Kellâ(s) bel lâ tukrimûne-lyetîm(e)
Hayır, hayır! Yetime ikram etmiyorsunuz.
Hayır hayır, doğrusu siz yetime ikram etmiyorsunuz.
Fecr Suresi 17. ayet, 'kellâ' edatıyla önceki iddiaları reddederek, insanların yetime karşı cömert davranmama gibi temel bir ahlaki kusurunu vurgulamaktadır. Ayet, 'ikram' kavramı üzerinden toplumsal sorumluluk ve merhamet eksikliğine dikkat çekmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kellâ' kelimesinin iki temel anlamı olduğunu belirtir: Birincisi, 'hakkan' (gerçekten, muhakkak) anlamında tasdik ve teyit için kullanılır. İkincisi ise, 'red' ve 'zecer' (azarlama, caydırma) anlamında kullanılır. Bu ayetteki kullanımı, önceki ayetlerdeki insanın dünya malına düşkünlüğü ve ahireti unutması gibi olumsuz hallerini kesin bir dille reddetme ve kınama işlevi görmektedir. İnsanların yetime ikram etmeme davranışının yanlışlığını vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'kellâ'nın 'red' ve 'zecer' için geldiğini, yani bir şeyi kesin bir dille reddetmek ve muhatabı azarlamak için kullanıldığını ifade eder. Ayette, insanların yetime karşı cömert davranmama eğiliminin kesinlikle kabul edilemez olduğunu ve bu davranışın kınandığını belirtir. Bu kelime, ayetin başında gelerek sonraki cümlenin önemini ve reddedilen davranışın ciddiyetini pekiştirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kerem' kelimesinin hem maddi hem de manevi cömertliği ifade ettiğini belirtir. 'İkram' ise, birine cömertçe vermek, onu yüceltmek ve ona değer vermek demektir. Ayetteki 'lâ tükrimûne' ifadesi, yetime karşı sadece maddi yardımda bulunmamayı değil, aynı zamanda ona saygı göstermemeyi, değer vermemeyi ve onu hor görmeyi de kapsayan geniş bir olumsuzluğu ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'kerem'in 'şeref' ve 'cömertlik' anlamlarına geldiğini, 'ikram'ın ise birine iyilikte bulunmak, onu şereflendirmek ve ona değer vermek olduğunu açıklar. Ayetteki bağlamda, insanların yetime karşı bu tür bir iyilik, şeref ve değer verme davranışından yoksun oldukları, aksine onu ihmal ettikleri ve hakir gördükleri eleştirilmektedir. Bu, sadece maddi bir eksiklik değil, aynı zamanda ahlaki bir kusurdur.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'kerem' kavramının Kur'an'da 'cömertlik', 'asalet' ve 'değerlilik' gibi anlamlar taşıdığını belirtir. 'İkram' ise bu değerliliği başkasına bahşetmek, onu onurlandırmak demektir. Fecr Suresi'ndeki bu ayette, 'yetimi ikram etmemek', yetimin toplumdaki zayıf ve savunmasız konumuna rağmen ona gerekli saygıyı, ilgiyi ve cömertliği göstermemek olarak anlaşılmalıdır. Bu, Kur'an'ın vurguladığı temel sosyal adalet ilkelerinden birinin ihlalidir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'yetim' kelimesinin babası ölmüş çocuk için kullanıldığını belirtir. Bu ayette, yetimin korunması ve ona iyi davranılması gerektiği vurgulanırken, insanların bu sorumluluğu yerine getirmemesi eleştirilmektedir. Yetim, toplumda en savunmasız gruplardan biri olduğu için ona karşı cömert davranmamak büyük bir ahlaki kusur olarak görülür.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'yetim'in babasını kaybetmiş çocuk olduğunu ve bu kelimenin 'infirad' (yalnız kalma) kökünden geldiğini ifade eder. Kur'an'da yetime karşı cömertlik ve adaletle davranma emri sıkça geçer. Bu ayette ise, insanların yetime karşı 'ikram' (cömertlik ve saygı) göstermemesi, onların bencilliğini ve toplumsal sorumluluktan kaçışını ortaya koyan önemli bir eleştiridir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'yetim' kavramının Kur'an'da sadece babasını kaybetmiş çocuk anlamında değil, aynı zamanda genel olarak korunmaya muhtaç, zayıf ve kimsesiz kişileri de kapsayan geniş bir anlam taşıdığını belirtir. Fecr Suresi'ndeki bu ayet, yetime karşı cömert davranmamanın, yani ona maddi ve manevi destek olmamanın, Kur'an'ın temel ahlaki öğretilerine aykırı olduğunu vurgular. Bu, toplumsal dayanışma ve merhamet eksikliğinin bir göstergesidir.
Fecr Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
وَلَا تَحَاضُونَ عَلَى طَعَامِ الْمِسْكِينِ
(Ve lâ tehâddûne alâ taâmil miskîn. )