İçeriğe atla
TefsirFecr
Sure 89Mekkî30 ayet

Fecr

Şafak

الفجر

Sûre Hakkında

Fecr Sûresi, Mekke döneminin ilk yıllarında, muhtemelen ilk Habeşistan hicretinden önce inmiştir. 30 âyettir. Adını, başında geçen ve “tan yerinin ağarması” anlamına gelen “fecr” kelimesinden alır; “Ve’l-Fecr” diye de anılır.

Mushafta Gâşiye sûresinden sonra, Beled sûresinden önce, seksen dokuzuncu sûredir. Baskı altındaki müminlere küfür ve zulmün sonunun yaklaştığını müjdeler; Âd, Semûd ve Firavun gibi geçmiş kavimlerin helâkiyle uyarır, insanın bencilliğine ve mala düşkünlüğüne değinip nefsine hâkim olanların cennete gireceğini bildirir.

(Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi)

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَـٰنِ الرَّحِيمِ

1Cüz 30 · Sayfa 593

وَٱلْفَجْرِ

Vel-fecr(i)

Tan yerinin ağarmasına andolsun,

2Cüz 30 · Sayfa 593

وَلَيَالٍ عَشْرٍ

Ve leyâlin ‘aşr(in)

On geceye andolsun,

3Cüz 30 · Sayfa 593

وَٱلشَّفْعِ وَٱلْوَتْرِ

Ve-şşef'i vel-vetr(i)

Çifte ve teke andolsun,

4Cüz 30 · Sayfa 593

وَٱلَّيْلِ إِذَا يَسْرِ

Velleyli iżâ yesr(i)

Geçip giden geceye andolsun (ki, müşrikler azaba uğrayacaklardır).

5Cüz 30 · Sayfa 593

هَلْ فِى ذَٰلِكَ قَسَمٌ لِّذِى حِجْرٍ

Hel fî żâlike kasemun liżî hicr(in)

Şüphesiz bunlarda, akıl sahibi bir kimse için üzerine yemin edilmeye değer bir özellik vardır.

6Cüz 30 · Sayfa 593

أَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِعَادٍ

Elem tera keyfe fe'ale rabbuke bi'âd(in)

(6-10) (Ey Muhammed!) Rabbinin, (Hud'un kavmi) Ad'e, şehirler içinde benzeri kurulmamış olan, sütunlarla dolu İrem'e, vadide kayaları oyan (Salih'in kavmi) Semud'a, kazıklar sahibi Firavun'a ne yaptığını görmedin mi?

7Cüz 30 · Sayfa 593

إِرَمَ ذَاتِ ٱلْعِمَادِ

İrame żâti-l'imâd(i)

(6-10) (Ey Muhammed!) Rabbinin, (Hud'un kavmi) Ad'e, şehirler içinde benzeri kurulmamış olan, sütunlarla dolu İrem'e, vadide kayaları oyan (Salih'in kavmi) Semud'a, kazıklar sahibi Firavun'a ne yaptığını görmedin mi?

8Cüz 30 · Sayfa 593

ٱلَّتِى لَمْ يُخْلَقْ مِثْلُهَا فِى ٱلْبِلَـٰدِ

Elletî lem yuḣlak miśluhâ fî-lbilâd(i)

(6-10) (Ey Muhammed!) Rabbinin, (Hud'un kavmi) Ad'e, şehirler içinde benzeri kurulmamış olan, sütunlarla dolu İrem'e, vadide kayaları oyan (Salih'in kavmi) Semud'a, kazıklar sahibi Firavun'a ne yaptığını görmedin mi?

9Cüz 30 · Sayfa 593

وَثَمُودَ ٱلَّذِينَ جَابُوا۟ ٱلصَّخْرَ بِٱلْوَادِ

Ve śemûde-lleżîne câbû-ssaḣra bil-vâd(i)

(6-10) (Ey Muhammed!) Rabbinin, (Hud'un kavmi) Ad'e, şehirler içinde benzeri kurulmamış olan, sütunlarla dolu İrem'e, vadide kayaları oyan (Salih'in kavmi) Semud'a, kazıklar sahibi Firavun'a ne yaptığını görmedin mi?

