İrci'î ilâ rabbiki râdiyeten merdiyye(ten)
"Sen O'ndan razı, O da senden razı olarak Rabbine dön!"
Hem hoşnut edici, hem de hoşnut edilmiş olarak Rabbine dön.
Fecr Suresi'nin 28. ayeti, ruhun Allah'a dönüşünü ve bu dönüşün niteliğini 'razı olma' ve 'razı olunma' halleriyle ifade eder. Ayet, hem kulun Rabbinden hoşnutluğunu hem de Rabbin kulundan hoşnutluğunu vurgulayarak karşılıklı bir rıza ilişkisini dilbilimsel olarak derinleştirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'rücû'' kelimesini bir şeyin başlangıç noktasına veya ait olduğu yere geri dönmesi olarak açıklar. Ayetteki 'İrciî' emri, ruhun yaratıldığı ve ait olduğu ilahi makama, yani Rabbine dönmesini ifade eder. Bu dönüş, sadece fiziksel bir geri dönüş değil, aynı zamanda manevi bir yöneliş ve teslimiyettir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'rücû'' kelimesini mecazi anlamda 'ölümden sonraki diriliş ve Allah'a hesap vermek üzere geri dönüş' olarak yorumlar. Ayetteki 'İrciî' ifadesi, ölüm anında ruhun bedenden ayrılıp Rabbine yönelmesini ve O'nun huzuruna çıkmasını mecazi bir dille anlatır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'rücû'' kavramının Kur'an'da 'Allah'a dönüş' anlamında kullanıldığını ve bu dönüşün insanın nihai kaderi olduğunu belirtir. Ayetteki 'İrciî' çağrısı, insanın dünya hayatındaki yolculuğunun sonunda varacağı son durağı, yani Allah'a olan dönüşünü sembolize eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'Rab' kelimesini 'bir şeyi tedricen kemale erdiren, terbiye eden, sahip olan ve yöneten' olarak tanımlar. Ayetteki 'Rabbike' ifadesi, ruhun yaratıcısı, koruyucusu ve nihai olarak kendisine döneceği mutlak otoriteyi vurgular. Bu, kul ile Rabbi arasındaki özel ve yakın ilişkiyi de gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'Rab' kelimesinin 'malik, sahip ve efendi' anlamlarını taşıdığını belirtir. Ayetteki 'Rabbike' ifadesi, ruhun mutlak sahibinin Allah olduğunu ve dönüşün O'nun mülkiyetine ve hükmüne olduğunu ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'Rab' kavramının Kur'an'da 'yaratıcı, besleyici, koruyucu ve hükmedici' anlamlarında kullanıldığını ve Allah'ın evren üzerindeki mutlak egemenliğini ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'Rabbike' ifadesi, ruhun kendisine döneceği ve her şeyin nihai sahibi olan Allah'ı işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'rıza' kelimesini 'bir şeyden hoşnut olmak, onu beğenmek ve ona razı olmak' olarak açıklar. Ayetteki 'Râdiyeten' ifadesi, ruhun dünya hayatında Allah'ın emirlerine uymaktan, O'nun takdirine teslim olmaktan ve O'nun lütuflarından hoşnut olduğunu gösterir. Bu, kulun Allah'a karşı duyduğu içsel memnuniyeti vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'rıza' kelimesinin 'kalbin bir şeye meyletmesi ve onu kabul etmesi' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'Râdiyeten' ifadesi, ruhun Allah'ın hükümlerine ve kaderine tam bir teslimiyetle razı olduğunu, kalbinin O'na yöneldiğini ve O'ndan başka bir şeye meyletmediğini ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'rıza' kavramının Kur'an'da hem Allah'ın kuldan razı olması hem de kulun Allah'tan razı olması şeklinde iki yönlü bir ilişkiyi ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'Râdiyeten' ifadesi, bu karşılıklı rıza ilişkisinin kul tarafından olan yönünü, yani kulun Rabbinden hoşnutluğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'mardiyye' kelimesini 'Allah tarafından kendisinden razı olunmuş, beğenilmiş' olarak açıklar. Ayetteki 'Mardiyyetten' ifadesi, ruhun dünya hayatında yaptığı ameller ve gösterdiği teslimiyet sayesinde Allah'ın rızasını kazanmış olduğunu, O'nun katında makbul ve hoşnut olunan bir mertebeye ulaştığını belirtir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'rıza'nın Allah'a nispet edildiğinde 'kulun amellerini kabul etmesi ve ona sevap vermesi' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'Mardiyyetten' ifadesi, Allah'ın kulun ibadetlerinden, takvasından ve teslimiyetinden razı olduğunu, dolayısıyla ona cennet ve mükafat vaat ettiğini gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'rıza' kavramının Kur'an'da Allah ile kul arasındaki en yüksek ilişki biçimlerinden biri olduğunu ve 'mardiyye' halinin Allah'ın kuldan tam bir memnuniyetini ifade ettiğini belirtir. Bu durum, kulun Allah'ın emirlerine tam bir uyum içinde yaşadığının ve O'nun rızasını kazandığının bir göstergesidir.
