İçeriğe atla
Fecr 3Cüz 30 · Sayfa 593

Fecr Sûresi 3. Âyet

الفجر

Sohbete sor

Ve-şşef'i vel-vetr(i)

Çifte ve teke andolsun,

Fecr Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Genelde “şef’iyyet” tefsirlerde karşılıklı eş oluş anlamında kullanılmaktadır. “Şef’ı mahlûk olan her şeydir, vitr ise tek olan Allah’tır” diyenlerde vardır.

Arapça lîsanında normâl olarak kullanılan çift ve tek kelimelerinden ayrı olarak “şef” ve “vitr” kelimelerinin kullanılması normâlin dışında bir hâdiseyi ifâde ettiklerinin göstergesidir yoksa normâl bir oluşum için Cenâb-ı Hakk (c.c). genele yaygın kullanılan kelimeler ile hitâp ederdi Konuyu biraz genişleterek ve derinleştirerek ve ayrıca bizim anladığımız şekilde değil Cenâb-ı Hakk (c.c)’ın belirtmek istediği şekilde incelemeye çalışalım;

Meâlde okunduğu üzere Âyet-i Kerîme’yi “çifte ve tek’e” diyerek okuyup geçtiğimiz anda bütün Rahmâniyeti kapanır ve aklımızda bir ve iki kalır sâdece. Oysa o kadar muhteşem ve hayatın ana hakikâtlerine nüfuz eden bir Âyet-i Kerîme’dir ki sâdece bu Âyet-i Kerîme’yi gerçek hali üzere bilmek dahi Kûr’ân-ı Kerîm’in tüm tercümesine bedel gibidir.

Efendimiz (s.a.v) Hadîs-i Şerifinde “Allahû vitren yuhubbil vitra” yani “Allah vitr’dir vitri sever” buyurmuştur.

Yatsı namazı sonrası kılınan Vitr namazı da 13. rek’at olarak kılınmaktadır ve kendine özel tekbiri vardır, diğer bütün tekbirlerin karşılıkları vardır oysa vitr tekbirinin karşılığı yoktur.

Cenâb-ı Hakk (c.c) bütün âlemleri halkettikten sonra insânı yani halifesini halketmeye sıra gelince ilmi ilâhîsinde a’yanı sâbite dediğimiz programlar zuhura çıkmaya başladı yani âlemlerin halkedilmesi onların zuhura çıkması için oldu. Herbirerlerimizin ana hatlarıyla özelliklerini a’yanı sâbite dediğimiz bu programlar meydana getirmektedir. Ancak bu aşamada çok önemli bir saptama yapalım salt bu programlarımıza tabî olarak herşeyimiz belirlenmiş ve biz bunlara yapmaya mecburuz düşüncesine kapılarak fiillerimizi yönlendirir ve şer’an yapılması bize bildirilen şeyleri geri plâna atar isek büyük hatâya düşeriz. Ehli sünnet vel cemaât anlayışı bu konuda en dengeli bir anlayıştır.

Bu a’yanı sâbitelerin gereği olarak herbirerlerimize çalışıp faaliyet gösterebileceğimiz özel olarak bırakılan

bölümler vardır ve işte biz bunlardan sorumluyuz.

A’yanı sâbite mahlûk değildir, Allah’ın zatının gereğidir ve vücût kokusu da almış değillerdir. Bu haliyle bakıldığında kişide olan program Allah’ın kendi zatında olan programıdır ve bu program nefes-i Rahmâni ile bütün âlemlere dağıldıktan sonra nûr mertebesinde aldığı lâtîf vücût ile mahlûkat başlamaktadır. Son olarak ise en kesîf olarak bu âlemde zuhura çıkmaktadır.

Bizler bu âlemde zuhura geldiğimiz anda mahlûk hükmüyle geliyoruz. Bu aşamadan sonra burası çokluk âlemidir yani maddi mânâ da şef’iyyet âlemidir.

Buradan yukarıya doğru çıkılmaya başlandığında görüntüde değişmeye başlamaktadır yani bizler her ne kadar mahlûk hükmünde isekte a’yanı sâbitelerimiz mahlûk olmadığından dolayı bu şef’iyyet (Bir)in iki adet (Bir) olmasından başka bir şey değildir.

Bu Âyet-i Kerîme’nin belirtmek istediği de budur, zuhuru yönünden şef’iyyet, a’yanı sâbitesi yönünden vitr olan varlığın aslının vitr’e dayandığının ifâdesidir.

Sâdece a’yanı sâbite hükmünde kalınmış olsa vücûtlar ortaya gelmediği için ma’lum olamayacağız, sâdece ceset yönümüze baktığımızda ise mahlûk yönümüzü görerek ve a’yanı sâbitemizi arka plâna atarak Rahmâni yönümüzü ortaya çıkaramayacağız.

Bu hakikâtlerin idrâki ise irfâniyetin bu mertebesini oluşturmaktadır yoksa irfâniyetsiz sâdece akıl yönüyle bunların anlaşılması mümkün değildir.

Vitr, hakikat-i İlâhiyye olan, birey, İlâh-î tekliğimiz, şef’iyyet ise nefsimizle birlikte olan ikiliğimizdir. Kişi evvelâ vitriyyet’ini daha sonrada bütün âlemde yaygın olan Ferdiyyet’ini bulması Lâzımdır. İşte bu yaşam Peygamberimizden, idrak eden ümmetlerine geçen, kendi âlemlerinin (Makam-ı Muhammed-î) leridir. Ayrıca (be) nin altında ki, tek nokta Vitriyyet ve ferdiyet, (ye) nin altındaki çift nokta ise şefiyyettir. İşte bu hakikatlere Yemin edilmektedir. 15


وَالَّيْلِ إِذَا يَسْرِ

(Vel leyli izâ yesri. )

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(4)