10Cüz 30 · Sayfa 593

وَفِرْعَوْنَ ذِى ٱلْأَوْتَادِ

Ve fir'avne żî-l-evtâd(i)

(6-10) (Ey Muhammed!) Rabbinin, (Hud'un kavmi) Ad'e, şehirler içinde benzeri kurulmamış olan, sütunlarla dolu İrem'e, vadide kayaları oyan (Salih'in kavmi) Semud'a, kazıklar sahibi Firavun'a ne yaptığını görmedin mi?

11Cüz 30 · Sayfa 593

ٱلَّذِينَ طَغَوْا۟ فِى ٱلْبِلَـٰدِ

Elleżîne taġav fî-lbilâd(i)

(11-12) Bunlar şehirlerde azgınlık eden ve oralarda pek çok bozgunculuk çıkaran kimselerdi.

12Cüz 30 · Sayfa 593

فَأَكْثَرُوا۟ فِيهَا ٱلْفَسَادَ

Fe-ekśerû fîhâ-lfesâd(e)

(11-12) Bunlar şehirlerde azgınlık eden ve oralarda pek çok bozgunculuk çıkaran kimselerdi.

13Cüz 30 · Sayfa 593

فَصَبَّ عَلَيْهِمْ رَبُّكَ سَوْطَ عَذَابٍ

Fesabbe ‘aleyhim rabbuke sevta ‘ażâb(in)

Bu yüzden Rabbin onların üzerine azap kamçısı yağdırdı.

14Cüz 30 · Sayfa 593

إِنَّ رَبَّكَ لَبِٱلْمِرْصَادِ

İnne rabbeke lebilmirsâd(i)

Şüphesiz Rabbin, gözetlemededir.

15Cüz 30 · Sayfa 593

فَأَمَّا ٱلْإِنسَـٰنُ إِذَا مَا ٱبْتَلَىٰهُ رَبُّهُۥ فَأَكْرَمَهُۥ وَنَعَّمَهُۥ فَيَقُولُ رَبِّىٓ أَكْرَمَنِ

Fe-emmâ-l-insânu iżâ mâ-btelâhu rabbuhu fe-ekramehu ve na''amehu feyekûlu rabbî ekramen(i)

İnsan ise; Rabbi onu deneyip de kendisine ikramda bulunduğunda, ona bol bol nimetler verdiğinde, "Rabbim bana ikram etti" der.

16Cüz 30 · Sayfa 593

وَأَمَّآ إِذَا مَا ٱبْتَلَىٰهُ فَقَدَرَ عَلَيْهِ رِزْقَهُۥ فَيَقُولُ رَبِّىٓ أَهَـٰنَنِ

Ve emmâ iżâ mâ-btelâhu fekadera ‘aleyhi rizkahu feyekûlu rabbî ehânen(i)

Ama onu deneyip rızkını daraltınca da, "Rabbim beni aşağıladı" der.

17Cüz 30 · Sayfa 593

كَلَّا ۖ بَل لَّا تُكْرِمُونَ ٱلْيَتِيمَ

Kellâ(s) bel lâ tukrimûne-lyetîm(e)

Hayır, hayır! Yetime ikram etmiyorsunuz.

18Cüz 30 · Sayfa 593

وَلَا تَحَـٰٓضُّونَ عَلَىٰ طَعَامِ ٱلْمِسْكِينِ

Velâ tehâddûne ‘alâ ta'âmi-lmiskîn(i)

Yoksulu yedirmek konusunda birbirinizi teşvik etmiyorsunuz.

