Elem tera keyfe fe'ale rabbuke bi'âd(in)
(6-10) (Ey Muhammed!) Rabbinin, (Hud'un kavmi) Ad'e, şehirler içinde benzeri kurulmamış olan, sütunlarla dolu İrem'e, vadide kayaları oyan (Salih'in kavmi) Semud'a, kazıklar sahibi Firavun'a ne yaptığını görmedin mi?
Görmedin mi Rabbin ne yaptı Âd kavmine?
Bu ayet, Allah'ın Ad kavmine uyguladığı ilahi müdahaleyi sorgulayıcı bir üslupla ele almaktadır. Temel kavramlar, görme eylemi, ilahi fiil ve Ad kavminin kimliği etrafında şekillenerek, geçmiş kavimlerin akıbetinden ders çıkarma mesajını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 're'y' kelimesinin hem gözle görmeyi hem de kalple idrak etmeyi ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'Elem tera' ifadesi, sadece gözle görmeyi değil, aynı zamanda Ad kavminin başına gelenlerden ibret almayı ve bu olayları düşünerek anlamayı da içerir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'görmek' fiilinin çoğu zaman sadece fiziksel bir eylemden öte, bir şeyi anlamak, kavramak ve ondan ders çıkarmak anlamında kullanıldığını vurgular. Bu ayette de 'görmedin mi?' ifadesi, Ad kavminin akıbetinden çıkarılacak derslere dikkat çekmektedir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'fa'ale' fiilinin Kur'an'da genellikle bir eylemin sonucunu ve etkisini vurgulamak için kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'fe'ale Rabbuke' ifadesi, Allah'ın Ad kavmine karşı gerçekleştirdiği müdahalenin kesinliğini ve etkisini gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'fiil'in, bir failden sadır olan her türlü eylem olduğunu ve Allah'a nispet edildiğinde O'nun kudretini ve iradesini gösterdiğini açıklar. Ayetteki 'fe'ale' kelimesi, Allah'ın Ad kavmini helak etme eylemini ve bu eylemin ilahi bir iradeyle gerçekleştiğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'Rabb' kelimesinin aslen terbiye etmek, bir şeyi aşama aşama kemale erdirmek anlamına geldiğini belirtir. Ayette 'Rabbin' ifadesi, Allah'ın Ad kavmini yaratıp rızıklandıran, ancak onların isyanı üzerine cezalandıran ilahi otoritesini ve hükümranlığını vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'Rabb' kavramının Kur'an'da Allah'ın yaratıcı, rızık verici, koruyucu ve hükmedici sıfatlarını kapsayan merkezi bir kavram olduğunu ifade eder. Ayetteki 'Rabbin' ifadesi, Ad kavminin başına gelenlerin, onların yaratıcısı ve yöneticisi olan Allah'ın iradesiyle gerçekleştiğini gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, Ad kavminin, Nuh tufanından sonra yaşamış, güçlü ve azgın bir kavim olduğunu belirtir. Ayetteki 'Ad' kelimesi, bu kavmin helak edilişinin, geçmiş kavimlerin akıbetinden ders çıkarma bağlamında bir örnek teşkil ettiğini gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, Ad kavminin, Kur'an'da sıkça zikredilen ve peygamberlerine karşı gelmeleri sebebiyle helak edilen bir kavim olduğunu açıklar. Ayette 'Ad'ın zikredilmesi, onların kibir ve azgınlıklarının sonucunu hatırlatır ve benzer davranışlardan sakınma uyarısı taşır.
Fecr Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Şu an, ve her zaman okuduğumuz anda dahi, sanki bu hâdise oluyormuş ve görülüyormuşçasına, Cenâb-ı Hakk (c.c) okuyanı muhatap alarak hitâp ediyor.
Ad kavmi, Hûd (a.s.)’ın peygamber olarak gönderildiği ve isyanları yüzünden rüzgârla helâk edilen kavimdir. Nûh (a.s.)’ın oğlu Sam’ın torunlarından Âdem’in torunlarıdır.
Cenâb-ı Hakk kullarıyla o kadar birlikteki hâdiselerin içinde o da mevcûttur, aksi hâlde mülkün sahibi olmazdı.
Faydalı olur düşüncesiyle (44/7-A’râf-Sûresi) isimli kitabımızdan (S. 96) dan aktararak, Hûd (a.s.) kavmi Ad kavmi hakkında burada genel bir bilgi verelim :Belki tekrar gibi olacak ama bütün kitaplarımızı okuma fırsatı bulamayacak olan kimselere okudukları mevzu hakkında en az ellerindeki kitaptan faydalanmış olacaklardır.
