İçeriğe atla
Tevbe 120Cüz 11 · Sayfa 206

Tevbe Sûresi 120. Âyet

التوبة

Sohbete sor

Mâ kâne li-ehli-lmedîneti vemen havlehum mine-l-a'râbi en yeteḣallefû ‘an rasûli(A)llâhi velâ yerġabû bi-enfusihim ‘an nefsih(i)(c) żâlike bi-ennehum lâ yusîbuhum zameun velâ nasabun velâ maḣmesatun fî sebîli(A)llâhi velâ yetaûne mevti-en yeġîzu-lkuffâra velâ yenâlûne min ‘aduvvin neylen illâ kutibe lehum bihi ‘amelun sâlih(un)(c) inna(A)llâhe lâ yudî'u ecra-lmuhsinîn(e)

Medine halkı ve onların çevresinde bulunan bedevilere, Allah'ın Resulünden geri kalmak, kendi canlarını onun canından üstün tutmak yaraşmaz. Çünkü onların, Allah yolunda çektikleri susuzluk, yorgunluk, açlık, kafirleri öfkelendirmek üzere bir yere adım atmaları ve düşmana karşı herhangi bir başarı kazanmaları gibi hiçbir olay yoktur ki karşılığında kendilerine iyi bir amel(in sevabı) yazılmış olmasın. Şüphesiz Allah, iyilik yapanların mükafatını elbette zayi etmez.

Tevbe Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Mâ kâne li-ehli-lmedîneti vemen havlehum mine-l-a’râbi en yetehallefû an rasûli(A)llâhi velâ yerġabû bi-enfusihim an nefsih(i) zâlike bi-ennehum lâ yusîbuhum zameun velâ nasabun velâ mahmesatun fî sebîli(A)llâhi velâ yetaûne mevti-en yegîzu-lkuffâra velâ yenâlûne min aduvvin neylen illâ kutibe lehum bihi amelun sâlih(un) inna(A)llâhe lâ yudî’u ecra-lmuhsinîn(e) Medine halkı ve onların çevresinde bulunan bedevîlere, Allah’ın Resûlünden geri kalmak, kendi canlarını onun canından üstün tutmak yaraşmaz. Çünkü onların, Allah yolunda çektikleri susuzluk, yorgunluk, açlık, kâfirleri öfkelendirmek üzere bir yere adım atmaları ve düşmana karşı herhangi bir başarı kazanmaları gibi hiçbir olay yoktur ki karşılığında kendilerine iyi bir amel(in sevabı) yazılmış olmasın. Şüphesiz, Allah iyi ve yararlı işleri en güzel şekilde yapanların mükâfatını zayi etmez. (9/120)


Rivayet olunduğuna göre; Ebu Hayseme, yukarıda geçen (Tevbe 79) âyeti nazil olduktan sonra, kendisine ait hurma bahçeliğine gitmiş, güzel de bir eşi varmış, kadın gölgeye hasırı sermiş, yaygıyı yaymış, taze hurma ve soğuk su da hazırlamış, kocasına sunmuş. Bu Hayseme bakmış ki koyu gölge, taze hurma, soğuk su, güzel kadın, Resulullah ise açık güneşte ve rüzgar altında, sonra kendi kendine "Vallahi bu, benim için hayır değil." demiş, hemen kalkmış, kılıcını kuşanıp mızrağını almış, devesine bindiği gibi rüzgar misali gitmiş. Peygamber (s.a.v) de uzaktan yola bakıyormuş, tozu dumana katarak bir süvarinin kendilerine doğru geldiğini görmüş "Bu gelen Ebu Hayseme'dir." buyurmuş. Gerçekten de gelen o imiş, sonra Resulullah sevinmiş ve ona dua ve istiğfar etmiştir.[140]

1852. Âkıbet son nefesin bir ânı olur ki, senin ile inâyet sır sâhibi olur.

Sâlik "Ben birçok yıllar mücâhede ettim ve virdler ve zikirler ile meşgûl oldum; hakîkat yüzü bana örtüsünü açmadı" diye ümitsiz olmamalıdır; çünkü Hak Teâlâ “innallâhe lâ yudîu ecrel muhsinîn” (Tevbe, 9/120) ya’nî "Muhakkak Allah Teâlâ muhsinlerin ecrini zâyi' etmez" buyurduğu yönle, son nefesde bir ân olur ki, o ân içinde Hakk’ın inâyeti seninle sır sâhibi, ya’nî sırdaş olur ve sana hakîkat yüzünden örtüyü kaldırıverir ve seni berzaha âit hayatta körlükten kurtarır.[141]


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(4)