Ve leyâlin ‘aşr(in)
On geceye andolsun,
On geceye (Zilhicce ayının ilk on gecesine).
Fecr Suresi'nin ikinci ayeti, 'on gece' üzerine yemin ederek, bu gecelerin kutsiyetine ve önemine vurgu yapmaktadır. Ayet, zaman kavramının Kur'an'daki derinliğini ve belirli zaman dilimlerine atfedilen değeri dilbilimsel olarak ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'leyl' (gece) kelimesini, güneşin batışından şafağın sökmesine kadar olan zaman dilimi olarak tanımlar. Ayetteki 'leyâlî' (geceler) ise bu zaman diliminin çoğuludur ve yemin edilen on günlük sürenin gece kısımlarına işaret eder, bu da o vakitlerin özel bir kutsiyet taşıdığını gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'leyl' kelimesinin Kur'an'da bazen mecazi anlamda 'karanlık' veya 'sıkıntı' için kullanılabileceğini belirtse de, bu ayetteki 'leyâlî'nin doğrudan ve hakiki anlamıyla 'geceler' olduğunu, yemin edilen zaman diliminin somut bir parçası olduğunu ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'gece' (leyl) kavramının sadece bir zaman dilimi olmanın ötesinde, tefekkür, ibadet ve vahyin inişi gibi önemli dini olaylarla ilişkilendirildiğini vurgular. Bu ayetteki 'leyâlî' de, bu genel anlam çerçevesinde, özel bir kutsiyet ve önem atfedilen geceleri ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'aşr' kelimesinin Arapçada 'on' sayısını ifade ettiğini ve bu ayetteki 'leyâlî aşr'ın, Zilhicce ayının ilk on gecesi olarak anlaşıldığını belirtir. Bu, belirli bir zaman dilimine yapılan yeminin kesinliğini ve özel önemini vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'aşr' kelimesinin sayısal bir değer taşıdığını ve Kur'an'da bu sayının bazen belirli bir dönemi veya miktarı ifade etmek için kullanıldığını açıklar. Ayetteki 'aşr', yemin edilen gecelerin sayısını net bir şekilde belirleyerek, bu dönemin özel bir fazilet taşıdığına işaret eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, sayıların Kur'an'daki kullanımının sadece nicelik belirtmekle kalmayıp, bazen sembolik veya vurgusal bir anlam taşıdığını ifade eder. 'Aşr' kelimesi bu ayette, yemin edilen gecelerin belirli ve mübarek bir zaman dilimi olduğunu pekiştirir.
Fecr Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Kûr’ân-ı Kerîm’de dört adet 10 geceden bahsedilmektedir:
1. Muharrem ayının ilk 10 günü, Kûr’ân-ı Kerîm’de kıymet verilen aylardan biridir, aşûre günü bu ayın en kıymetli günüdür, Allahû Teâla bir çok duâları bugün kabul etmiştir;
* Hz.Âdem’in tövbesinin kabulü,
* Nûh (a.s.)’ın gemisinin tûfândan kurtulması,
* Yûnus (a.s.)’ın balığın karnından çıkması,
* İbrâhim (a.s.) Nemrut’un hazırladığı ateşe o günlerde atıldı ve yanmadı,
* İdris (a.s.) diri olarak göğe çıkarıldı,
* Eyyûb (a.s.) hastalıktan iyi oldu,
* Hz. Mûsâ (a.s.) Kızıldeniz’den geçti, sonrasında
* Yâkub (a.s.) o gün Hz.Yûsuf’a kavuştu ve gözleri açıldı,Firavun ve askerleri Kızıldeniz’de boğuldular,
* Îsâ (a.s.)’ın doğumu ve Yahudilerin elinden kurtulup göğe çıkarılması, Nûh (a.s.)’ın tûfândan sonra pişirdiği rivâyet edilen aşûre günümüzde de âdet olarak devâm etmektedir. Aşûre günü oruç tutmak sünnettir, peygamber Efendimiz (s.a.v) buyurdu ki “Bir kimse aşûre günü oruç tutsa Allahû Teâla ona bir şehit sevâbı verir, aşûre günü oruçlu olan için yedi gök ehlinin sevâbını yazar, aşûre günü bir mü’mine iftar verene ümmeti Muhammed’in hepsine iftar vermiş gibi
sevâp yazılır. Aşûre günü bir yetimin başını okşayana Allahû Teâla o yetimin başındaki saçlar kadar cennette derece verir.” Yahudiler Hz. Mûsâ’nın Muharrem’in son 10 günü hürriyetine kavuştuğuna inanırlar ve o gün oruç tutarlar bu sebeple müslümanlar onlara benzememek için Muharrem’in 9, 10 ve 11. günleri oruç tutmaları gerekir.
