Fe-emmâ-l-insânu iżâ mâ-btelâhu rabbuhu fe-ekramehu ve na''amehu feyekûlu rabbî ekramen(i)
İnsan ise; Rabbi onu deneyip de kendisine ikramda bulunduğunda, ona bol bol nimetler verdiğinde, "Rabbim bana ikram etti" der.
Ama insan, her ne zaman Rabbi onu sınayıp da ikramda bulunur, nimet verirse, "Rabbim bana ikram etti." der.
Fecr Suresi'nin 15. ayeti, insanın imtihan karşısındaki psikolojisini ve nimetlere karşı takındığı tavrı dilbilimsel bir derinlikle ele almaktadır. Ayet, 'insan', 'imtihan', 'ikram' ve 'nimetlendirme' gibi temel kavramlar üzerinden, Rabbin lütfuna verilen tepkiyi semantik olarak çözümlemektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İnsan (إنسان), unutkanlığına veya ünsiyet kurma (sosyalleşme) özelliğine nispetle bu ismi almıştır. Ayetteki kullanımı, genel insan tabiatını, yani imtihan karşısındaki zaafını ve nimetlere karşı şımarıklığını ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'insan' kavramı, genellikle Allah'a karşı nankörlük, acelecilik ve zayıflık gibi olumsuz özelliklerle birlikte anılır. Bu ayette de, Rabbin ikramına karşı gösterdiği 'ben şerefli kılındım' şeklindeki yanlış algısı, bu genel insan tasvirine uyar.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbtilâ (ابتلاء), bir şeyi denemek, sınamak demektir. Ayetteki 'ibtelahû Rabbuhû' ifadesi, Rabbin insana iyilik ve nimet vererek onu bu durumla sınadığını, bu nimetlerin bir imtihan vesilesi olduğunu vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): İbtilâ, mecazi olarak bir şeyi test etmek, onun mahiyetini ortaya çıkarmak anlamında kullanılır. Burada Allah'ın insana nimet vermesi, insanın bu nimetlere karşı şükür mü yoksa nankörlük mü edeceğini ortaya çıkarmak için bir testtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Kur'an'da 'belâ' kökünden türeyen kelimeler, hem hayırla hem de şerle imtihanı ifade eder. Bu ayetteki 'ibtelahû', Rabbin insana iyilik ve nimet vererek onu hayırla imtihan etmesini, bu durum karşısındaki tavrını ölçmesini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İkram (إكرام), birine cömertçe davranmak, onu yüceltmek ve ona değer vermektir. Ayetteki 'ekramehû', Rabbin insana maddi ve manevi nimetler vererek onu şereflendirmesini, ona lütufta bulunmasını ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Kerem (كرم) ve ikram, Allah'a nispet edildiğinde O'nun cömertliğini, lütfunu ve ihsanını ifade eder. Ayetteki 'ekramehû', Allah'ın insana verdiği nimetlerin, O'nun sonsuz cömertliğinin bir tezahürü olduğunu gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Na'ame (نعّم), birine nimet vermek, onu refah içinde yaşatmak demektir. Ayetteki 'na'amehû', Rabbin insana dünya nimetlerini, rahatlığı ve bolluğu bahşetmesini, onu müreffeh kılmasını ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Na'îm (نعيم) ve türevleri, genellikle dünya nimetlerini, hoş ve güzel yaşamı ifade eder. 'Ve na'amehû' ifadesi, Allah'ın insana verdiği maddi refahı, konforu ve yaşam kalitesini artırıcı lütufları vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Buradaki 'ekramenî' (أكرمني), insanın Rabbin ikramını yanlış yorumlayarak, bu ikramın kendi şahsına özel bir değerden kaynaklandığını zannetmesini ifade eder. Oysa bu, bir imtihan vesilesidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İnsanın 'Rabbim beni şerefli kıldı' demesi, Kur'an'da sıkça rastlanan bir insan zaafını, yani nimetleri kendi liyakatine bağlama eğilimini gösterir. Bu, Allah'ın lütfunu bir imtihan olarak değil, bir hak ediş olarak görme yanılgısıdır.
Fecr Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
كَلَّا بَلْ لَا تُكْرِمُونَ الْيَتِيمَ
(Ve emmâ izâ mebtelâhu fe kadere aleyhi rızkahu fe yekûlu rabbî ehâneni. )