Fecr Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Kişi hangi mertebede yaşıyor ise o mertebenin Rabb’ına dön hitâbı vardır burada.
Bu hitâbı duyar duymaz o güne kadar acaba biz nereye döndük diyerek düşünerek, demek ki biz Rabb’ımıza dönmemişiz ki bu hitâp bize geliyor diye düşünmeliyiz.
Bu takdirde yaptığımız işleri tekrar düşünmeli ve hakkıyla ve kendi özel haliyle değerlendirerek ona vechesiyle birlikte Rabb’a dönmeliyiz, daha evvel belki sâdece niyetimiz ile Rabb’imize dönük idik. Vechimiz yani bütünsel varlığımız bir başka yöne dönük olursa gerçek Rabb’ımıza tam olarak dönemiyoruzdur.
Ayrıca Âyet-i Kerîme’nin içerinde o ana kadar olan hallerimizin kabul edilerek bunlara razı olunacağı hükmüde vardır. Ancak bundan sonrası artık kabul edilmez hükmü de vardır.
BEŞİNCİ BÖLÜM
“NEFS-i RÂDİYE” Nefs-i Râdiye: Razı olan nefs, kayıtsız şartsız her şeyden razı olan nefs anlamında dır.
Zikri: “Ya HAY” dır.
İdrâki: Bu mertebenin şuuru ile ileriye doğru gitmeğe gayret etmesidir.
Kûr’ân-ı Keriym; Fecr Sûresi; (89/27-28) Âyetinde bu mevzua işaret vardır.
يَا أَيْتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُ
(Ya eyyetühennefsülmutmeinnetü (27)
(ircii ilâRabb’i ki râdiyeten.....(28) Meâlen: “Ey nefs-i mutmeinneye eren kişi. Râzı olarak, Rabb’i ne dön.” Hâli: Bu hâlin hâli ile hâllenmeye çalışmaktır.
Kûr’ân-ı Keriym; Bakara Sûresi; (2/153) Âyetinde bu hâle işaret vardır.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اسْتَعِينُوا بِالصَّبْرِ
وَالصَّلَوَةُ إِنَّ اللَّهَ مَعَ الصَّابِرِينَ
(Ya eyyühellezine amenüsteinü bissabri vesselâti, innellahe meassabirin.) Meâlen: “Ey iman edenler sabır ve namazla yardım dileyin. ALLAH’u Teâlâ muhakkak ki sabredenlerle beraberdir.” Yaşantısı: Nefs-i Râdiyenin iki yüzü vardır. Biri Mutmeinneye, diğeri Merdiyye ye bakar. Başına gelen her hâle rıza göstermeye çalışır. Büyük cehd içinde olur. Tevekkül hâli çok gelişmiştir. Hakk’ın rızasını kazanamamaktan kokar.
Nefs-i Râdiyenin belirgin ahlâk ve sıfatları şunlardır. Ahlâkı hoş görüdür.Tevekkül, sabır, teslim, rıza, hâlidir. Tezekkür, tefekkür, korku, fiilidir. Keramet sevgisi, melekût keşfi, zevkidir.
Rengi: Sarıdır. Bu makamın anahtarı ve yükselticisi HAY ismidir.Mürşidinin himmeti irşadıdır.
Tarikat mertebesi nin devamıdır.
Bu hususta kısa bilgi sunmağa çalışalım.
