Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû inne keśîran mine-l-ehbâri ve-rruhbâni leye/kulûne emvâle-nnâsi bilbâtili veyasuddûne ‘an sebîli(A)llâh(i)(k) velleżîne yeknizûne-żżehebe velfiddate velâ yunfikûnehâ fî sebîli(A)llâhi febeşşirhum bi'ażâbin elîm(in)
Ey iman edenler! Hahamlardan ve rahiplerden birçoğu, insanların mallarını haksız yollarla yiyorlar ve Allah'ın yolundan alıkoyuyorlar. Altın ve gümüşü biriktirip gizleyerek onları Allah yolunda harcamayanları elem dolu bir azapla müjdele.
Ey iman edenler, şurası bir gerçektir ki, yahudi hahamları ile hıristiyan rahiplerinin bir çoğu insanların mallarını haksız yere yerler ve Allah yolundan saptırırlar. Bir de altın ve gümüşü hazineye doldurup, onları Allah yolunda sarfetmeyenleri bu yüzden acıklı bir azap ile müjdele!
Tevbe Suresi 34. ayet, inananlara hitap ederek din adamlarının (hahamlar ve rahipler) haksız kazançlarını ve insanları Allah yolundan alıkoymalarını eleştirmekte, ayrıca altın ve gümüşü biriktirip infak etmeyenleri şiddetli bir azapla uyarmaktadır. Ayet, malın haksız yollarla elde edilmesi, infakın önemi ve din adamlarının sorumlulukları gibi temel kavramlar etrafında şekillenmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'أكل' kelimesinin asıl anlamının 'bir şeyi ağız yoluyla bedene almak' olduğunu belirtir. Ancak Kur'an'da mecazi olarak 'mal edinmek, tüketmek, faydalanmak' anlamlarında da kullanıldığını ifade eder. Bu ayetteki 'malları yemek' ifadesi, haham ve rahiplerin insanların mallarını haksız yollarla elde etmeleri ve kendi çıkarları için kullanmaları anlamındadır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, Kur'an'daki mecazi kullanımlara dikkat çeker. 'Malları yemek' ifadesinin, malı haksız yere almak ve tüketmek anlamına geldiğini, bunun Arapların dilinde yaygın bir mecaz olduğunu belirtir. Ayetteki kullanımı, din adamlarının dini kullanarak halkın malını gasp etmelerini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'yemek' fiilinin Kur'an'da sadece fiziksel beslenmeyi değil, aynı zamanda 'bir şeyi elde etmek, tüketmek, faydalanmak' gibi geniş bir anlam yelpazesini kapsadığını vurgular. Bu ayetteki 'malları yemek' ifadesi, din adamlarının dini otorite ve konumlarını kötüye kullanarak halkın ekonomik kaynaklarını sömürmelerini, yani haksız kazanç elde etmelerini sembolize eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'باطل' kelimesinin 'hakkın zıttı' olduğunu, 'gerçekliği olmayan, faydasız, boş ve geçersiz' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'bil-bâtıl' ifadesi, haham ve rahiplerin insanların mallarını dini istismar ederek, yalan ve hile ile, yani meşru olmayan yollarla aldıklarını vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'batıl'ın 'varlığı sabit olmayan, hakikati bulunmayan şey' olarak tanımlandığını ifade eder. Bu ayetteki bağlamda, din adamlarının elde ettikleri malların, dini veya ahlaki hiçbir meşruiyete dayanmadığını, tamamen haksız ve geçersiz bir temele oturduğunu belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'batıl' kavramının Kur'an'da 'hak' kavramının antitezi olarak kullanıldığını ve 'gerçek olmayan, temelsiz, boş, değersiz' anlamlarını taşıdığını açıklar. Bu ayette, din adamlarının kazançlarının 'batıl' olması, onların bu kazançları elde ederken dini değerleri ve adaleti hiçe saydıklarını, dolayısıyla bu kazançların hiçbir meşruiyetinin olmadığını gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'صدّ' fiilinin 'engellemek, mani olmak' anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'Allah yolundan alıkoymak' ifadesi, haham ve rahiplerin kendi çıkarları uğruna insanları doğru yoldan, yani İslam'ın prensiplerinden ve Allah'ın emirlerinden uzaklaştırdıklarını, onlara engel olduklarını gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'صدّ' fiilinin hem 'yüz çevirmek' hem de 'engellemek' anlamlarına geldiğini açıklar. Ayetteki kullanımı, din adamlarının