19Cüz 30 · Sayfa 593

وَتَأْكُلُونَ ٱلتُّرَاثَ أَكْلًا لَّمًّا

Ve te/kulûne-tturâśe eklen lemmâ(n)

Haram helal demeden mirası alabildiğine yiyorsunuz.

20Cüz 30 · Sayfa 593

وَتُحِبُّونَ ٱلْمَالَ حُبًّا جَمًّا

Ve tuhibbûne-lmâle hubben cemmâ(n)

Malı da pek çok seviyorsunuz.

21Cüz 30 · Sayfa 593

كَلَّآ إِذَا دُكَّتِ ٱلْأَرْضُ دَكًّا دَكًّا

Kellâ iżâ dukketi-l-ardu dekken dekkâ(n)

Hayır, yeryüzü (kıyamet sarsıntısıyla) parça parça olup dağıldığı zaman,

22Cüz 30 · Sayfa 593

وَجَآءَ رَبُّكَ وَٱلْمَلَكُ صَفًّا صَفًّا

Ve câe rabbuke vel-meleku saffen saffâ(n)

(22-23) Rabbinin buyruğu ve saf saf dizilmiş olarak melekler geldiği ve o gün cehennem getirildiği zaman, işte o gün insan (yaptıklarını birer birer) hatırlar. Fakat bu hatırlamanın ona nasıl faydası olacak!?

23Cüz 30 · Sayfa 594

وَجِا۟ىٓءَ يَوْمَئِذٍۭ بِجَهَنَّمَ ۚ يَوْمَئِذٍ يَتَذَكَّرُ ٱلْإِنسَـٰنُ وَأَنَّىٰ لَهُ ٱلذِّكْرَىٰ

Ve cî-e yevme-iżin bi-cehennem(e)(c) yevme-iżin yeteżekkeru-l-insânu ve ennâ lehu-żżikrâ

(22-23) Rabbinin buyruğu ve saf saf dizilmiş olarak melekler geldiği ve o gün cehennem getirildiği zaman, işte o gün insan (yaptıklarını birer birer) hatırlar. Fakat bu hatırlamanın ona nasıl faydası olacak!?

24Cüz 30 · Sayfa 594

يَقُولُ يَـٰلَيْتَنِى قَدَّمْتُ لِحَيَاتِى

Yekûlu yâ leytenî kaddemtu lihayâtî

"Keşke bu hayatım için önceden bir şey yapsaydım" der.

25Cüz 30 · Sayfa 594

فَيَوْمَئِذٍ لَّا يُعَذِّبُ عَذَابَهُۥٓ أَحَدٌ

Feyevme-iżin lâ yu'ażżibu ‘ażâbehu ehad(un)

Artık o gün, Allah'ın edeceği azabı kimse edemez.

26Cüz 30 · Sayfa 594

وَلَا يُوثِقُ وَثَاقَهُۥٓ أَحَدٌ

Velâ yûśiku ve śâkahu ehad(un)

Onun vuracağı bağı kimse vuramaz.

27Cüz 30 · Sayfa 594

يَـٰٓأَيَّتُهَا ٱلنَّفْسُ ٱلْمُطْمَئِنَّةُ

Yâ eyyetuhâ-nnefsu-lmutme-inne(tu)

(Allah, şöyle der:) "Ey huzur içinde olan nefis!"

28Cüz 30 · Sayfa 594

ٱرْجِعِىٓ إِلَىٰ رَبِّكِ رَاضِيَةً مَّرْضِيَّةً

İrci'î ilâ rabbiki râdiyeten merdiyye(ten)

"Sen O'ndan razı, O da senden razı olarak Rabbine dön!"

29Cüz 30 · Sayfa 594

فَٱدْخُلِى فِى عِبَـٰدِى

Fedḣulî fî ‘ibâdî

"(İyi) kullarımın arasına gir."

30Cüz 30 · Sayfa 594

وَٱدْخُلِى جَنَّتِى

Vedḣulî cennetî

"Cennetime gir."