Daha evvelki çalışmaları ile sâlik, “Mutmein olarak Rabb’ına dön” hitabına mazhar olma mertebesine ulaşmış idi. Buna karşılık sâlik de vechini tam mânâsı ile Rabb’ına döndürüp (lebbeyk) buyur yâ Rabb’i emret; demişti. Bu defa Rabb’ı onu, “ey Mutmeinne nefs RÂZI olarak Rabb’ına dön” hitabına mazhar eder. Bu hitabı duyan Hakk yolcusunun işi zorlaşır. Çünkü bu mertebe, Rabb’ının rızasını kazanma mertebesidir ve burada bazı imtihanların olması da pek tabiidir.
Cenâb-ı Hakk burada HAY ismi ile yeni bir hayat verdiği kuluna böylece, yeni güçler de vermiş olur. Bu güçlerin yardımıyla sâlik, önüne çıkan engelleri daha kolay geçebilir. Bu mertebede KABZ (darlık) ve BAST (genişlik) hali daha belirginleşir. Geçilmesi oldukça zor olan bu mertebede ALLAH (c.c.) kullarına yardımcı olsun.
Burada her türlü bedeni, mali, ve aile fertlerine gelen sıkıntılarla imtihan olan sâlik, ayrıca çevre’den gelen insanların ezalarına da katlanmak zorunda kalır. Bütün bun-lara Rabb’ından gelen ve onun rızasını kazanmak için sabretmesi gereken haller olarak isyan etmeden kabullenmesi, kendisini bu zor durumdan kurtaracaktır.
Kûr’ân-ı Keriym; Bakara Sûresi; (2/156) Âyeti de bu özelliğe dikkat çekmektedir.
(Ellezine iza esabethüm musibetün kâlû innâ lillâhi ve innâ ileyhi raciûn) Meâlen: “O kimseler ki; kendilerine bir musibet isabet ettiği zaman biz ALLAH’ ı nız Ona döndürüleceğiz” derler.
Yukarıda belirtilen Âyet-i Kerime de mevzuumuza çok yakından ışık tutmakla beraber, daha bir çok hususlara dikkat çekmektedir.
(Ey imân edenler sabır ve namazla yardım dileyin, ALLAH (c.c.) muhakkak ki sabredenlerle beraberdir.) Kişinin her hangi bir işinde muvaffak olabilmesi için iki mühim sebebin sabır ve namaz olduğu yukarıda ki Âyet-i Kerimede açık olarak belirtilmiştir. Bu gayretlerle yoluna devam edenlerin yanında ALLAH’ın (c.c.) olduğu da açık olarak ifade edilmektedir.
Gerçekten ciddi bir anlayışla meseleye bakıldığında, başımıza gelebilecek hadiseler karşısında ne kadar güçlü yardımcılarımız olduğu kolayca anlaşılacaktır.
ALLAH’ın (c.c.) gerçekten yanında olduğunu içten inanarak bilen ve o gayret ile yoluna devam eden kişinin başarısız olması adeta mümkün değildir.
Bunlar ve benzeri diğer birçok Âyet-i Kerimeler de belirtilen hükümleri yerine getirmeğe çalışan sâlikler oldukça zorlanırlar. Böylece birimsel benliklerinden soyutlanmağa çalışırlar. Başlarına gelen şeylerden şikâyet etmemeğe gayret ederler. Diğer insanlara mümkün olan en ince hoş görü ile muamele etmeğe ve herkesi kendilerinden üstün görmeye çalışırlar. Bu anlayış idraki içinde olan sâlik-e Rabb’i “Ey huzur bulmuş mut- meinne nefs, razı olmuş olarak bana dön,” emrini verince; o da “emret” ya Rabb’i, dilediğin şekilde muamele et. (Kahrında hoş lütfunda hoş) der ve bu arada (hoştur bana senden gelen, ya hil’ati yahud kefen; ya gonca gül, yahud diken) sözlerini terennüm etmeğe başlar.
Böylece epey zaman hayatını Rabb’ından gelen her türlü hâle râzı olarak sürdüren sâlik وَبَشِّرِ الصَّابِرِينَ (2/155) “sabredenlere müjdele” Âyeti ile cevap verilir, ve bu mertebeden de ALLAH’ın yardımı ile epey oğraşmalardan sonra. ارجعي إلى رَبِّكَ رَاضِيَة (89/28) “Razı olarak Rabb’ına dön” emriyle geçirtilir.
