Vekuli-'melû feseyera(A)llâhu ‘amelekum verasûluhu velmu/minûn(e)(s) veseturaddûne ilâ ‘âlimi-lġaybi ve-şşehâdeti feyunebbi-ukum bimâ kuntum ta'melûn(e)
De ki: "Çalışın, yapın. Yaptıklarınızı Allah da, Resulü de, mü'minler de göreceklerdir. Sonra gaybı da, görülen alemi de bilen Allah'ın huzuruna döndürüleceksiniz. O da size bütün yapmakta olduğunuz şeyleri haber verecektir."
Ve de ki; "Çalışın! Yaptıklarınızı hem Allah görecek, hem Resulü, hem de müminler görecektir. Sonra da gizliyi ve açığı bilen Allah'ın huzuruna iletileceksiniz. İşte o zaman, neler yaptığınızı size O bildirecektir.
Bu ayet, amellerin Allah, Resulü ve müminler tarafından görüleceğini, nihayetinde ise gaybı ve şehadeti bilen Allah'a dönülerek yapılanların hesabının verileceğini vurgulamaktadır. Ayet, sorumluluk, hesap verebilirlik ve ilahi bilginin kapsamını dilbilimsel bir derinlikle ele almaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Amel (عمل), bir işi kasıtlı olarak yapmaktır. Bu kelime, irade ve bilinçli bir eylemi ifade eder. Ayetteki 'i'melû' (اعملوا) emri, kulların kendi iradeleriyle gerçekleştirdikleri her türlü fiili kapsar ve bu fiillerin sonuçlarına işaret eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Amel (عمل) kelimesi, Kur'an'da genellikle insanın dünyadaki çabalarını ve fiillerini anlatmak için kullanılır. Bu ayetteki kullanımı, müminlerin ve diğer insanların yaptıkları her türlü işin Allah tarafından bilineceği ve karşılığının verileceği bağlamında ele alınır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): 'Amel' (عمل) kavramı, Kur'an'da sadece fiziksel eylemleri değil, aynı zamanda niyetleri ve ahlaki tutumları da içeren geniş bir anlam yelpazesine sahiptir. Ayetteki 'i'melû' emri, bireyin tüm yaşam pratiğini kapsayan bir sorumluluk çağrısıdır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Rü'yet (رؤية) kelimesi, gözle görmenin yanı sıra, kalple bilmek ve idrak etmek anlamında da kullanılır. Ayetteki 'seyerallahu' (فسيرى الله) ifadesi, Allah'ın amelleri sadece müşahede etmekle kalmayıp, aynı zamanda onların iç yüzünü ve niyetini de bildiğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Rü'yet (رؤية), bazen gözle görmek, bazen de düşünce ve bilgi yoluyla idrak etmek anlamına gelir. Bu ayetteki 'seyerâ' (سيرى) kelimesi, Allah'ın amelleri tam ve eksiksiz bir şekilde bildiğini, Resul'ün ve müminlerin ise şahitlik ederek bu bilgiye ortak olduklarını ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Rü'yet (رؤية) fiili, Kur'an'da hem maddi hem de manevi algıyı ifade eder. Ayetteki 'seyerâ' (سيرى) kullanımı, Allah'ın amelleri mutlak bir bilgiyle kuşattığını, Resul'ün ve müminlerin ise bu amellerin zahirine şahitlik ederek bir tür denetim ve teyit işlevi gördüğünü gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Redd (ردّ), bir şeyi ait olduğu yere geri çevirmek veya bir şeyi bir yerden başka bir yere nakletmek anlamına gelir. Ayetteki 'seturaddûne' (وستردّون) ifadesi, insanların ölümden sonra tekrar diriltilerek Allah'ın huzuruna hesap vermek üzere döndürüleceklerini anlatır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Redd (ردّ) kelimesi, Kur'an'da genellikle bir şeyin başlangıç