********* 17
AD KAVMİ; Hûd aleyhisselâm’ın peygamber olarak gönderildiği ve isyanları yüzünden rüzgarla helak edilen kavim. Bu kavim, Nûh aleyhisselâmın oğullarından Sam'ın torunlarından Ad'ın neslidir. Yaşadıkları yer Ahkâf diyarı olup, Yemen'de Aden ile Umman arasındadır. Bu bölgeye Şihr de denilmiştir. Nûh aleyhisselâm zamanındaki tûfandan sonra gemide bulunup kurtulanlar değişik bölgelerde yerleşip çoğaldılar. Ad kavmi de kendi arasında yirmi üç kabîleden meydana gelen büyük bir Arap kavmi idi. Ad kavminin insânları, iri cüsseli, uzun boylu, kuvvetli, tuttuğunu koparan uzun ömürlü kimselerdi. Yaşadıkları bölgenin toprağı çok verimli, yağmuru boldu. Her taraf yemyeşil, bağlar, bahçeler, pınarlar, akarsular ile kaplı olan yerler "İrem Bağları" diye tanınmıştı.
Bu kavim büyük kayaları yontarak direk ve bu direkler üzerine çok gösterişli binalar yaptılar. Yaşadıkları bölgede her taraf akıl almaz süslere, göz kamaştıran güzelliklere sahipti. Nuh aleyhisselâm zamanındaki tûfandan sekiz asır gibi bir zaman aradan geçmesi sebebiyle tûfanı görüp, ibret alanlar ve bunları nesillere anlatanlar çoktan vefat etmişlerdi. Ad kavmi insânları sıhhatlerine, kuvvetlerine, zenginliklerine ve servetlerine bakarak her geçen gün kibirleniyor, büyükleniyor, taşkınlıklarını artırıyordu. Gün geçtikçe azan Ad kavmi, nihâyet Samed, Samud, Sada ve Heba adlı putlara tapmaya başladılar. Bağ, bahçe, tarla, hayvân, mahsul ve nesillerinde şaşılacak bir bereket vardı. Dünya nîmetleri bakımından ulaşılması arzu edilen her şeye kavuşmuş olmaları, tamamen azmalarına sebep oldu. Zûlüm ve işkenceye başladılar.
Etraflarındaki kabîlelere, zayıf ve kimsesizlere ağır zûlümler yapıyorlardı. Zavallı kimseleri yüksek binalardan atmaktan zevk alıyorlardı. Ad kavmi, bu azgın hâldeyken, Allahü teâlâ onlara ebedi seadet yolunu göstermek için Hûd aleyhisselâmı peygamber olarak gönderdi. Elli seneden fazla bir zaman bu kavmi îmanâ çağırdı. Bu azgın kavmi Hud aleyhisselâm devamlı Müslüman olmaya davet ettiği hâlde îman etmeye yanaşmadılar. İmân edenler de
korkularından îmanlarını açıklayamadılar. Bunun üzerine kendilerine ağır azâb geleceğini ve helâk edileceklerini söyledi. Yine inanmayıp alay ettiler. Nihâyet gelecek olan azâbın işaretleri görülmeye başladı. Üç sene yağmur yağmadı. Pınarlar kuruyup ağaçlar sararıp soldu. Meşhur İrem Bağları yok oldu. Hayvânlar susuzluktan telef oldu. İnsânlar da bir yudum suya, bir lokma ekmeğe muhtaç duruma düştüler. Devamlı bunaltıcı ve kuru bir rüzgâr esiyordu. Tozdan göz gözü görmüyordu. Hûd aleyhisselâm ise onları durmadan îman etmeye davet ediyordu. Fakat inatlarından vaz geçmiyorlardı. Kadınları da kısırlaşıp hiç çocuk doğmaz oldu. Şiddetli kuraklık dört sene devam etti. Bundan sonra kendilerini helâk eden azâb geldi.
Bir gün yurtları üzerinde her tarafı kaplayan siyah bir bulut göründü. Yağmur geliyor zannettiler. Hûd aleyhisselâm durumu bildirip tekrar îmanâ davet etti ise de kabul etmediler. Buluttan şiddetli bir rüzgâr esmeye başladı. Korkunç bir uğultusu ve dayanılmaz bir soğuğu vardı. Rüzgâr estikçe şiddetlendi. İnsânları tutundukları taş ve ağaçlarla birlikte göklere fırlatıyor, sonra da bırakıveriyordu. Havada adeta saman çöpleri gibi savruluyorlardı. Azgın Ad kavminin insânları param parça oldu. Yerleri yurtları yıkılıp harabe hâlini aldı. Sonra da fırtına onların ölülerini süpürüp denize attı. Bu rüzgâr, Kûr’ân-ı kerîmde rih-i akim, sarsar, azâb-ı elim ve atiye olarak bildirilmektedir. Kûr’ân-ı kerîmde mealen; "Hûd (aleyhisselâm) ve dinde ona tabi olanları rahmetimizle kurtardık. Bizim Âyetlerimizi tekzib edip (yalanlayıp) mü'min olmayanların ise silsile ve köklerini kestik." buyruldu (A'raf sûresi: 72). Hud aleyhisselâm, îman edenlerle birlikte Mekke'ye gitti. Bunlara "Ad-ı uhra" (ikinci Ad) denilmiştir.
Yeni Reher ansiklopedisi cilt-1-sayfa126)
إِرَمَ ذَاتِ الْعِمَادِ
(İreme zâtil ımâd. )