Yine bu mertebeye bir misal olmak üzere İbrâhim (a.s.) mın Kûr’ân-ı Keriym de geçen koç hikâyesini meâlen vermeğe çalışalım İnşeallah faydalı olur.
Kûr’ân-ı Keriym; Sâffât Sûresi; (37/100-111) Âyetlerinde şöyle bildirilmektedir.
100 - (İbrâhim a.s. “Rabb’im bana sâlihlerden olacak bir çocuk ver,” dedi)
101 - Biz de ona hilim sahibi bir oğul müjdeledik.
102 - O kendisinin yanı sıra yürümeye başlayınca dedi ki: “Ey oğulcuğum, doğrusu Ben, rü’yada iken seni boğazladığımı görüyorum. Bir bak ne dersin?”
O da dedi ki: “Babacığım, sana emrolunanı yap. İnşeallah beni sabredenlerden bulursun.”
103 - Böylece ikiside teslim olunca, babası; oğlunu alnı üzere yatırdı.
104 - Biz ona şöyle seslendik: Ey İbrâhim.
105 - Sen rü’ya yı derçekleştirdin. Muhakkak ki biz ihsân edenleri böylece mükâfatlandırırız.
106 - Muhakkak ki bu, apaçık bir imtihandı.
107 - Ve ona fidye olarak büyük bir kurbanlık verdik.
108 - Ve sonra gelenler arasında ona (iyi bir nâm) bıraktık.
109 - Selâm olsun İbrâhim’e. سَلَامٌ عَلَى إِبْرَاهِيمَ(selâmun alâ İbrâhim.)
110 - İşte biz iyi davrananları böyle mükâfatlandırırız.
111 - O, muhakkak ki, mü’min kullarımızdandı.
Âyet-i Kerimelerde de görüldüğü gibi kûrb’ân edilme teşebbüsünün İbrâhim (a.s.) mın hangi oğlu üzerinde cereyan ettiği ismen bildirilmemiştir. Bu yüzden geğişik rivayettler vardır.
İslâm âlimlerinin büyük bir çoğunluğunun bu husustaki kanaati, kûrb’ân edilme girişiminin İsmâil (a.s.) üzerinde olduğu yolundadır.
Muhyiddin-i Arabî ve bazıları ise kûrb’ân edilme girişiminin İshâk (a.s.) üzerinde olduğu yolundadır. Tevrat’ta da kûrb’ân edilmek istenenin İshâk (a.s.) olduğu yazılıdır. Bu hususun Kûr’ân-ı Kerîm de isim belirtilmeksizin ifade edilmesinde büyük hikmetler olduğu açıktır.
Beytullah’ın tamirinde ise İbrâhim’in (a.s.) yardımcısının İsmâil (a.s.) olduğu açık olarak ifade edilmiştir. “Yeri geldiğinde tekrar bakacağız.” Kûrb’ân-lık hadisesinde isim belirtilmemesinin sebebi hakkında ki “indi” kanâatimiz, şudur ki; eğer bu hususta isim belirtilmiş olsa idi, kimin ismi belirtilmiş ise sadece o yoldan gelenlere bu eğitimin verilmesi gerekecek, diğer ismin yolundan gelenlere ise bu eğitim verilemiyecek ve o yolun seyr-u sülûk-u bu mertebede kesilmiş olacak idi.
İbrâhim (a.s.) iki dallı bir kök ağaçtır. Bir dalı İbrâhimiyyet’ten Muhammediyye’ye, bir dalı ise İshâkiyyet’ten Beni İsrâil’e Mûseviyyet ve iseviyyet’te uzanmaktadır.
Kök aynı olduğundan dalların ve meyvelerininde aynı olması tabiidir. Ancak sonradan uç dallara yapılan değişik aşı kalemleri ile olan müdahaleler bozuk fikir meyvelerinin yetişip çoğalmalarına, böylece de farklılıklara sebeb olunmuştur.