Şiîler Muharremin 10.günü Hz.Hüseyin şehit edildiği için mâtem tutarlar. İslâmiyette mâtem tutmak yoktur, nitekim Resulullah (s.a.v) ın Taif’te mübârek ayaklarının kanadığı, Uhud’ta mübârek dişlerinin kırıldığı, yüzlerinin kana bulandığı ve vefât ettikleri günlerde mâtem tutulmaz.
2. Ramazan ayının son 10 günü, içerisinde Kadir gecesi bulunduğu ve sonunda bayram yapıldığından dolayıdır. Bu bayram genel olmakla beraber aslında oruç tutmakta olan kişi sonuçta fenâfillah’a ulaştığından, Hakk’ta fâni olduğundan ve mertebe-i Îseviyyete ulaştığından kendi varlığına halife-i şahsiyye olma bayramını birey olarak kutlamaktadır. Bu yüzden Ramazan ayının son 10 günü çok değerli günlerdendir. Kendi nefsinin halifesi olan kişi artık nefsinin kurallarından çıkıp kurtularak, kendi aklı ile irâdesi ile kendisine hükmetmeye başlıyor.
3. Zilhicce ayının ilk 10 günü, genel olarak insânlığın yaşam seyrinde dört türlü seyir, mi’rac yani Hakk’a yolculuk oluşumu vardır:
* Bütün insânlığın genel olarak yaptığı seyirdir. Âdem (a.s.)’dan Muhammed (s.a.v) Efendimiz’e kadar gelen uzun ve tek seyirdir. Âdem (a.s.) cennetten yeryüzüne indirildi ve orada bir seyre başladı ki geldiği yere dönüş seyridir. Bu zarûri olan seyirdir, bizlerin elinde değildir, Cenâb-ı Hakk (c.c)’ın (Kün yani Ol” emri ile bizleri ilmi ilâhî’den önce âlemi rûh’a oradan âlemi nûr’a oradan da cisimler âleminde zuhura getirmesidir. Bizler Allah’ın zatından geldiğimiz bu âlemde önümüzde duran deryâyı görüyoruz ki o deryâdaki en küçük bir birim dahi bütünün aynıdır, ancak bunlar deryâ içerisinde olupta kendi kimliğinden haberi olmayan
zerrelerdir. İşte bu hakikâtten yola çıkarak dönüş yoluna girmemiz gerekmektedir. Ne zaman ki Âdemi mânâ bizim yeryüzü hükmünde olan bedenimize inecek yani cinsiyet farkı gözetmeksizin Âdemliğimizi idrâk edeceğiz işte o anda dünyâ bizim için Hakk yolunda yükselmeye başlayacağımız bir rampa gibi olacaktır. Bunun seyrini Cenâb-ı Hakk (c.c) bizlere Âdem (a.s.) başlayarak bütün diğer peygamberler vâsıtasıyla ve son olarak Efendimiz (s.a.v)’e ulaşan bir şekilde programını vermiştir. Yeni doğan bütün bebekler doğar doğmaz Rabb lîsanından “Inga” diyerek ağlamaya başlıyorlar. Zâhiren ciğerlerine dolan oksijenin verdiği acıyla ağlamalarının yanında bâtınen yani Rabb’ça olarak önce (Ayn) () (I) harfiyle nida etmektedir ve (Ayn) olan aslından ayrıldığını ifâde ederek devâmında (g) yani (Gayn) () harfi ile de gayra düştüğünü anlatmak istemektedir. İşte (Gayn) () harfinin üzerindeki bu nokta bizim benlik noktamızdır, bu noktayı yani bireysel benliğimizi ortadan kaldırdığımız anda (Ayn)ı () olmaktayız. Ve bu iki harf Arapça gramerde boğaz harfleridir. Bâtında olan boğazdan geçerek zâhire yani lîsana çıkmaktadırlar.
