Lâ yerkubûne fî mu/minin illen velâ żimme(ten)(c) veulâ-ike humu-lmu'tedûn(e)
Bir mü'min hakkında ne akrabalık (bağlarını), ne de antlaşma (yükümlülüğünü) gözetirler. İşte onlar taşkınlık yapanların ta kendileridir.
Bir mümin hakkında ne bir yemin gözetirler, ne de bir antlaşma. Bunlar işte böyle haddi aşan kimselerdir.
Tevbe Suresi'nin 10. ayeti, müminlere karşı düşmanca tavır sergileyenlerin özelliklerini dilbilimsel bir derinlikle ele almaktadır. Ayet, bu kişilerin müminler hakkında ne 'ill' ne de 'zimmet' gözetmediklerini vurgulayarak, onların 'mu'tedûn' yani haddi aşanlar olduğunu belirtir. Bu kavramlar, ayetin temel mesajını oluşturan ahlaki ve hukuki ihlalleri ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'rakabe' kelimesinin asıl anlamının bir şeyi gözetlemek, korumak ve beklemek olduğunu belirtir. Ayetteki 'lâ yerkubûne' ifadesi, bu kişilerin müminler hakkında herhangi bir gözetim, riayet veya koruma yükümlülüğü taşımadıklarını, yani onların haklarına dikkat etmediklerini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'rakabe' fiilinin mecazi olarak bir şeye dikkat etmek, onu önemsemek anlamında kullanıldığını ifade eder. Ayetteki olumsuz kullanımı, bu kişilerin müminlerin haklarına karşı hiçbir dikkat ve özen göstermediklerini, onları umursamadıklarını vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'rakabe' fiilinin Kur'an'da genellikle bir şeyi dikkatle izlemek, gözetlemek ve korumak anlamlarında geçtiğini belirtir. Tevbe 10'daki kullanımı, bu kişilerin müminlerin haklarını ve ahitlerini göz ardı ettiklerini, onlara karşı hiçbir sorumluluk hissetmediklerini gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'ill' kelimesinin 'akrabalık bağı' veya 'ahit' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki bağlamda, bu kişilerin müminlerle olan akrabalık bağlarını veya onlara verdikleri sözleri (ahitleri) gözetmediklerini, yani bu bağlara saygı duymadıklarını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ill' kelimesinin 'yakınlık, akrabalık' ve 'ahit, yemin' anlamlarını taşıdığını açıklar. Tevbe 10'da, bu kişilerin müminlere karşı ne bir akrabalık hukukunu ne de bir ahit hukukunu gözettiklerini, yani her türlü insani ve hukuki bağı ihlal ettiklerini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ill' kavramının Kur'an'da genellikle 'ahit' veya 'yemin' anlamında kullanıldığını, bu kavramın toplumsal sözleşmelerin ve karşılıklı güvenin temelini oluşturduğunu belirtir. Ayetteki 'lâ yerkubûne illen' ifadesi, bu kişilerin müminlerle olan sözleşmelerine veya ahitlerine sadık kalmadıklarını, dolayısıyla toplumsal düzeni bozduklarını gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'zimmet' kelimesinin 'ahit' ve 'emanet' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'lâ yerkubûne zimmeten' ifadesi, bu kişilerin müminlere karşı verdikleri sözleri tutmadıklarını, onlara karşı emanete riayet etmediklerini ve onları koruma altına alma sorumluluğunu taşımadıklarını gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'zimmet'in 'ahit, emanet, güvence' ve 'koruma altına alma' anlamlarını içerdiğini açıklar. Tevbe 10'da, bu kişilerin müminlere karşı hiçbir ahit veya güvenceyi gözetmediklerini, yani onlara karşı hiçbir sorumluluk hissetmediklerini ve onları korumadıklarını vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'zimmet'in bir kişinin üzerinde olan hak veya sorumluluk anlamına geldiğini ifade eder. Ayetteki kullanımı, bu kişilerin müminlere karşı olan hukuki veya ahlaki sorumluluklarını, yani onlara karşı verdikleri sözleri veya onlara karşı duydukları koruma yükümlülüğünü yerine getirmediklerini belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'adâ' fiilinin 'sınırı aşmak, haddi geçmek' anlamına geldiğini belirtir. 'Mu'tedûn' ise bu fiilden türeyen bir isim olup, Allah'ın koyduğu sınırları veya başkalarının haklarını çiğneyenleri ifade eder. Ayette, bu kişilerin müminlere karşı 'ill' ve 'zimmet' gözetmeyerek hadlerini aştıklarını, zulmettiklerini vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'mu'tedûn' kelimesinin 'zulmedenler, haksızlık yapanlar' ve 'sınırları aşanlar' anlamlarına geldiğini açıklar. Tevbe 10'da, bu kişilerin müminlere karşı sergiledikleri düşmanca tavır ve hak ihlalleriyle Allah'ın ve insanların koyduğu sınırları aştıklarını, dolayısıyla zalim olduklarını belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'i'tâd' fiilinin Kur'an'da genellikle 'haddi aşmak, zulmetmek' anlamında kullanıldığını belirtir. 'Mu'tedûn' ise bu fiilin fail ismidir ve ayette, müminlerin haklarına tecavüz eden, onlara karşı haksızlık yapan ve insani/ahlaki sınırları aşan kişileri tanımlamak için kullanılmıştır.
Tevbe Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Lâ yerkubûne fî mu/minin illen velâ zimme(ten) veulâ-ike humu-lmu’tedûn(e) Bir mü’min hakkında ne akrabalık (bağlarını), ne de antlaşma (yükümlülüğünü) gözetirler. İşte onlar taşkınlık yapanların ta kendileridir. (9/10)