Hâl böyle olunca her iki daldan da yola çıkan sâliklerin, hiç olmassa bu mertebeye gelinceye kadar aynı eğitimi almaları gerekmektedir. Ancak İshâkiler bu hikâyeyi sadece kendilerine mâl ederler fakat gerçek hakikatinden pek haberleri olmadığından uygulamaları gerçekçi olamamakta ve kendileri bu hakikatten faydalanamamak-tadırlar. Yaşam ve idrâki oldukça zor olan bu mertebeden geçmeyi Cenâb-ı Hakk oraya ulaşanlara fazla zorluk çıkarmadan nasib etsin. Gayret yolcudan. Yol verme
Hâdîden’dir.
* * * * *
Böylece hedefi, Nefs-i Merdiyye olan gönül ehli ağır, ağır, daha emin adımlarla yoluna devam eder.
Bu mertebede zikirlerde küçük bir değişiklik yapmak yerinde olacaktır. Şöyle ki;
Buraya gelinceye kadar ilâve olarak çekilen ara Âyetlerin (idrâk-i ve hâli) geçen derslere ait olanlarının çekimlerinin yeterli olmalarından dolayı bırakılması yerinde olacaktır.
Bu mertebenin zikri olan HAY esmâsı verilen sayıda çekildikten sonra, yukarıda belirtilen idrâki ve hâli ni ifade eden Âyetlerin en az (33) üçer def’a çekilmesi bu mertebe nin daha iyi yaşanmasına yardımcı olacaktır.
Ayrıca; diğer bir tavsiye olarak, yukarıda (109) uncu Âyet-i Kerime de belirtilen (selâmun alâ İbrâhim) sözlerini en az bu dersini tamamlayıncaya kadar lisanlarında vakit buldukça (vird etmeleri) tekrarlamaları sâlikler için yerinde olacaktır.
Bu çalışmalar yapıldıktan sonra yine üç ihlâs bir fâtiha okuyup Peygamber Efendimiz (s.a.v.) min ve ehli beyt hazarâtının rûhlarına hediye eyleyip, o günkü dersimizi bitirmiş oluruz. Ancak dersimiz daha ileride ise bu duayı son dersimizin sonun da yaparız, diğerleri de böyle devam eder.
ALTINCI BÖLÜM
“NEFS-i MERDİYYE”
Nefs-i Merdiyye: Kendisinden râzı olunan, hoşnud olunan kimse, (Nefs) anlamında dır.
Zikri: “Ya KAYYUM” dur.
İdrâki: Bu mertebenin şuuru ile ileriye doğru gitmeğe gayret etmesidir.
Kûr’ân-ı Keriym; Fecr Sûresi; (89/27-30) Âyetlerinde bu mevzua işaret vardır.
يَا أَيْتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُ
ارْجِعِي إِلَى رَبِّكِ رَاضِيَةً مَرْضِيَّةً
فَادْخُلِي فِي عِبَادِي وَادْخُلِي جَنَّتِي
(Ya eyyetühennefsülmutmeinnetü. (27) ircii ilâ Rabb’i ki Râdiyeten Merdiyyeten. (28) fedhuli fi ibadi. (29) vedhuli cenneti. (30) Meâlen: “Ey Nefs-i Mutmeinneye eren kişi, sen ondan râzı o da senden mer- zi olarak Rabb’ı na dön. Benim kullarımın arasına ve benim cennetime gir.” Hâli: Bu hâlin hâli ile hâllenmeye çalışmaktır.
Kûr’ân-ı Kerîm; Bakara Sûresi; (2/152) Âyetinde bu hâle işaret vardır.
فَاذْكُرُونِي أَذْكُرْكُمْ وَاشْكُرُوالى وَلا تَكْفُرُونَ
(Fezküruni ezkürküm veşkürülî ve lâ tekfürunî.) Meâlen: “Beni zikredin, ben de sizi zikredeyim. Bana şükredin nankörlük etmeyin.” Yaşantısı: Nefs-i Merdiyye nin iki yüzü vardır. Biri Râdiyye ye diğeri Sâfiyye ye bakar. Henüz daha beşeri varlığından tam sıyrılamamış olmakla birlikte bu hâlin sonuna gelmiş sayılır, eski hallerine dönmemeğe çalışır.
Rengi: Siyahtır. Bu makamın anahtarı ve yükselticisi KAYYUM ismidir. Mürşidinin himmeti irşadıdır.
Tarikat mertebesi nin devamıdır.
Bu hususta kısa bilgi sunmağa çalışalım.