noktasına veya aslına döndürülmesi anlamında kullanılır. Bu ayetteki kullanımı, insanların dünya hayatından sonra ahiret hayatına, yani yaratılışlarının nihai amacına ve hesap verme makamına döndürüleceklerini vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Redd (ردّ) fiili, bir şeyi geri çevirmek, iade etmek veya bir yere sevk etmek anlamlarına gelir. Ayetteki 'seturaddûne' (وستردّون) ifadesi, kıyamet gününde tüm insanların Allah'ın hükmüne ve takdirine boyun eğerek O'nun huzuruna çıkarılacaklarını ve amellerinin karşılığını göreceklerini belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İlim (علم), bir şeyi olduğu gibi idrak etmektir. 'Âlim' (عالم) ise bu bilgiye sahip olandır. Ayetteki 'âlimi'l-gaybi ve'ş-şehâdeti' (عالم الغيب والشهادة) ifadesi, Allah'ın hem gizli olanı (gayb) hem de açık olanı (şehadet) eksiksiz bir şekilde bildiğini, hiçbir şeyin O'nun ilminden gizli kalmadığını vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): İlim (علم) kelimesi, Kur'an'da Allah'ın sıfatı olarak kullanıldığında, O'nun her şeyi kuşatan, başlangıcı ve sonu olmayan mutlak bilgisine işaret eder. Bu ayetteki 'âlim' (عالم) ifadesi, Allah'ın kulların tüm amellerini, niyetlerini ve akıbetlerini bildiğini açıkça ortaya koyar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): 'İlim' (علم) kavramı, Kur'an'da Allah'ın en temel sıfatlarından biridir ve O'nun her şeyi kapsayan bilgeliğini ifade eder. Ayetteki 'âlimi'l-gaybi ve'ş-şehâdeti' (عالم الغيب والشهادة) ifadesi, Allah'ın sadece görünen dünyayı değil, aynı zamanda insan idrakinin ötesindeki tüm sırları da bildiğini vurgulayarak, O'nun mutlak otoritesini pekiştirir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Nebe' (نبأ), önemli ve büyük bir haber demektir. 'Yünebbi' (ينبئ) fiili ise bu tür bir haberi bildirmektir. Ayetteki 'feyünebbi'ukum' (فينبئكم) ifadesi, Allah'ın kıyamet günü insanlara dünyada yaptıkları her şeyi, en ince ayrıntısına kadar açıklayacağını ve bunun büyük bir haber olacağını belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nebe' (نبأ), sıradan bir haberden daha önemli ve kesin olan bir bilgiyi ifade eder. 'İnbâ' (إنباء) ise bu kesin bilgiyi aktarmaktır. Ayetteki 'feyünebbi'ukum' (فينبئكم) kelimesi, Allah'ın kullara amellerinin tam ve doğru bir dökümünü sunacağını, hiçbir şeyin eksik veya yanlış bildirilmeyeceğini vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Nebe' (نبأ) kökünden türeyen kelimeler, Kur'an'da genellikle ilahi kaynaklı, kesin ve önemli haberleri ifade eder. Ayetteki 'feyünebbi'ukum' (فينبئكم) ifadesi, Allah'ın ahirette insanlara amelleri hakkında vereceği bilginin mutlak doğru ve nihai olduğunu, bu bilginin hesap verme sürecinin temelini oluşturduğunu gösterir.
Tevbe Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Vekuli-melû feseyera(A)llâhu amelekum verasûluhu velmu/minûn(e) veseturaddûne ilâ âlimi-lgaybi ve-şşehâdeti feyunebbi-ukum bimâ kuntum ta’melûn(e) De ki: “Çalışın, yapın. Yaptıklarınızı Allah da, Resûlü de, mü’minler de göreceklerdir. Sonra gaybı da, görülen âlemi de bilen Allah’ın huzuruna döndürüleceksiniz. O da size bütün yapmakta olduğunuz şeyleri haber verecektir.” (9/105)