sadece kendilerinin Allah yolundan yüz çevirmekle kalmayıp, aynı zamanda başkalarını da bu yoldan saptırdıklarını, onlara mani olduklarını ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'صدّ' fiilinin Kur'an'da genellikle 'engellemek, mani olmak, uzaklaştırmak' anlamlarında kullanıldığını belirtir. Bu ayette, din adamlarının dini tahrif ederek veya kendi çıkarlarını ön planda tutarak insanları Allah'ın belirlediği doğru yoldan, yani hakikatten ve adaletten uzaklaştırma çabalarını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'كنز' kelimesinin 'bir şeyi biriktirip saklamak' anlamına geldiğini, özellikle de yer altına gömülen veya gizlenen mal için kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'altın ve gümüşü biriktirmek' ifadesi, bu malların Allah yolunda harcanmayıp, cimrilikle saklanmasını ve istiflenmesini kınamaktadır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'كنز' kelimesinin 'toplamak, yığmak ve gizlemek' anlamlarını taşıdığını ifade eder. Ayetteki bağlamda, zenginlerin sahip oldukları altın ve gümüşü infak etmeyip, sadece kendi çıkarları için biriktirmelerini ve bu malları toplumdan uzak tutmalarını eleştirmektedir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'كنز'in 'biriktirilmiş mal' anlamına geldiğini ve genellikle yer altına gömülerek saklanan hazine için kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'yüknizûne' fiili, zenginlerin mallarını sadece biriktirmekle kalmayıp, aynı zamanda onları Allah yolunda harcamaktan kaçınarak, adeta toprağa gömer gibi sakladıklarını ve bu durumun ahirette azaba yol açacağını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'إنفاق' kelimesinin 'malın elden çıkması, tükenmesi' anlamına geldiğini ve genellikle 'Allah yolunda harcamak, bağışlamak' anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'Allah yolunda infak etmemek' ifadesi, biriktirilen altın ve gümüşün, toplumun faydasına veya dini amaçlar uğruna harcanmamasını, yani zekat ve sadaka gibi yükümlülüklerin yerine getirilmemesini kınamaktadır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'إنفاق'ın 'malın bir amaç uğruna harcanması' olduğunu ifade eder. Ayetteki 'Allah yolunda infak etmemek' ifadesi, zenginlerin mallarını sadece kendileri için biriktirip, Allah'ın emrettiği şekilde fakirlere yardım etme veya dini hizmetlere katkıda bulunma gibi görevleri ihmal ettiklerini gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'infak' kavramının Kur'an'da 'Allah yolunda harcama, bağışlama' anlamında merkezi bir rol oynadığını belirtir. Bu ayette, 'infak etmemek' eylemi, malın sadece kişisel birikim olarak kalmasını, toplumsal sorumluluktan kaçınılmasını ve bu durumun ahiretteki olumsuz sonuçlarını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'عذاب' kelimesinin 'bir şeyi tatmaktan alıkoyan şey' veya 'acı veren şey' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'azabın' 'elim' (can yakıcı) olarak nitelendirilmesi, bu cezanın şiddetli ve dayanılmaz olacağını, haksız kazanç elde edenler ve mal biriktirip infak etmeyenler için ahiretteki kötü akıbeti ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'azap'ın 'ceza' anlamına geldiğini ve Kur'an'da genellikle Allah'ın günahkarlara verdiği karşılık olarak kullanıldığını açıklar. Bu ayetteki 'can yakıcı azap' ifadesi, din adamlarının haksız kazançları ve zenginlerin infak etmemeleri gibi büyük günahların ahiretteki kaçınılmaz ve şiddetli cezasını vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'azap' kavramının Kur'an'da genellikle 'acı veren, sıkıntı veren ceza' anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'azabın' 'elim' (acı veren) sıfatıyla birlikte kullanılması, bu cezanın sadece bir karşılık değil, aynı zamanda fiziksel ve ruhsal olarak büyük bir ıstırap kaynağı olacağını, dolayısıyla bu tür davranışlardan sakınılması gerektiğini vurgular.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.