Epey zorlu çalışmalardan sonra Râdiyye mertebesinde olgunlaşmaya devam eden sâlike yavaş, yavaş Merdiyye, yani kendisinden râzı ve hoşnud olunma yolu açılmağa başlar. Buraya ulaşan kimseler. “Ey mutmeinneye eren kişi sen ondan o da senden razı olarak Rabb’ı na dön. Benim kullarımın arasına karış ve benim cennetime gir.” Hitabını gönlünden duyarlar. Bu kimselere gerçekten çok büyük ihsanda bulunulmuştur ve sıradanlıktan tamamen kurtulmuşlardır. YAKIYN Nûruyla aydınlanmışlar. HAKK’ın sevgisini ve hoşnutluğunu kazanmışlar, bu hâl içinde kendilerinden geçmişlerdir.
Hâlkı, âlem-i, terk etmişler, sadece Rablarıyle alış verişe başlamışlardır. Rabları onlara, “beni zikredin, bende sizi zikredeyim, bana şükredin, sakın küfretmeyin” sözleri ile hitab eder. Bu hitab gönül ehli için çok büyük manâlar ifade eder.
Bu mertebe de zikr, zâkir, mezkür, birlenme yolundadır. “Beni zikr edin” hitabını gönülden duyan sâlik’in onu zikr etmemesi diye bir şey düşünülemez.
KAYYUM ismi ağırlıklı olan bu zikr, baştan beri verilen isimlerle birlikte çekilmeğe devam edilir. Bunların feyz ve nûrlarıyle sâlik KAYYUM isminin gereği olan, (kendi varlı- ğı ile kâim olma) yoluna girer. Bu hâlin kemâlinde beşeri benlik ve vehmi varlığının büyük bir kısmından daha kurtulmuş olur.
HAKK’ın rızâsını kazanmak; kişinin kendi vehmi varlığından kurtularak, varlığının gerçek sahibi olan ilâhi varlığa teslim etmesiyle olur.
Daha evvelki mertebelerde başlayan teslim hâli burada kemâlini bulur. “Çık aradan kalsın yaradan” sözüyle ifadesini bulan bu yaşam neticesinde, kul. Rabb’ı na elindeki emâneti teslim edince benlik davası ortadan kalkar, emânet sahibine devr edilir.
Bu hâl Rabb’ı nın rızâsına sebeb olur. Böylece kul, râzı olunmuşlardan, yani ehli Merdiyy’ den olur. “Râdiyallahü anhüm ve râdu anh” (Sûre 5, Âyet 119) “ALLAH onlardan râzı ve onlar da ALLAH’ dan râzı” Âyeti gerçek hali ile yaşama geçmiş olur.
Rivâyet ederler ki Hz. Ömer (r.a.) bu hâli yaşayıp idrâk ettiğinde meydana gelen hoşluk neticesinde, “ene râzı ente râzı” yani “ben râzı sen râzı” diye diye sema etmeye başlamış.
“Yühübbuhüm ve yühibbunehü” (Sûre 5, Âyet 54) “ALLAH onları sever onlar da onu sever.” Âyetinde belirtilen HUB yani muhabbet, (SEKR,) yani İlâhi serhoşluk AŞK hükmüne ulaşmıştır.
Yine burada küçük bir misal olması bakımından İbrâhim (a.s.) mın K.K. geçen ateşe atılma hadisesini özet olarak vermeğe çalışalım, inşeallah faydalı olur.
Kûr’ân-ı Keriym; Enbiya Sûresi; (21/69) Âyetinde bu hususta şöyle denmektedir.
قُلْنَا يَا نَارُ كُونِي بَرْدًا وَسَلَامًا عَلَى ابرهيم
(Kûlnâ yâ nâru künî berden ve selâmen alâ İbrâhime.) Meâlen: “Dedik ki: Ey ateş! İbrâhim üzerine serin ve selâmet ol.” Bu hususta Konyalı Mehmed Vehbi efendinin (Hülâsat’ül Beyân) isimli tefsirin de cilt 9 sâhife 3450-51 den, özetle mevzuumuz ile ilgili bölümünden küçük bir bilgi aktarımı yapmağa çalışalım.
