Yevme yuhmâ ‘aleyhâ fî nâri cehenneme fetukvâ bihâ cibâhuhum vecunûbuhum vezuhûruhum(s) hâżâ mâ keneztum li-enfusikum feżûkû mâ kuntum teknizûn(e)
O gün bunlar cehennem ateşinde kızdırılacak da onların alınları, böğürleri ve sırtları bunlarla dağlanacak ve, "İşte bu, kendiniz için biriktirip sakladığınız şeylerdir. Haydi tadın bakalım, biriktirip sakladıklarınızı!" denilecek.
O gün o altın ve gümüşlerin üstü cehennem ateşinde kızdırılacak da bunlarla alınları, yanları ve sırtları dağlanacak (onlara): "İşte bu kendi canınız için saklayıp biriktirdiğiniz şeydir. Haydi şimdi tadın bakalım şu biriktirdiğiniz şeyin tadını!" denilecek.
Bu ayet, ahirette mal biriktirenlerin karşılaşacağı azabı tasvir etmektedir. Anahtar kavramlar, 'kızdırmak', 'dağlamak', 'alınlar', 'böğürler', 'sırtlar' ve 'biriktirmek' fiilleri ve isimleri etrafında şekillenerek, biriktirilen malın azap aracı haline gelmesini ve bedenin farklı bölgelerinin bu azaptan nasıl etkileneceğini vurgulamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hamy' (حمى) kökünün asıl anlamının 'korumak, sakınmak' olduğunu belirtir. Ancak 'ihmâ' (إحماء) babından geldiğinde, bir şeyi ateşte kızdırmak, hararetini artırmak anlamına gelir. Ayetteki 'yuhmâ' (يُحْمَىٰ) fiili, cehennem ateşinde madenlerin veya biriktirilen malların kızdırılmasını ifade eder ki, bu da azabın şiddetini gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'yuhmâ' kelimesini 'tuhmâ' (تُحمى) olarak da okunduğunu belirtir ve 'kızdırılır' anlamını verir. Burada, biriktirilen altın ve gümüşün cehennem ateşinde kızdırılarak azap aracı haline getirilmesi mecazını açıklar. Bu, malın dünyadaki değerinin ahirette azap aracına dönüşmesini simgeler.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'kevâ' (كوى) fiilinin 'dağlamak' anlamına geldiğini ve özellikle kızgın bir demir veya başka bir cisimle bedenin yakılması eylemini ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'fetukvâ' (فَتُكْوَىٰ) fiili, kızdırılan mallarla alınların, böğürlerin ve sırtların dağlanmasını, yani doğrudan bir azap şeklini anlatır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kevâ' (كوى) kelimesinin 'dağlamak' ve 'yakmak' anlamlarına geldiğini, genellikle şifa amaçlı veya ceza amaçlı kullanıldığını ifade eder. Ayetteki bağlamda ise, biriktirilen malların azap aracı olarak kullanılmasıyla bedenin dağlanması, ceza ve azap anlamını pekiştirir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'cebhe' (جبهة) kelimesinin 'alın' anlamına geldiğini ve yüzün üst kısmını ifade ettiğini belirtir. Ayette 'cibâhuhum' (جِبَاهُهُمْ) çoğul olarak kullanılarak, azabın sadece bir kişiye değil, mal biriktirenlerin tümüne ve alınlarının dağlanmasına işaret eder. Alın, genellikle onur ve vakarın sembolü olduğu için, buranın dağlanması azabın aşağılayıcı yönünü vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'cebhe' (جبهة) kelimesinin insan yüzündeki alın bölgesini ifade ettiğini ve bu bölgenin hassasiyetine dikkat çeker. Ayetteki 'cibâhuhum' (جِبَاهُهُمْ) ifadesi, azabın bedenin en görünür ve hassas yerlerinden birine yöneldiğini, böylece azabın hem fiziksel hem de psikolojik etkisini artırdığını gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'cenb' (جنب) kelimesinin 'yan taraf' veya 'böğür' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'cunûbuhum' (وَجُنُوبُهُمْ) ifadesi, azabın bedenin yan kısımlarına da isabet edeceğini gösterir. Bu, azabın bedenin her tarafını kuşatıcı niteliğini vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'cenb' (جنب) kelimesinin 'yan taraf' anlamında kullanıldığını ve genellikle bir şeyin kenarını ifade ettiğini açıklar. Ayetteki 'cunûbuhum' (وَجُنُوبُهُمْ) kelimesi, azabın sadece ön veya arka kısımlarla sınırlı kalmayıp, bedenin yan taraflarını da etkileyeceğini, böylece azabın kapsamlılığını ve şiddetini ortaya koyduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'zahr' (ظهر) kelimesinin 'sırt' anlamına geldiğini ve bedenin arka kısmını ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'zuhûruhum' (وَظُهُورُهُمْ) ifadesi, azabın bedenin arka kısımlarına da ulaşacağını gösterir. Alınlar, böğürler ve sırtlar bir arada zikredilerek, azabın bedenin hiçbir yerini es geçmeyeceği, tam bir kuşatma altında olacağı vurgulanır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki bedensel azap tasvirlerinin genellikle somut ve çarpıcı olduğunu belirtir. 'Zuhûr' (sırtlar) kelimesinin burada kullanılması, azabın sadece görünür yerlerle sınırlı kalmayıp, bedenin tüm yüzeyini kapsayacağını, böylece azabın kaçınılmazlığını ve şiddetini vurguladığını ifade eder. Bu, mal biriktirenlerin azaptan hiçbir şekilde kaçamayacakları mesajını pekiştirir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'kenez' (كنز) fiilinin 'biriktirmek, yığmak' anlamına geldiğini ve özellikle toprağa gömülerek veya gizlenerek saklanan mal için kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'teknizûn' (تَكْنِزُونَ) fiili, Allah yolunda harcanmayıp biriktirilen altın ve gümüşü ifade eder ve bu biriktirmenin ahirette azap sebebi olacağını açıklar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kenz' (كنز) kelimesinin 'biriktirilmiş mal' anlamına geldiğini ve genellikle toprağa gömülerek veya gizlenerek saklanan değerli şeyleri ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'mâ keneztum' (مَا كَنَزْتُمْ) ve 'mâ kuntum teknizûn' (مَا كُنتُمْ تَكْنِزُونَ) ifadeleri, dünyada biriktirilen malların ahirette azap aracı olarak geri döneceğini, yani eylemin sonucunun bizzat eylemin kendisinden kaynaklandığını vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'kenz' (كنز) kavramının Kur'an'da genellikle olumsuz bir çağrışımla kullanıldığını ve malın sadece biriktirilmesini değil, aynı zamanda Allah yolunda harcanmamasından kaynaklanan cimriliği ve bencilliği de ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'teknizûn' (تَكْنِزُونَ) fiili, bu olumsuz biriktirme eyleminin ahiretteki somut ve acı verici sonucunu açıkça ortaya koyar.
Tevbe Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
O gün bunlar cehennem ateşinde kızdırılacak da onların alınları, böğürleri ve sırtları bunlarla dağlanacak ve “İşte bu, kendiniz için biriktirip sakladığınız şeylerdir. Haydi tadın bakalım, biriktirip sakladıklarınızı!” denilecek. (9/35)