* Kişi bu seyir sonucu dünyâya gelip büyüdükten sonra ki bu dönem kesâfetin en şiddetli hale geldiği dönemdir ve nefsâni arzûlar sonucu gayrılığı o derece artmaktadır ve ne zaman ki aklı olgunlaşıyor ve bir Hakk kervanına, gerçek arifler kervanına katılıyor ki sırâtullah’a ulaşmak için bu şarttır yoksa fıkhi yollardan ve sâdece sevâp hükmünde olan uygulamalar ile bu seyri yapmak mümkün değildir. Sırâtullah üzere yapılan bu ikinci seyri sonucu Hakk ile Hakk olunmaktadır.
* Îsâ (a.s.) nasıl ki şu anda gökte mi’racını yapmakta ve sonrasında Muhammedi şeriat üzere tekrar dünyâya inecekse aynı şekilde Hakk ile Hakk olan kişide bu halinden sonra dünyâya geri gelince üçüncü seyrini tamamlamaktadır.
* İslâmi forum içerisinde bireylerin bir sene içerisinde yaptıkları seyirdir. Ve bu seyrin en kemâlli yeri Zilhicce ayının son 10 günüdür. 11, 12 ve 13. günleri içine alan bayram dahîl olarak. Bayramın 1.günü Mûsevîyyet ikinci günü Îsevîyyet üçüncü günü Muhammedîyyet ve dördüncü günü ise ahadiyyet yani İnsân-ı Kâmil mertebesidir. Bu yüzdendir ki birinci, ikinci ve üçüncü günleri kurban kesilebiliyor çünkü bu günlere denk gelen mertebelerde tecelli ve zuhurlar vardır ve en kemâlli günde görüldüğü gibi Muhammedîyyet mertebesine denk gelen üçüncü gündür ancak günümüzde hepsi Muhammedîyyet mertebesinin içinde yaşandığından dolayı bu yön ile de aynı değerdedir.
Kurban bayramı süresinde namaz sonrası okunan Teşrik Tekbirleri’de Muhammedîyyet hakikâtler içerisinde aslında ilk gün beş ikinci gün beş ve üçüncü gün üç olarak toplam 13 rakamına göre olmalı ve üçüncü günün ikindi namazında bitmelidir ancak bütün âlemler bu tekbirlerin hakikâtlerini içerisinde bulundurduğundan dolayı bir gün daha devâm etmektedir.
Bir sene içerisindeki 12 ayın ilk yedi ayı yedi nefs mertebesinin ifâdesidir. Daha sonraki beş ay ise hazeratı hamse mertebesinin tahakkukudur. Bunun bu şekilde olması bizlerin gaflette kalmaması içindir, bir ömür içerisinde yapılan genel seyrin tatbikatı her yıl yapılmaktadır.
İşte bu onuncu aya kadar gelen hakikâtleri kim idrâk etmiş ise bâtın âleminden ona hil’at giydirilir ve hilafet verilir ki bu hilafet mânâ ve irfâniyet itibarıyladır. Bunun sonrasındaki iki ayda hakikat-i Muhammediyye’nin mertebeleridir ve Cenâb-ı Hakk (c.c) buraya ulaşmış olanları kendi varlığının dışında çevresi içinde halife yapar.
Kurban bayramının hakikâti de budur ki; Kurb’an bayramını idrâk etmiş olan bir kişinin yakın çevresinde olan insânların da irâde gücünü ortaya getirerek nefslerini kesmelerine yardımcı olmasıdır.
Kurban’ın zâhiren eti yenebilen bir hayvân olması gerekliliği bâtınen nefsi levvâme ifâdesidir ki bu nedenle emmâre mertebesi aşılmış olmalıdır. İşte bu nefsi levvâmeyi kestirebilecek gücü çevreye verebilmesidir Kurb’an hakikâti udur.