İbrâhim (a.s.) yetişkin hâle gelince, kavminin yolunun batıl, ve putlara tapmanın da hamlık olduğunu anlamış olduğundan uygun bir zamanda onları kırmıştı.
Oluşan hadiseyi gören kavmi bu işi İbrâhim’in yaptığını anlayıp onu ateşte yakarak imha etmeye karar verdiler.
Fahri Râzî, Kâzî ve Hâzî’nin beyanlarına göre hâdise
özetle şöyle cereyan etmiştir.
Âyette beyan edildiği üzere İbrâhim (a.s.) mın Allah’ın indinde makbul olan (putları kırma) fiili ni, onlar cinayet olarak kabul ederek azabın şiddetlisi olan ateşle yakmağa karar verdiler.
İbrâhim (a.s.) mı tutup hapsettiler. Irak’ta Babil’de (Kevsa) isminde bir kasaba civarında etrafı yüksek duvarlarla çevrili ağıl şeklinde bir yer yaptılar ve hayvanlarla odun çekmeye başladılar. Kemâl-i arzularıyla bütün ahali odun çeker, hatta, hasta olanlar şifa bulursa bir miktar odun alacağını vaad eder, vefat edenler odun alınmasını arttırır odun alırdı.
Bu hâl belirli bir müddet devam etti ve yaptıkları yer fazlasıyla odunla doldu. Yedi gün ateş yaktılar, sekizinci günü İbrâhim (a.s.) mı mancınık ile ateşin ortasına attılar İbrâhim (a.s.) (Hasbünellah ve ni’mel vekîyl) “Allah bana yeter ve ne güzel vekil” dir. (virdine) zikri ne devam eder Cenâb’ı Hakk’ın (yâ nâru.....) hitabı ateşe gelince ateşin içi İbrâhim (a.s.) için yeşillikle dolu bir bahçe olduğu ve Nemrud’un yüksek bir yerden bunu seyrettiği rivâyet edilmiştir.
O makamda İbrâhim (a.s.) mın yedi gün kaldığı ve “dünya da en çok lezzet duyduğum o yedi gündür” buyurduğu da rivâyet edilmiştir.
O günde dünya yüzünde bütün ateşlerin sönüp yanmadığı da rivâyet edilmiştir.
Ateşe atıldığı halde sadece (Hasbünellah ve ni’mel vekiyl,) sözleriyle Rabb’ı na ne kadar güven içinde olduğunu mutmain bir gönül ile hadiseleri şikâyet etmeden nasıl karşıladığı ve hiç kimseden yardım istemediği anlaşılmaktadır ki; bu hadise bir yönüyle onun Rabb’ı nın kendisinden râzı olmasını kendisinin de ehli Merdiyye den olmasını sağlamıştır.
* * * * *
Böylece, evvelce seven iken sonra sevilen olmağa başlamıştır. Bu hâlde seyrine devam eden sâlike yavaş, yavaş Nefs-i Sâfiyenin yolu açılır. Önüne çıkan engelleri aşa, aşa hedefine doğru ilerlemesine devam eder.
Bu mertebenin zikri olan KAYYUM esmâsı verilen sayıda çekildikten sonra, yukarı da belirtilen idrâki ve hâli ni ifade eden Âyetlerin en az (33) üçer def’a çekilme si bu mertebe nin daha iyi yaşanmasına yardımcı olacaktır.
Her hangi bir hâdise karşısında sıkıntıya düşüldüğünde, İbrâhim (a.s.) hakkında yukarı da ifade edilen duaları zaman elverdiğince dilden ve gönülden tekrarlanması kişiye büyük bir mânevi güven vereceği aşikârdır.
(Ya nâru künî berden ve selâmen)
(Hasbünellah ve ni’mel vekîl) Bu çalışmalar yapıldıktan sonra yine üç ihlâs bir fâtiha okuyup Peygamber Efendimiz (s.a.v.) min ve ehli beyt hazarâtının rûhlarına hediye eyleyip, o günkü dersimizi bitirmiş oluruz. Ancak dersimiz daha ileride ise bu duayı son dersimizin sonunda yaparız, diğerleri de böyle devam eder.
ALLAH (c.c.) herkesi hedefine ulaştırsın, Âmîn.
فَادْخُلِي فِي عِبَادِي
(Fedhulî fî ibâdî. )