidâyete sureta kabiliyeti olmasa bile mazharı olduğu ismin hazinesindeki ataya vakti gelince ona vasıl olur.[64]


ZÜMER 53. ÂYET MÜŞAHADESİ ve HEDİYESİ

Nusret Babam ve Rahmiye Annem'in kabrine dikeriz diye düşünerek aldığımız saksıdaki gülü, eşim Serpil hanım ile hem dikelim hep Pendik çarşıya uğrayalım diye yola çıktık... Normalde Pendik çarşısının arkasına dolanır ve arabayı uygun bir yere bırakırız. Ama ana yol kapandığı için Pendik minibüslerine yakın bir yere girdik. Serpil hanım burayı biliyorum. Arabayı yer bulursan buraya bırakalım dedi. A - 101 marketten bir sokağa girip arabayı çöpün yanında boş  bir alana bırakıp... Alt geçitten ve burada bulunan Tren istasyonuna girişin yanından Pendik çarşısına girdik. 

53 numara merkez camiinin yanında eşim Serpil'in işlerinin bitmesini bekleyip, daha sonra Yayalar'a geçtik... Gül'ü nereye dikelelim derken, Rahmiye annemin kabir taşı önünde bulunan Gül'ün kuruduğunu farkettim, orada bulunan kurumuş gül kökü kütüğünü çıkardım ve buraya gülü ekip Can suyunu verdim... Tutar, inşeallah... Buradan Kurtköye bir alış merkezine gittik... Serpil hanım türkçe ma’nâsı çok şık modaya uygun olan bir takıcıdan üzerinde âyet yazan madolyon bir kolye almış. Bana verdi ve çantana koy dedi. Eve geldiğimizde bu âyetin Zümer 39/53 olması bizi bir hayli şaşırttı. Bu âyetin 53 Müjde ile alakalı olduğunu biliyordum...

Aslında diktiğimiz gülün niye Nusret Baba (r.a) değilde, Rahmiye (r.a) anne olduğunu merak etmiştim. Bir yönü Besmele-i Şerif ile alakalı olduğu açık... Zümer 39/53 Âyetinin sonuna bakınca Gafur'ur Rahiym'i gördüm... Burası ile alakalı olması lazım diye düşününde Gafur umuma rahmet başında "Gayın" yani gayriyet var aynı zamanda bunun ayniyete dönüştürenlerin hususi rahmeti "Rahiym" de var. Burada başka bir şey var. Ayniyet, Teklik, o zaman Gafur, olur, Tekfur buda zaten Tekirdağ'ı ile bağlantılı Rahmiye Anne de aslen Tekirdağlı, ne müthiş bağlantılar anlayan zaten devamını da anlar.  

[65]


إِلَّا الَّذِينَ آمَنُواْ وَعَمِلُواْ الصَّالِحَاتِ لَهُمْ أَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ {الإنشقاق/25}

“İlleleżîne âmenû ve ’amilû-ssâlihâti lehum ecrun ġayru memnûn“