Firavun Mûsâ (a.s.) olabilir diye 70 bin çocuk keserek katletti ve Mûsâ (a.s.) olabilir diyerek kesilen bu 70 bin çocuğun rûhu Mûsâ (a.s.)’ın rûhuna iltihak etti. Mûsâ (a.s.) Firavunun karşısına bu 70 bin çocuğun gücünü arkasına alarak çıktı. Bu örneğe nispetle işte Kurban bayramında zâhiren kesilen hayvânların Allah’ın Hayy esmasının zuhurları olan rûhları da aynı şekilde o kişinin rûh âlemine iltihak ederek rûhunu güçlendirmektedir. Ve başka hiçbir sistem Kurb’an’ın bu hakikâtini oluşturmadığı için imkânımız dahîlinde ve bu hakikâtler ışığında kurb’an kesmeliyiz.
4. Mûsâ (a.s.)’ın Tûr dağında îtikafta olduğu ve Tevrâtı Şerif’i aldığı son 10 gündür. Cenâb-ı Hakk (c.c) Mûsâ (a.s.) ile 30 gün (7/142) olarak sözleştikten sonra yani “Ya Mûsâ Tûr dağına çık orada 30 gün gündüzleri oruç ile geceleri ise ibâdet ile meşgûl ol” diyerek Mûsâ (a.s.)’ı oraya çıkarmıştı ancak “30 güne 10 gün ilâve ederek 40’a tamamladık” diyerek toplam 40 güne tamamlandı Mûsâ (a.s.)’ın îtikafı. Cenâb-ı Hakk (c.c) daha ilk başta 30 gün yerine 40 gün dese idi 10 gün mevzû hiç ortaya gelmeyecek ve dikkatte çekmeyecekti. Demek ki İslâmiyetin içerisinde olan mertebe-i Mûsevîyyet’e kişinin Tûr-u Sinâ’da özel olarak bir 10 günü oluşmaktadır. Bâtınen Tûr-u Sinâ ise kişinin gönül dağı, varlık dağıdır. Her birerlerimizin varlıkları bir dağ hükmündedir. Ve bu dağ bazen Efendimiz (s.a.v)’e “İkrâ” hitâbının geldiği Hira dağı olur, bazen Cebeli Rahme olur, bazen Arafat dağı olur yani bizler hangi mertebede olursak o mertebenin ifâdesi olmaktadır.
Seyri sülûkta Mûsâ (a.s.) mertebesine gelindiğinde Cenâb-ı Hakk (c.c) 30 güne ilâve edilen son 10 günde kişiye Tevrâtı Şerif’i indirmektedir. Tevrâtı Şerif Yedi tanesi mermerden 2 tanesi nûrdan olmak üzere 9 levhadan oluşmaktadır.
Bu 10 günleri Cenâb-ı Hakk (c.c) gaflette kalmayalım diyerek her sene yenilemektedir. Bütün zamanlar Hakk’ın zamanları olduğundan o yönleri ile birbirlerinden farkları yoktur ancak bazı hâdiseler nedeniyle bazı günler bir özellik kazanmaktadır. Bu şekilde bazı özellikler olacak ki zamanda bize hareket noktaları olsun yoksa her gün aynı şekildedir denilmiş olsa yeknesak bir hayat olur ve bizi hareket geçirecek bazı özellikler olmaz.
10 sayısına eskiler aşere-i kâmile demişlerdir.
Bu kemâllerden bir yön teklik ve çiftliği bünyesinde barındırmasından dolayıdır, birden dokuza kadar olan sayılar tek haneli sayılardır ve 10 ile çokluk haneleri başlamaktadır.
1-0 şeklinde ayırarak bakarsak (1) Elif harfidir. Elif harfleri, (1) ise sayıları meydana getirmektedir ve ahadiyyet mertebesinin ifâdesidir. Bu ahadiyyet mertebesini ifâde eden (1) sayısının önüne hiç bir değeri ve kendine ait varlığı olmayan (0) lar getirildiğinde çokluk ortaya gelmektedir. İşte o sıfırlar (1) ile bir değer kazanmaktadır. Sıfırlar alınsa dahi (1) yine kendi varlığı üzerinde olarak (1) olarak kalır.
İşte bütün âlemlerde ne varsa bu sistem içerisinde zuhura gelmiştir. Âlemler ahadiyyet mertebesinden başlayan tenezzül ile (Bir) olan zatın bütün âlemlerde çokluk üzere gözükmesidir.
وَالشَّفْعِ وَالْوَتْرِ
(Veş şef’ı vel vetri. )